Yeni forum hayırlı uğurlu olsun.
Bölüm1
Liseye yeni başlamıştım. Okulumda hazırlık sistemi olduğundan dolayı ilk senem boş geçecekti. Hayat benim için yeni başlıyordu. İstanbulun en prestijli liselerinden birini kazanmıştım. Okulun ilk günü ders programımı görmüş oldum. Hazırlık okuyanların bileceği üzere günlük 9 dersin neredeyse 7 tanesi ingilizceydi. Hocayı bir nevi ailemden çok görecektim. İlk ders sınıf ve İngilizce öğretmenimiz Sinem hoca derse girdi. Kendisi 1.62 boyunda, zayıf, saçlarının ucuna doğru sarı renkte güzel mi güzel bir hocaydı. Okulun ilk günü olduğundan hafif resmi ve ağırlık mavi tonlarında kıyafetler seçmişti. Benim gözüm bir fetiş olarak ayakkabılarına kaydı. Ayaklarında mavi önü açık toplular vardı. Mavi ojeli ayaklarını görebiliyordum. Tahminimce 37 numara ayaklara sahipti. İlk gün tanışma falan derken geçmişti. Eve geldiğimde ayaklarını düşünüp bu zamana kadar bir kızın ayağını koklayamama, öpememe hırsıyla o ayaklara ulaşmam gerektiğini biliyordum. Gel zaman git zaman 2 ay geçmişti. Artık Sinem hocayla çok daha yakındık. Sınıfta sağ kolu gibiydim. Emir şunu yap, bunu getir, sınıfa göz kulak ol... Ama benim ayaklarına karşı olan ilgilimi hocaya söylemem gerekiyordu. Kasım ayında olduğumuzdan dolayı ilk sınavlarımıza girmiştik. Akıllıca fikrim olduğundan İngilizce bilmeme rağmen çok kötü yapmıştım. Hoca okuduğunda kendisinin çok üzgün olduğunu neden böyle olduğunu sormuştu. Özel bir öğretmene ihtiyacım olduğunu, okulda ne kadar görsekte sınıf ortamında pek öğrenemediğimi belirtmiştim. Kendisi bana özel ders verebileceğini, ama bu notu 2. sınavlarda yükseltmezsem külahları değişeceğimizi belirtmişti. İlk özel dersim Cumartesi günü olacaktı. Yanıma bir şey almadan hocanın evinin yolunu tuttum. Apartmana geldiğimde zile bastım ve otomatik kapıdan içeri geçtim. 2. kata çıktığımda hocanın kapısını hemen fark ettim. Kapı da genellikle giydiği CAT marka botları duruyordu. Havalar soğuk olduğundan kalın çorapla beraber onları giyiyordu. Kokularını düşünürken kaç kere 31 çektim hatırlamıyorum. Karşımda olmalarına rağmen riske girmek istemedim ve kapıyı çaldım. Onları orada koklayamamak gerçekten çok üzücüydü ama dayanmalıydım. Hoca kapıyı açarak beni selamladı ve içeri davet etti. Kendisi evde olduğu için rahat giyinmişti ve beni benden alıyordu. Ayaklarında kısa beyaz çorap ve terlik vardı. Kış ayı olduğundan terlikleri ve çorapları çıkarmamıştı. Beni salona buyur ederek bize çay koymaya gitti. Onu beklerken etrafı inceliyordum. Aklıma haince bir fikir geldi. Her zaman okuduğum hikayelerde olan bir şey. Kirli Sepeti. Hocaya yoldan geldiğimden dolayı tuvalete girmem gerektiğini söyledim ve yolu tuttum. İçeri girdiğimde kapıyı kilitledim ve kontrol ettim. Tuvalet gerçekten temizdi. Tek başına yaşadığı için ekstra bir dağınıklık yoktu. Çamaşır makinesinin hemen yanında aradığım hazineyi bulmuştum. Kapağını açtım ve karşımda direk dün okulda giydiği çoraplar geldi. Kalın bot çoraplarıydı. Elime aldığımda çok hafif ıslak olduklarını fark ettim. Burnuma götürdüğüm gibi kokudan vuruldum. Bu koku yaşama sebebim olmalıydı. O ayakların bu çoraplarda 8-9 ders durduğunu hayal etmek, hocanın bütün gün ders anlatırken giydiği ayakkabıların o cat botlar olduğunu bilmek beni daha da azdırıyordu. Patlamam gerekiyordu hoca fark ederse büyük sorunlar meydana gelebilirdi. En iyisi sabırlı olmaktı. Cennet kokusunu iyice içime çektikten sonra bulduğum gibi çorapları yerine bıraktım. Elimi yıkayarak salona geri döndüm. Döndüğümde hoca orada bacak bacak üstüne atmış beni bekliyordu. Yanına oturdum ve sohbete başladık. Sınavıma bakarak eksik olduğum kısımları not etti, üzerine gitmemiz gereken konuları belirledi. O onları planlarken bana soru soruyor, ben de cevaplıyordum. Cevaplarken bazen şaşırıyordum çünkü aklım hep o çoraplardaydı. Şu an ayağındaki beyaz çorapları almak en çok isteyeceğim şey olabilirdi. Bir plan yapmalıydım ama nasıl..
2.Bölüm
Hoca planımızı hazırladıktan sonra bana gösterdi. Kağıda yazdığı konuları aslında ben gayet iyi biliyordum ama özel dersin uzun bir süre sürmesini istediğimde zorlanmış gibi yapacaktım. O gün birazcık daha kaynaştık. Evlenip boşandığını öğrendim. Bekar hayatı sürüyordu. Sonrasında kapı çaldı. Hoca otur canım Yağmur hoca gelecekti dedi. Esra hoca bizim Türkçe öğretmenimizdi. Kendisi esmer, siyah saçlı, İstanbullu bir edebiyat öğretmeniydi. Hazırlık okuduğumuzdan bizim Türkçe derslerimize giriyordu. Benim için en önemli olan nimetleri ise 38 numaraydı. Okulda bunun konusu açılmıştı oradan duymuştum. Genelde spor ayakkabı tercih ediyordu. Özellikle Kırmızı Converselerine bitiyordum. Hoca salona gelince beni gördüğüne şaşırdı ve Emircim burada ne işin var gibi meraklı gözlerle bana baktı. Sinem hocadan İngilizce notumdan sonra özel ders almaya başladığımı söyledim. Kahkaha atarak sınavlarınızı az çok kontrol ettim böyle giderse benden de özel ders alman gerecek dedi. O kadar kötü mü çalışmıştım gibi söylemlerde bulundum. Ama fikir çok hoşuma gitmişti. İki tane güzeller güzeli hocamdan özel ders alacaktım. Ayaklarına göz ucuyla baktığımda babet siyah çoraplarıyla olduğunu gördüm. Sinem hoca mor ev terliği vermişti. Onlar lafa daldığında fırsat bu fırsat diyerek ben yavaştan müsaadeyi isteyeyim dedim. Aklımda hocaların rahatını bozmadan çıkıp kapıda duran hazinelere göz atmak vardı. Kapıyı bildiğimi kahve sefalarını bozmamalarını söyledim ve okulda görüşürüz diyerek odadan çıktım. Hocalar sohbetlerine devam ederken dış kapıyı kapattım ve ayakabbılarımı giydim. Ayakkabılarımın hemen yanında Esra hocamın kırmızı converseleri, onun yanında Sinem hocamın botları vardı. Girerken koklamamıştım ama Esra hocamın gelmesi bir işaret diyerek ikisinide koklamaya karar verdim. Öncelikle sıcak olan, fırından yeni çıkmış ekmek gibi duran Converseleri elime aldım. Genel olarak temiz bir ayakkabıydı. Zaten hocamın arabası vardı, evden okula okuldan eve gidiyordu pislenmesi zor bir ihtimaldi. Burnumu hafif içeri soktum ve kendimden vurulmuşa döndüm. Bu sıcaklık, nem, koku kendime 5-10 saniye gelemedim. Hızlı olmazsam yakalanma korkusuyla tekrar yere koydum. Sinem hocanın ayaklarının yeri farklı olduğundan botu elime aldığımda daha bir özenli davranıyordum. Botlara burnumu soktuğumda burnuma gelen kokuyu size tarif edemem. Cennet kokusu derken boşuna öyle demiyordum. Hocanın her gün bu botlarla koşuşturması kokuyu arttırıyordu. Su geçirmez olduğundan etrafında havanın çıkacağı bir delik bulunmuyordu bundan dolayı koku daha uzun süre içinde kalıyordu. Bu kokunun kaynağına ulaşmamın uzun süreceği belliydi ama kesinlikle değecekti. Botuda 40-50 saniye kokladıktan sonra yere aldığım şekilde bırakarak apartmandan çıktım. Kafamda o güzel kokular, aklımda o güzel çoraplı ayakları düşünerek evin yolunu tuttum.
3.Bölüm
Okul günleri klasik geçiyordu. Herkes Cuma günlerini hafta sonu olduğu için beklerken, ben özel dersime gidebilmek için bekliyordum. Cuma günü gelmişti tekrardan hocanın evinin yolunu tuttum. Bu sefer defterlerimi almıştım ders işleyeceğimizi tahmin ediyordum. Hocamın evine vardığımda kapısında duran botlar gözüme ilişti. Baya bir çamur olmuştu. Tahminimce büyük bir su birikintisine basmıştı hoca. Aklıma hemen bir sinsilik geldi. Bir şekilde konuyu buraya çekip hocanın ayakkabısını temizlemesini önermeliydim. Hoca kapıyı açınca karşımda crop bir üst ile duruyordu. Gerçekten çok güzel bir kadındı. Ayakları yine terliğin içinde bana göz kırpıyordu. Salona oturduk derse ufak ufak başladık. 2. derse başlamadan kısa bir ara verdik. Bu ara sırasında laf lafı açtı konuyu ayakkabıya çektim. Hocaya "Hocam kapıdaki botlara ne yaptınız off-road gibi bir hobiniz mi var?" diyerek şakalaştım. Hoca alınmış olacakki masum bir şekilde o kadar çamur olmuş mu gelirken çamura bastım dedi. Hocaya "Eh hocam biraz olmuş ama merak etmeyin ayakabbıcıya verirsiniz yeni gibi olur." dedim. Hoca buralarda ayakkabıcı olmadığını söyledi. İşte beklediğim fırsat elime düşmüştü. Hocama isterseniz hafta sonu ben götürür temizletirim bizim orada bir ayakkabıcı var. Hatta sıkan, tabanı acıtan ayakkabılarınız varsa onlarıda oraya gösterebilirsiniz gerçekten işinde iyi bir amca dedim. Hoca gerçekten memnun olacağını, eğer beğenirse 2-3 ayakkabısınında bakıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Sonrasında dersimize devam ettik. Çıkarken bana bir torba ve bir miktar para uzattı. Torbayı aldım botlarını güzelce koydum. Gerçekten kirliydiler. Parayı uzatmaya devam etti ama ondan para almayacağımı söyledim. Onun gözünde iyimser bir öğrenci, benim gözümde benim param varken sahibimin parasının harcanmaması gerektiği şeklinde gözüküyordu. Botlarıyla yola koyuldum. Bizim orada gerçekten bir ayakkabıcı vardı ama hiç gitmemiştim. Şimdi de gitmeyecektim. Benim ağzım dururken başka bir temizlik aracına ne gerek var. Eve gelir gelmez odama geçtim. Üstümü değiştirdikten sonra torbayı aldım ve masama geçtim. Elime bir peçete aldım. Öncelikle içlerini kokladım. Bu ayakların gerçekten parfümü olmalıydı. Bu koku insanı kendine kilitliyordu, fetişi olmayan birini bile fetişist yapabilirdi. Peçeteyle kaba çamuru temizledim. O kadar miğdesiz değildim. Sonrasında yanlarını ve üstlerini dilimle temizlemeye başladım. Kaba çamurdan sonra üst tarafında pek bir şey kalmamıştı. Altına geçince işler değişti. Botların altına sıkışmış küçük çakıl taşları, küçük yaprak parçaları, çamur, ıslaklık... Aslında gözüm korkmuştu. Zehirlenmek istemezdim. Ama sahibimin botlarıydı ve onları temiz vermek benim görevimdi. Başladım yalamaya. Gerçekten kötü bir fikirdi. Ama onun bu ayakkabıları umursamadan giymesi, ayaklarının bütün gün içinde terlemesi beni daha da gaza getiriyordu. İyice temizledikten sonra diğer bota geçtim onuda yeni gibi yaptım. Aslında hala eksiği vardı ama hocaya dükkanın hafta sonu kapalı olduğunu, size mahcup olmamak için evde kendim temizlediğimi söyleyecektim. Hem şüphelenmeyecekti hem ücretsiz bu kadar güzel yaptığımı görürse belki hepsini bana temizletirdi. Botları tekrardan temiz bir torbaya koymak için mutfaktan torba aldım. Bu güzeller güzeli nimetler evime gelmişken patlamadan olmazdı zaten kalkık olan sikime 2-3 el atınca patladım. Patlarken burnumda hocanın botlarıyla kendimden geçiyordum. Sonrasında torbayı hazırladım ve çantamın kenarına koydum.
4.Bölüm
Not: Esra hoca olarak belirttiğim hocanın ismini Yağmur olarak değiştiriyorum.
Pazartesi günüydü, hocamın botlarıyla okul yolunu tutmuştum. Okula vardığımda henüz çok insan gelmemişti. Kimseler yokken hocaya botlarını versem aradan çıkarmış olurdum ve dikkat çekmezdim. Öğretmen odasına gittim ve hocanın masasının orada oturup beklemeye başladım, etrafı inceledim. Sinem hocam gerçekten renkli bir kişiliğe sahipti. Tam o sırada Yağmur hoca öğretmenler odasına geldi. Montunu astı ve masasına geçti. Geçerken beni gördü ve selamladı sonrasında eşyalarını bırakıp yanıma geldi. Elimde botlarla kalakaldım. Hoca günaydın faslından sonra gözleriyle botları işaret etti. Hocaya "Sinem hoca botlarını baya bir kirletmişti, bizimde orada tanıdık bir ayakkabıcı var dilerse onun için temizletebileceğimi söyledim. Biliyorsunuz özel derse gidiyorum Cuma günleri, hafta sonuda temizledim getirdim." dedim. Hoca göz uçuyla baktı ve temizliği az çok beğenmişti. Ayaklarında Nike spor ayakkabı vardı. Onlara bakarak " Sizin ayakkabıcıda topuk desteği var mıdır? Bu ayakkabıları versem buna uygun şekilde takabilir mi? Bütün gün derslerde ayaklarım ölüyor." dedi. Benim gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hocaya " Elbette hocam her şey bulunmakta ister siz gidin isterseniz ben götüreyim 2 dakikalık iş dedim." Hoca zamanının olmadığını yarın bu ayakkabıları getirebileceğini, eğer onun için taktırabilirsem çok memnun olacağını söyledi. Elbette hocam diyerek gülümsedim. Konuşmamız bitmeye yakın Sinem hoca odaya geldi, bize günaydın dedikten sonra vay erkencisin Emir dedi. Elimde botları sallayarak yeni gibi oldu hocam dedim. Hoca yerleştikten sonra eline aldı ve botlarına üstün körü baktı. Gerçekten beğenmişti. "Gerçekten güzel temizlemiş, botun rengi ortaya çıkmış, ne kadar ödedin acaba benden para da almadın?" dedi. Hocaya gülümseyerek " Aslında bir ücret yok, hafta sonu kapalıymış bilmediğimden Cumartesi panikledim ve size mahcup olmamak için ben evde olan temizleyiciler ile temizledim. Beğendiğinize gerçekten çok sevindim ama eğer isterseniz yine temizletmeye götürebilirim." dedim. Hoca hafif gülerek " Güzel iş çıkarmışsın, söylemesen anlamazdım, eğer para almadan hep böyle temizlerim diyorsan götürmene gerek yok ben sana bir çuval ayakkabı vereyim temizle onları güzel" dedi. Bunu söylerken hafif dalga geçiyor gibiydi. Yağmur hocada kahkahasına eşlik etti. Kendimi ezdirmemem gerekiyordu ama bir çuval ayakkabı gerçekten güzel bir fikirdi ama niyetimi anlamamaları için ilk seçeneyi seçtim ve " Hocam sizi yüz üstü bırakmamak için temizlemiştim, kokan ayakkabılarınızı temizlemeye meraklı değilim" demiştim. Hoca baya bir içerlemişti. Benim ayaklarım kokmaz gibi şeyler söylüyordu ama Yağmur hocada koktuğunu öğrenince hafif sırıtmaya başladı. Hoca bana sinirli şekilde teşekkür etti ve dersime yolladı. Biraz fazla şey yapmıştım galiba. Gönlünü bir şekilde almam gerekiyordu ama nasıl?
5.Bölüm
Pazartesi öyle geçmişti, Sinem hocayı kırdığımdan benim yüzüme pek bakmıyordu. Gerçekten üzdüğümü fark etmiştim ve üzülmüştüm, gönlünü almam gerekiyordu. Salı günü öğle teneffüsünde matematik hocama soru sormak için öğretmenler odasına gitmiştim. Sorumu sorduktan sonra tam çıkacakken Yağmur hoca seslendi, yanına gittiğimde elindeki torbayı bana uzattı. İçinde dün giydiği nikelar, botları, ve bir adet klasik Adidas ayakkabısı vardı. "Dün Sinem'in botlarını gördükten sonra 2 adet daha ayakkabı getirdim, onların sadece temizlenmesi lazım. Sinemden duyduğuma göre ücret almadan sen temizliyormuşsun" dedi ve güldü. "Evet hocam sizin paranızı alacak değilim, Nikelar içinde ücret ödemenize gerek yok zaten çok bir şey tutmaz, Sinem hocanın gönlünü nasıl alırım onu söyleseniz bana yeter" dedim. Hoca bana yardım edeceğini, Sinem hocanın ağzını yoklayarak bana bir fikir bulacağını söyledi. Ben çıkarken "Ayaklarım kokmaz merak etme" diyerekten güldü. Ben de güldüm ve "Sinem hocanın ayakları zaten gül gibi kokuyor ben o sinirle söyledim". dedim. Hoca biraz şaşırdı ve kesin öyledir gibi söylemlerle devam etti gülmeye. Okul bitimi eve geçerken gerçekten ayakkabıcıya gitmem gerektiğini fark ettim. Nikelar için tabanlık almam gerekiyordu. Ayakkabıcıdan çıktıktan sonra tekrar hızlı hızlı devam ettim eve doğru, gerçekten çok heyecanlıydım. Eve varınca annem kapıyı açtı, normalde evde olmazdı ondan rahattım ama görünce şaşırdım. Anne erkencisin diyerekten selamladım onu. Akşam çıkacağını ondan erken geldiğini söyledi, elimde ayakkabıları görünce bunlar neyin nesi dedi. “Hocanın tabanlığa ihtiyacı varmış, bizim ayakkabıcıyı söyledim kendisi getiremediği için ben getirdim” dedim. Çok üstelemeden aferin oğlum hocalarına yardımcı ol böyle dedi. Benim canıma minnetti anneceğim dedim içimden. Sonrasında odama geçtim, ayakkabıları masaya bıraktım ve üstümü değiştirdim. Annem birazdan çıkardı ondan dolayı riske girmeye gerek yoktu annemi bekleyecektim. Annem 1 saat sonra ben çıkıyorum dedi ve kapıyı çekti, Kapının kapanma sesiyle benim odama koşuşum bir oldu. Ayakkabıları nazikçe torbasından çıkardım, Tek tek yan yana koydum. Üçü bana bakıyordu. Gerçekten çok güzellerdi o 38 numara ayaklarda duruşları beni benden bitiren ayakkabılar şu an karşımda duruyorlardı. Tek tek koklayacaktım ve tahminimce en az kokan Nikelar ile başladım, tahminimde doğruydum. Hem hoca yeni almıştı, hem plastik taktığımız topuk aparatı kokuyu bozmuştu. İstediğimi alamamıştı bundan dolayı üzgündüm. Hemen ikinci sırada duran adidasa geçtim. Beyaz klasik adidastı, ama beyaz demeye bin şahit lazım. Hoca tahminimce 1,5 seneden fazladır giyiyordu. Daha fazla dayanamadan hemen koklamaya başladım. Bu koku, Sinem hoca kadar olmasada güzel bir kokuydu. Hoca biraz dominant bir yapıdaydı ödev yapmayınca, hemen kızan bir hocaydı. Bu ayakların kokusu beni kendine bağlıyordu, onun bağırmasını kulaklarımda duyuyordum. Bu ayakkabılar benim gözümde çok şanslıydı. 1,5 senedir o güzeller güzeli ayakları taşıyorlardı ve onlar gibi kokuyordu. Öğretmenler tahmin edersinizki genelde ayakta ders işler, bizim hocamızda öyleydi. Bütün gün sınıflarda ayakta ders işliyordu. Bunları düşündükçe sertleşmeye başladım. Şu an boşalamazdım ondan dolayı ellemedim çavuşu. Hemen sonra botlara geçtim. Botları gerçekten pisti. 39 numara almıştı tahminimce uzun bir süredir bu botlara sahipti. Büyük almış uzun süre giymek istiyor diye düşündüm. Botlara kafamı daldırınca kokunun tadı olduğunu fark ettim. Gerçekten uzun yıllardır giyilmiş olması, etrafının kapalı olması, ve genel olarak yıpranması kokuyu arttırıyordu. Spor ayakkabıya göre botlar çok daha güzeldi benim için. Herkesin yanında durmaktan çekindiği kokuyla ben aşk yaşıyordum. Onun için ölebilirdim. Botlarıda yeterince kokladığımda bir elimi çavuşuma atmıştım. İnanın bu kadar hızlı boşaldığımı hatırlamıyorum. Bu kokular sihirliydi. Bu hocalara bir şekilde hizmet etmeliydim, hayatımı onlara adamalıydım. Boşaldıktan sonra üstümü temizledim. Tam ayakkabıları bırakacakken temizlemeyi unuttuğum aklıma geldi. Kokudan dolayı sarhoş gibiydim unutmuştum. Ağzıma bir yudum su aldım sulansın diye sonrasında Nikelar ile başladım. Dediğim gibi temiz bir ayakkabıydı ondan pek bir tat yoktu. Altına geçince hafif pislik tadı geliyordu ama hoca genelde okulda giydiğinden yine pek bir tat almamıştım. Buna üzüldüğümü fark ettiğimde çok garip oldum. Ben bu pislikleri yemekten zevk alıyordum ve tadı olmadığı için üzülüyordum. Gerçekten hocalar benim için farklıydı, onların bastığı, gram umrunda olmayan hatta fark etmediği o çakıl parçaları benim için en güzel yemekti. Umursamadan eve geldiğinde çıkardığı o ayakkabılar, belki aldığından beri bir kere temizlemediği o botlar benim için nimetti. Hayatımın anlamıydı. Bunları düşündükçe daha da gaza geldim ve botlara geçtim. Gerçekten çok pislerdi. Hemen üstlerini ve yanlarını temizlemeye başladım. Bu sefer peçete ile kabasını almamıştım çünkü kendimden geçmiştim sadece dilimi kullanmalıydım. Dilime değen her çamur parçasında midem bulanıyor ama bundan zevk alıyordum. Az önce boşalmama rağmen çavuş tekrar ayaklanmıştı. Çakıl taşları, karın geride bıraktığı izler, çamur parçaları hepsi dilimde birleşiyor mideme iniyordu. Altını temizledikten sonra diğer eşiyle karşılaştırdım. Dilim gerçekten işinde iyiydi. Hocayı mutlu edeceğim için çok sevinmiştim onun mutlu olması demek daha fazla ayakkabıyı temizleyebilirim demekti. Diğer botu temizledikten sonra son olarak Adidasa geldim. Onlar botlar kadar pis değil, nikelar kadar temiz değildi. Botlardan sonra tatlı gibi geldiler. Onlarıda temizledikten sonra tekrar bir hepsini masaya koydum. Adidasların gerçekten rengi açılmıştı. Nikelar zaten güzeldi, botlarda yeni sezona hazırdı. Yıllar sonra ilk defa temizlenmiştiler. Hepsini torbaya ayrı ayrı koydum. Böylece birbirlerini değmeyeceklerdi. Hocanın mutlu olacağını hayal ederek torbayı çantamın yanına bıraktım ve duşa girdim.
6.Bölüm
Çarşamba günü kalktıktan sonra üstümü giydim, çantamı ve ayakkabıları alıp yola koyuldum. Okula otobüs kullanarak gidiyordum. Sabah olduğundan işine yetişmeye çalışan insanlar ve öğrenciler oluyordu. Okula vardığımda daha zamanım vardı. Öğretmenler odasına çıkıp hocamı bekleyecektim. Torbayı alıp öğretmen odasına doğru yol aldım. Yağmur hocanın masasına geldiğimde hoca daha gelmemişti. Yağmur hocanın masası kör noktada kalıyordu, masanın altını hocanın yanına gelmeden kimse göremezdi. O sırada aklımdan neler geçiyordu. Masanın altına kamera koymak bile gelmişti, belki hoca ders araları ayakkabılarını çıkarıyor ayaklarını dinlendiriyordur diye. O güzel 38 numaralı ayakları görmek için her şeyi yapardım. Sandalyesine bilerek oturmamıştım hocayı ayakta bekliyordum kim bilir ne zaman gelecekti. Yaklaşık 10-12 dakika sonra hoca odaya geldi herkese günaydın diyerek kendi masasına doğru yürüdü. Beni görünce sana da günaydın Kurye diyerek hafif güldü. Neşesi yerindeydi. Ben de bozuntuya vermeden, “Günaydın efendim, siparişinizi getirmiştim.” Dedim. Hoca gülerek çantasını ve montunu astı. Hemen ayaklarına indiğimde Kırmızı güzeller güzeli converselerini giymişti. Onlara bir şekilde ulaşmam gerekiyordu. Hemen aklıma bir fikir geldi. Converseler kumaş olduğundan çok dikkatli temizlenmesi gerekiyordu. Hocaya buradan yürüyerek onları alabilirdim. Şansımı deneyecektim ama önce ürünlerimi teslim etmeliydim. Hocaya torbayı uzattım, hoca torbadan çıkarmadan torbayı açıp içine baktı. “Vay be, gerçekten beklemediğim kadar güzel temizlemişsin, Botlarımın rengi değişmiş. “ Diyerek gülüyordu. “Hocam valla botlarınız farklı bir modele dönüştü, arada yıkarsanız daha uzun ömürlü olurlar.” Dedim. Hoca “Valla bu yaştan sonra yıkayamam, hem ben ayakkabıcımı buldum, ücretsiz her şeyimi yapıyor.” Dedi. Hocanın gülmesine eşlik ettim, her zaman hocam dedim. Şimdi Kırmızı nimetler için harekete geçme vaktiydi. Hocaya “Siz ayakkabılar hakkında bilgi sahibi değilsiniz, Converseler nasıl yıkanmalı fikriniz yoktur şimdi.” Dedim, ayakkabıcı müşteri rolüne devam ediyordum. Hoca gerçekten fikrinin olmadığını, nasıl yapıldığını sordu. O an bir şeyler salladım, elde yıkanmasını gerektiğini, suya değmeden ıslak bir bez ile dikkatli temizlenmesi gerektiğini söyledim. Yoksa kumaşının aşınacağını, ömrünün biteceğini belirttim. Hoca şaşırarak “O kadar bilgilisiniz Kurye bey, size bu ayakkabılarıda versem yıkar mısınız acaba?” Dedi. Şans yüzüme gülüyordu. “Tabii ki efendim, işimiz bu” dedim. “İsterseniz bugün getirdiğim ayakkabılardan birini giyin, ben bunları bugün götüreyim.” Dedim. Hocanın bu kombinine bu ayakkabılar çok yakışmıştı ama fırsat bulmuşken vermek için olur demişti. Bilekli converse olduğundan çoraplarını görmüyordum. Ayakta beklerken beyaz adidaslarını çıkardı, ayaklarının yanına koydu. Biraz bekledikten sonra “Ne zamandan beri müşteri kendi ayakkabısını değiştiriyor acaba beyfendi.” Dedi. Gülerek kusura bakmayın efendim dalmışım hemen değiştiririm dedim. Eğilip converselerin bir ipini çözmüştüm. Hoca yukardan bana gülüyordu. Tam çıkaracakken “Şaka yaptım oğlum ben değiştiririm.” Dedi. Hayallerim suya düşmüştü, ne güzel ayaklarına değecektim. Hoca çıkarınca yere basmadan adidasın üzerine bastı. Ayaklarında beyaz spor soket çorap vardı. Siyah ojeleri çok hafif belli oluyordu. O siyah ojeler bir ayakta bu kadar güzel durabilirdi. Beyaz çorabın altından göz kırpıyorlardı bizi öp diye. Adidaslarını giyince Converseleri elime verdi. Torba olmadığından elimde götürmem gerekiyordu. Tam çıkacakken aklıma Sinem hocanın bana darıldığı ve onun için bir fikir bulup bulmadığını sordum. Hoca “Valla canım onun için fikrim yok, ayaklarının kokmasından vurdun kadını yine oradan gönlünü alman gerekiyor. Artık çoraplarını mı koklarsın, ayaklarını mı öpersin bilemem.” Dedi. Bunu derken gülüyordu. “Hocam çorap koklamak ne, ayrıca gerçekten o an sinirle söyledim, Sinem hocanın ayakları kokmuyor” dedim. Yağmur hoca “Onu ona gidip söylemen gerekiyor canım, birazdan burada olur git bekle istersen masasında.” Dedi. Teşekkürler hocam diyerek onun masasına gittim, hemen 2 masa yan taraftaydı. Hocayı beklerken üst sınıfların zili çaldı ve birçok hoca derse gitti. Tam o sıra Sinem hoca geldi. Onu görünce Günaydın dedim, istemeye istemeye karşılık verdi. Hoca masasına oturdu beni görmezden geliyordu ben başında dikiliyordum. Bir kadını hele böyle güzel bir kadını ayaklarının kokmasından vurmak çok kötü bir fikirdi. Yağmur hocanın bir kulağı bizdeydi farkındaydım. Sinem hocaya “Hocam dediklerim için özür dilerim, ayaklarınız aslında kokmuyor, temizlerken hiç koku hissetmedim. Hatta bir ara çilek bile koktu.” Dedim gülümseyerek. Hoca katı bir sesle “Kanıtla o zaman.” Dedi. Şaşırmıştım. “Nasıl yani?” Dedim. “Dediğim şey basit Emir, ayaklarımın kötü kokmadığını kanıtla.” Dedi. Yağmur hocanın duyduğunu biliyordu, hocaya kendini ezdirmemek için benim ağzımdan güzel kokuyor lafını duymak istiyordu hatta lafını değil direk görmek istiyordu. “Koklamamı mı istiyorsunuz yani? O zaman affeder misiniz?” Dedim. Hoca kafasını sallayarak onayladı. Burada mı yapayım diye sordum ve yine kafasını salladı. Ayaklarında, spor ayakkabılar vardı. Beyaz bileğine kadar olan çoraplar hafif gözüküyordu. Elimde olan Converseleri yere koyarak eğildim. Hocanın bir ayakkabısının bağcıklarını çözdüm ve çıkardım. Yağmur hoca ve o meraklı gözlerle beni izliyordu. Diğer hocalar gitmişti, kalanların buraya görme ihtimali yoktu. Ayakkabısını çıkarınca beyaz çorapları bana göz kırptı. Ayaklarında kırmızı oje vardı. Yağmur hocaya siyah oje ne kadar çok yakışıyorsa kırmızı oje Sinem hocaya o kadar hatta daha fazla yakışıyordu. Ayaklarını ayakkabıdan çıkarınca hafif parmaklarını kıtlattı. Hocaya son kez göz ucuyla baktım hala devam etmemi istiyor mu diye. Tahminimce Yağmur hocanında izlemesi onu gaza getirmişti. Elime ayağını alıp suratıma yaklaştırdım ve burnumla çok hafif kokladım. Çorapları sabah giydiği aynı zamanda daha erken saatler olduğundan dolayı pek bir koku yoktu. Hayal kırıklığına uğramıştım. Üstten kokladığım için hoca tatmin olmamıştı. “Taban tarafından kokla.” Dedi. Emir vermesi beni bitiriyordu ama hocanın bu kadar sinirlendiğini tahmin etmiyordum. Tabanlarını yüzüme çevirdiğimde temiz bir tabanla karşılaştım. Bu çorapların kirli olduğunu görmek için nelerimi vermezdim. Onları ağzıma atıp çamaşır makinesi gibi temizlemek için servetimi verebilirdim. Hafif kokladıktan sonra tam çekecektim, hoca kafamdan bastırarak “3 saniye herkes koklar, bekle bakalım biraz hem kokuyorsa kokuyu alda güzel koksun.” Dedi. 5 Dakikadır ayaklarını kokluyordum elini kafamdan çektiği gibi kendimi geriye attım. Yağmur hoca şaşkınlıkla bizi izliyordu. Hoca “Nasılmış bakalım kokusu?” Yağmur hoca izlediğinden hocamın egosunu tatmin etmeliydim. Böylece hem benimle barışırdı hemde kendimi gözünde küçük düşürürdüm. “Hocam cennetin kokusunun sizin ayaklarınızdan geldiğini bilmiyordum, çok güzel bir koku.” Dedim. Hoca bunları duyduğuna özellikle Yağmur hocanın duyduğuna sevinmişti. Aferin, affettim seni bir daha sözlerine dikkat et yoksa böyle kolay kurtulamazsın dedi. “Ayrıca yarın ayakkabılarımı getireceğim onları temizleyeceksin, Yağmurun kırmızı converselerinide almışsın sen iyice bu işe alıştın” dedi gülerek. Tabii ki hocam diyerek kafa salladım. Tam Converseleri alarak dışarı çıkacaktım, Yağmur hoca “Vay be 5 dakika Sinemin ayaklarını kokladın, ayak kokmaz mı be?” Diyerek benle konuştu o sıra odadan çıkıyorduk Sinem hoca bizi duymuyordu. “Hocam gerçekten bir koku yoktu, sizin de ayaklarınız kokmuyordu, ikinizde güzeller güzeli kadınlarsınız nasıl koksun ayaklarınız.” Dedim. “Ah Emircim büyük konuşma sen onları birde 9 ders üstüne etüt yaptığım Perşembe günleri gör.”Dedi. Hocaya gülerek sizin ayaklarınız kokmazki dedim. Hoca “Alla alla çok biliyorsun sen, Cuma sana getireyim çorapları ama kaçmak yok koklayacaksın.” Dedi hafif gülerek ve ciddi bir şekilde. “Tabii ki hocam, cennet kokusundan kim kaçmış?” Dedim. Hoca göreceğiz cenneti hadi dersine git şimdi dedi ve yanımdan ayrıldı. Converseleri dolaba koyarak dersime girdim. Okulun bitmesini iple çekiyordum. Özellikle Cuma gününü beklemek için artık bir sebebim daha vardı. Yağmur hocanın kirli çorapları…
7. Bölüm
Çarşamba günü derslerim bittikten sonra dolaptan converseleri alıp okuldan çıkacaktım, tam o sıra da Yağmur hocayı gördüm ve yanına gittim. Beni görünce yüzü güldü ve “Emircim ben de seni arıyordum, Cuma sabahı değilde perşembe akşamı yapalım iddiayı, taze taze fırından yeni çıkmış gibi olsun. Ayrıca iddiamız nedir, ben boş boş ayaklarımı koklatmam.” Dedi gülerek ve mutlu bir ses tonuyla. “Hocam siz bilirsiniz, zaten ben kazanacağım ondan istediğiniz iddiayı koyun.” Dedim. Hoca “O zaman ben kazanırsam, yani ayaklarım kokarsa bana güzel bir ayak masajı yaparsın, yarın o kadar topuklularda yorulacaklar dinlenmeyi hak ediyorlar.” Dedi. “Topuklu?” Dedim şaşırarak. Yağmur hoca çok sportif bir insandı ilk gün hariç neredeyse hiç topuklu giyerken onu görmemiştim. “Ee Emirim sen kaşındın, spor çorap pek kokmaz spor yapmazsam, naylon çoraplarımı giyeceğim, kaybetmeye hiç lüzum yok, o masajı istiyorum.” Dedi. Hem şaşkınlık hem mutluluk sarmıştı vücudumu. “Siz bilirsiniz hocam isterseniz üst üste giyin çorapları yine kokmayacak.” Dedim. Hoca aa iyi fikirmiş dedi ve güldü. Sonrasında öğretmenler odasına çıktı bende ayakkabılarıyla yola koyuldum. Direk eve gittim eve girdiğimde annem yoktu ondan rahattım, odama geçip artık masa değilde ayakkabı tezgahı gibi olan çalışma masama Converseleri güzelce koydum. Üstüme rahat bir şeyler giyip geldim tekrardan masanın başına. Karşımda güzel mi güzel parlak kırmızı Converseler duruyordu. Dilimi hafif tükürükledim ve artık hazırdım. Hocanın beyaz çoraplarını düşünerek önce içine burnumu daldırdım. Ayakkabı yeniydi, kumaş kokusu ve hocamın cennet kokusu yeni yeni karışmaya başlamıştı, bu da güzeldi ama benim için yeterli değildi. Ben sadece o kokuyu istiyordum o kokuya sahip bir makineye bağlı yaşamaya şans verseler bir saniye düşünmezdim. Sonrasında dışını temizlemeye başladım. Ayakkabıya dikkat ediyordu çünkü pislenirse rengi ortadan kaybolurdu, Converselerin klasik beyaz kısmında hafif çamur lekeleri vardı. Ama dişimin yardımıyla onlarıda güzelce temizledim. Artık gerçekten bu pisliklerle besleniyordum. Besin kaynağım bunlar olmuştu. Altına geldiğimde beni yine güzel bir açık menü bekliyordu. Çakıl taşlarından, çamura her şey vardı. Topuk kısmından başlayıp üste doğru gittim. Dilimde toplanan kirler gerçekten fazlalaşıyordu. Biriktirdikçe yutkunup tekrar dilimi çıkarıyordum. Aynı işlemi tekrar edip tertemiz yaptım. Hocaların ayakkabıcısı olmak gerçekten iyi fikirdi. Yağmur hoca ilk göz ağrım değildi. Benim asıl hedefim yoğun kokulu, kırmızı ojeli Sinem hocamın 37 numara ayaklarıydı. Ama Yağmur hocanında ondan geri kalır yönü yoktu. Gerçekten ikiside güzel ayaklara sahipti. Evli olmamaları, genç olmaları ve onlara bakım yapmaları bunun en büyük sebeplerindendi. Ayakkabıları temizledikten sonra güzelce torbaya koydum. Sonrasında klasik ödevlerimi yaptım. Yarın olacakları düşünüyordum, hocanın naylon çorapla gelmesi, iddiaya girmemiz ve kazanırsa ona ayak masajı yapacak olmam. Onu kazandıracaktım ama bu işlerin tekrar etmesini istiyordum bundan dolayı yarın gün içinde iddiayı arttıracaktım. Sabah olduğunda klasik okula doğru yola çıktım, anneme akşam geç geleceğimi etüte kalacağımı söyledim. Okula vardığımda çantamı sınıfa bıraktığım gibi öğretmenler odasına gittim. Yağmur hocadan erken gelip onu ayakta hizmetçisi gibi beklemeliydim. Tekrar masasına geçip beklemeye başladım. Hoca ben geldikten 15 dakika sonra geldi, biraz yorulmuştum ama onun girişini görünce bütün yorgunluğum geçmiş, kendime gelmiştim. Hoca tekrardan hocalara günaydın diyerek kendi masasına geldi. “Vay Emir, yine erkenciğiz bakıyorum, valla alıştım birinin beni böyle beklemesine sabahları.” Dedi. Hocaya gülerek “Hocam siparişlerinizi getirmiştim, ve iddiaya bir şeyler eklemek istiyordum.” Dedim. Hoca gülerek neymiş onlar diye sordu. Bu sırada hocanın ayaklarına baktım. Siyah topuklu ayakkabıya, siyah naylon kısa çorap giymişti. Bu hoca gerçekten modadan anlıyordu. O çoraplarını bütünleyen siyah pantolonu, üstünde beyaz gömleği 10 numara bir kombini vardı. Hocaya “Hocam benim kaybetme ihtimalim yok, eğer ben kazanırsam zaten evim yol üstünde, her sabah beni siz alırsınız ben otobüs parası ödemem.” Dedim. Aslında böyle bir şeye gerek yoktu ama hocayı gaza getirmem gerekiyordu. “İsterseniz sizde arttırın, sadece 1 masaj için kazanmış olmayın, zaten öyle bir ihtimal yokta.” Dedim gülerek. Hoca sinirlenmiş olacakki “Tamam kabul, eğer ben kazanırsam 1 masaj değil istediğim zaman masaj yapacaksın ve bu ister spor çıkışı, ister sakin bir gün olacak ikiletmeyeceksin.” Dedi. Hoca gerçekten tam istediğim iddiayı ortaya atmıştı, hemen kabul etmeyip biraz mızmızlandım, hoca bunun üstüne noldu kaybetmem diyordun dedi. Hocaya topuklu ayakkabı giydiğini ilk defa gördüğümü bundan dolayı korkmaya başladığımı söyledim. Hoca bu ayakkabıların yıllardır onda olduğunu, genelde naylon çorap bazen çıplak ayakla giydiğini belirtti. Korkmakta haklıydım. Sonrasında öğrenci zili çaldı ve beni gönderdi. Ayakkabılar için teşekkür etmemişti. Artık teşekkür etme faslını geçmiştik, normalde sanki yapmam gereken bir görevmiş gibi davranıyordu. Dersler başladı, ilk ders Sinem hocaylaydı. Öğle teneffüsüne kadar klasikti, sonrasında 2 ders Türkçemiz vardı. Yağmur hoca derse geldi, test çözdürecekti, Testleri dağıttıktan sonra aramızda gezmeye başladı, topuklunun sesi tak tak geliyordu. Ön tarafta oturuyordum. Teneffüs olmaya yakın yanıma gelip, "Bu seslere alışsan iyi edersin, akşam bol bol duyacaksın.” Dedi. Hoca artık beni korkutuyordu. Zil çaldı hoca çıktı tekrardan derslere devam ettik. Okul bittikten sonra, etüt için insanlar sınıflara gidiyordu. Benim etütüm yoktu bundan dolayı öğretmenler odasına gidip Yağmur hocanın masasında beklemeye başladım. Beni gören Sinem hoca burada ne yaptığımı sordu, Yağmur hocayla iddiaya girdiğimizi onu beklediğimi söyledim. Ne iddiası acaba diyerek meraklı şekilde sordu. Olayı anlattım ve masajı duyunca bir anda değişti ve “Artık biricik öğretmeninede yarın özel derste yaparsın, her gün size İngilizce öğretiyoruz hayırsız.” Dedi. “Tabii ki hocam siz isteyin yeter ders arası size de yaparım.” Dedim. Keşke başka şeye dua etseydim, dün dua ettiğim şeyler bugün gerçek oluyordu. Çok heyecanlanmaya başlamıştım. Yaklaşık 1 saat sonra yağmur hocaya odaya geldi. Topukluları yüzünden geldiğini anlayabiliyordum. Sinem hocaya selam verdikten sonra yanıma geldi ve oturdu. Oturduğu gibi “Oh Dünya varmış be, Etütte sınav yaptım gözetmen olduğumdan oturamadım.” dedi. “Eee hazır mısın bakalım kaybetmeye, ayaklarım seni bekliyor.” Dedi sırıtarak. “Valla hocam sabahları 7.15 gibi alırsınız.” Diyerek diklenmeye devam ediyordum. Göreceğiz 7.15 dedi ve hadi çıkar bakalım ayakkabılarımı dedi. Eğildim ve usulca topuğundan tutarak topukluları çıkarmaya başladım.
8.Bölüm
Bacak bacak üstüne atmıştı, sol ayağı havadaydı ilk olarak ondan başladım. Topukluyu çıkarırken yaklaştığım için kokuyu almaya başlamıştım. Gerçekten hocanın dediği gibi koku çok daha fazlaydı. Hoca bunun beni üzeceğini düşünmesi, bana şu an eziyet ettiğini düşünmesi beni daha mutlu ediyordu. Aslında bana hayatımda yaşayabileceğim en güzel şeyleri yaşatıyordu. Hafif gülümseyerek beni izliyordu. Topukluyu çıkarıp yere koyduktan sonra hocanın dikkati daha da büyüdü, artık koklamamı bekliyordu. Koku gerçekten çok fazlaydı. Ama hocaya kokmadığını söyleyecektim. Tabanını bana doğru kaldırdı. Bilerek tabanını koklatıyordu, ayaklarının üst taraflarına laik değildim. Koku tabana yaklaştıkça artıyordu ama ben hiç bozmadan devam ediyordum. Tabanı tam burnuma değince “İyice burnuna çek, nefes alışını duymak istiyorum, nereden bileyim ağzından almadığını?” Dedi hoca. Bunu demesiyle ben daha derin nefes almaya başladım. Nefesimi sadece o değil, 2 masa ilerde yazılıları okuyan Sinem hoca duymuş olacakki, ayağa kalkıp yanımıza yaklaştı. Okul sonrası olduğu için pek öğretmen yoktu ondan rahattım. Sinem hoca yaklaşınca gülmesini eksik etmedi. “Napıyorsun kız Yağmur çocuğa” dedi. Yağmur hoca alaycı bir tavır ile “Eh Sinemcim benimle iddiaya girmeden önce düşünecekti, bugün benim en dolu günüm biliyorsun, bütün gün topukluda kıvrılan ayaklarımı koklamak istediğini belirtti kendisi kıramadım.” Dedi. Sinem hoca kahkaha atmaya başladı ve “Ah Emircim ayakkabı temizliğinden nerelere düşmüşsün, bir ara ben de isterim bu koku servisinizden bakalım benim gerçek ayak kokum nasılmış.” Dedi. Sinem hocanın bunu alaycı tavırla söylemesi beni mutlu ediyordu. Kendimi onların karşısında gerçekten baya ezik bir duruma sokmuştum. 3-4 dakika geçmişti, Yağmur hoca tabanını yüzümden çekip, “Çekmesem hiç ayrılacağını yok sevdin sen.” Dedi. “Hocam dediğim gibi bir koku yok, cenneti bulmuşken koklayayım dedim. 9 dersi bırakın isterseniz 1 hafta aynı çorabı kullanın sizin ayaklarınız kötü kokmaz.” Dedim. Hoca buna sinirlenmişti, iddiayı kazanmak istiyordu. Beni evden alma fikri onun için hoş değildi, ekstra bir sorumluluk demekti. Hoca “Hocana karşı yalan söyleme, ayaklarımın kokusunu ben buradan aldım. Hadi diğerini çıkarda masaja başla. Burnumuz olmasa bizi yiyeceksin.” Dedi. Tam o sırada Sinem hoca lafa girdi, “Ben buradan aldım kokuyu Emir nasıl kokmuyor, sen koku mu alamıyorsun acaba bir doktora görün.” Dedi. Gülerek karşılık verdim. Şu an daha önemli bir işim vardı, MASAJ. Sağ ayağında olan topukluyuda çıkardım, sonrasında tam masaja başlayacaktım aklıma fikir geldi. Çoraplar iyi hoştu ama hafif nemlilerdi ve ayaklara direk ulaşmama engel oluyordu. Bunlardan kurtulmam gerekiyordu. Hocaya masaj yaparken ağzımda o teri emmek, nemliliğini almak çok isterdim ama maalesef o günler daha gelmemişti. Hocaya “Hocam isterseniz çoraplarınızı çıkarayım, masajı direk hissedin daha iyi olur.” Dedim. Hoca kafa sallayarak onayladı, o sıra telefonda bir şeye bakıyordu. Çok heyecanlanmıştım, kalp atışımı yakın biri duyabilirdi hatta belki Yağmur hoca bile duyuyor olabilirdi. Hocanın çoraplarını yavaşça çıkardım. Topukluların içine sıkıştırdım. Koku bariz bir şekilde artmıştı, siyah ojeler bana göz kırpıyordu. Yağmur hoca rahatlamış olacakki parmaklarını kıtlatıyordu. “Oh be dünya varmış.” Dedi. Sol ayağını tutarak masaja başladım, sağ ayağı boşta olduğu için dizime koymuştu, yere basıp pisletmek istemiyordu. Sol ayağını elime aldığımda kendimden geçmiştim, bu ayağa dokunmak benim için büyük bir lütuftu, Sinem hoca olanları hayretle izliyordu. İzlediğim onlarca fetiş videosundan masaj öğrenmiştim, yaparken hocanın yüz ifadesi değişiyor, sevdiğini anlayabiliyordum. Topuğuna gelince hafif sert olduğunu fark ettim. “Hocam topuklarınız sertleşmiş, müsait bir zamanınızda ayak bakımına gitseniz iyi olacak, güzel ayaklarınız var topuklarınızda güzel olsun.” Dedim. Hoca “Ah Emircim zaman mı var? Keşke Kuaförlerin eve gelme hizmeti olsa, eve zaten geç dönüyorum birde kuaföre gitmekle uğraşamam.” Dedi. Aklımda şimşekler çakmıştı, eve giden kuaför olmak kulağa harika geliyordu. Bunu güzelce planlamalıydım. Bunu duyduktan sonra heyecanım daha da arttı ve masajı çok daha dikkatli güzel yapmaya başladım. Hoca gerçekten rahatlıyordu. 5-6 dakika geçmişti ve “Diğeri.” Dedi. Sol ayağını dizime koyup sağ ayağını elime aldım. İkisi de birbirinden güzeldi. İkisinide öpe öpe bitirmek istiyordum ama nafile şu anlık tek yapabildiğim masajdı. Aslında bakınca güzel ilerlemiştim, ayakkabı temizliğinden masaja. Böyle giderse yakında öpebileceğimi hayal ederek masaja devam ettim. Sağ ayağını da bitirince. Hocaya bitti şeklinde baktım, hoca o kadar rahatlamış olacakki “Valla biz iddiaya hep girelim, bu kadar rahatlatacağını düşünmemiştim.” Dedi. Hocaya gülerek “İlk ve son kazanışınız oldu hocam, bundan sonra iddialarda dikkat etseniz iyi olur.” Şeklinde yanıt verdim. Hoca da bak sen göreceğiz onu dedi. “Hadi ayakkabılarımı giydir sonrada git geç kalma.” Dedi. Hocanın çoraplarını alarak narin ayaklarına geçirdim. Sonrasında topuklularıda giydirerek ayağa kalktım. Hocaya görüşürüz diyerek kapıya yöneldim. Tam o sırada Sinem hoca “Emir dün sana ayakkabı vereceğim demiştim gelsene masamın oradalar vereyim gitmeden.” Dedi. Hocayla masasına gittik, hoca bana 2 çift spor ayakkabı verdi. Tam gidecekken kulağıma yaklaşıp “Cuma günü bu masajdan bende isterim yalnız, iddiaya girmemiz gerekiyorsa girelim.” Dedi. Hocaya gülerek tabii ki hocam o kadar ücret almadan ders veriyorsunuz masaj köpeğiniz olsun dedim. Sonrasında odadan ayrıldım. Elimde ilk göz ağrım, dünya güzeli Sinem hocamın ayakkabıları, elimde Yağmur hocamın ayaklarının cennet kokusuyla evin yolunu tuttum.
9.Bölüm
Eve geldiğimde hızlıca üstümü değiştirip, odama geçtim. Sinem hocamın ayakkabıları torbadan bana göz kırpıyordu. Onları masama alıp tek tek çıkardım. 2 çift göndermişti. İkisi de Nike markaydı. Gerçekten güzel modellerdi. Biri Air 270 diğeri ise günlük yürüyüş ayakkabısıydı. Çok pis değillerdi ama tahminimce o gün otoritesini göstermek için bunları göndermişti. Yoksa daha temizlenmeye ihtiyaçları yoktu. Neyse benim canıma minetti. Artık bir şeyleri onlara göstermem gerektiğini düşünüyordum. Masaja kadar baya güzel ilerlemiştim. Kafamda planlama yaparken Air 270 modelinin sol tekiyle başladım. Önce klasik bir cennet kokusu alacaktım. Burnumu direk içine daldırdım. Gerçekten cennetteydim. Gözleri kapatıp bu ayakkabının içinde saatlerce yürüyüş yapan, gezen tozan ayakları düşündüm. Eve gelip bu ayakkabıdan çıkıp uzanmak için bekleyen ayakları. Hiçbir şeyi umursamadan üstüne basan, yürüyen Sinem hocamı. Gerçekten bu düşünceler bu kokuyla birleşince kendime hakim olamıyordum. Normalde tabanı temizlemezdim ama Sinem hocamın bu güzel nimetlerini bulmuşken dilimi çıkardığım gibi topuk kısmından parmak kısmına doğru yalama başladım. Hafif hafif pamuk iplikleri ağzıma geliyordu. Giydiği çoraplardan kalmaydı bunlar. Genelde anladığım kadarıyla beyaz çorapla giyiyordu. Aklıma bana koklattığı ayakları bu ayakkabıda koklamak geldikçe daha da hırslanıyordum. Hafif tabanı kirli o çorapları, bu ayakkabıları koklamak için neler neler yapmazdım. Tabanını temizledikten sonra baktığımda gerçekten fark belli oluyordu. Hafif ıslaklık kalmıştı. Kurur herhalde diyerek çok kafama takmadım ve diğer tekine geçtim. Dışıyla dilimi pisletmeden önce diğerininde tabanını temizledim. İçleri yeni gibi olmuştu.Sonrasında dışlarını temizledim. Kir dediğim gibi pek yoktu ama olsun yinede ağzıma gelen tat beni avutuyordu. Diğer günlük nike güzelce temizledim. Artık ayakkabı temizliği beni kesmiyordu. Ben o ayakları istiyordum, elimle masaj yapmak değil de dilimle yapmak istiyordum. Cuma günü kalkıp okula gittim. Vardığımda hemen çantamı koyup öğretmenler odasının yolunu tuttum. Bu sefer Yağmur hocanın masasında değil Sinem hocamın masasında bekleyecektim. Yine ayakta bir süre bekledim. Sonra Sinem hoca odaya elinde kahvesi ve sandvici ile geldi. Beni gördükten sonra “Günaydın Kurye, bugün de galiba benim kargolarım var he?.” Dedi. “Günaydın hocam, evet bugün size paketlerim var. Yeni gibi 2 adet ayakkabı.” Dedim. Hoca gülerek sandalyesine oturdu. Ayakkabıları alarak incelemeye başladı. O sırada sandvicinden ısırık, kahvesinden yudum alıyordu. “Bugün ders yapıyoruz değil mi?” Dedi. “Elbette hocam, çıkışta sizdeyim.” Dedim. Acaba masaj isteyini hatırlıyor muydu? Benim sormam garip olurdu onu yaptırmaya itmem gerekiyordu. Eve kadar bunun bir çözümünü düşünürüm diyerekten beklemeye devam ettim. Hoca tabanlarında değişimi görüp hafif sırıttı ama bana bir şey söylemedi. Gerçekten tedirgin olmuştum. Acaba anlamış mıydı? Bu sırıtma normal bir sırıtma değildi, bir şeylerin farkında gibiydi. Bunları düşünürken soğuk soğuk terlemeye başladım. Hoca beni korkutmaya başlamıştı, eğer biliyorsa aileme ne derdi? Bunları kafamda düşünürken hoca “Eline sağlık Emircim, içini temizlediğin sıvı neyse ben de alayım diğer ayakkabıları bir tur temizledim, hem kokusu azalır hem hijyenik olur” diyerek hafif sırıtmaya devam etti. Evde bulduğum klasik kimyasallardan biri diyerek geçiştirdim. Hoca onları torbasına tekrar koyup yere koydu, tam o sıra ayakkabılarına gözüm kaydı. Hafif bot tarzı, ama aynı zamanda her pantolonun altına gidecek bir kahverengi ayakkabıya sahipti. Kısa çizme desem daha doğru olacak gibi. Oturduğu için pantolonu hafif çekiliyordu böylece ayakta olduğumdan çoraplarının ucunu görüyordum. Yine beyaz çorap giymişti. Akşam o çoraplara masaj yapma hevesiyle planı kesin bulmam gerektiğini anladım. Hoca sandviçini ve kahvesini tam bitirmemişti ve bana çıkabilirsin demişti. Onları da bana verip giderken çöpe atar mısın doydum ben demişti. “Afiyet olsun hocam tabii ki.” Diyerek elinden yarım sandvici ve kahveyi aldım. Odanın dışına çıktığımı çöpü direk geçtim, hoca sonuçta çöpe at demişti hangi çöp kutusu söylememişti. Yarım sandviç benim için tek lokmaydı direk ağzıma attım. Hocanın artığını yemek hoştu, ama bu tam sayılmazdı. Onun ağzında çiğnendikten sonra ağzıma tükürmesini daha çok isterdim. Ama utangaç biri olunca o seviyeye kolay gelinmiyordu. Kahve ılık olmuştu dudağının değdiği kısma değerek onuda içtim. Dudağının izinden geçtiği için mi bilmem bana daha tatlı geliyordu. Bu kadının artıkları bile benim için nimetti. Gerçekten bana farklı hisler yaşatıyordu. Akşam çıkışta ona gidecektim ve bir plan bulmalıydım. Eğer dün dediklerin hatırlamazsa masaj yapamazdım, masaj yapamazsam ayaklara sadece uzaktan bakabilirdim. Bunları düşünerek derslerime girdim. Çıkışta bir plan bulmuştum. Eve uğradıktan sonra hocamın evinin yolunu tuttum. Plan gayet basitti. Hocayı tekrar sinir edip, ayak mevzusuna getirecektim. Kendisini Yağmur hocayla kıyaslayıp sinir edecektim böylece eğer ters tepmezse istediklerime kavuşacaktım. Eğer ters teperse kapı dışarı olacaktım. Bu kumarı oynamam gerekiyordu yoksa daha fazla dayanamazdım. Belki direk hoca kendi söylerdi masaj isteyini. Bunları düşünerek hocanın evine geldim ve kapıyı çaldım.
10.Bölüm
3-4 saniye sonra Sinem hoca kapıyı açmıştı, üstünde yine rahat bir şeyler vardı. “Hoş geldin Emircim, ben de yemek için bir şeyler hazırlıyordum.” Dedi. Hoş buldum hocam diyerek içeri geçtim. Ayağında bugün giydiği beyaz çoraplar vardı. Ev terliği ile geziyordu. Ben varken terliğe ne gerek vardı atlasın üstüme bütün her yeri gezdireyim dedim içimden. Bunları hocama karşı söyleyemiyordum. Salona geçtikten sonra hocayı beklemeye başladım. Hoca 2-3 dakika sonra yanıma gelmişti. Yemeğin hazır olduğunu yemek yiyeceğini, istersem bana da bir servis hazırlayabileceğini söyledi. Onun ellerinden yemek yemek çok isterdim ama aklıma daha iyi bir fikir geldi. Mutfağa gidip masaya oturduk. Hoca yemeğini yerken havadan sudan konuşuyorduk. Benim yaptığım planı devreye sokmam gerekiyordu. Konu bugün nasıl yorulduğuna geldi, haftanın son günü olduğundan birçok şeyi yetiştirmeye çalışmış, sınıftan sınıfa koştuğunu söylemişti. Bunları söylerken ben o kısa çizmelerin içinde terleyen ayakları düşünüyordum. Çizmenin etrafı kapalıydı bu da demek oluyordu ki bütün teri, tuzu o güzel çoraplar emmişti. Aslında direk söylesem ne kaybede bilirdim ki? “Hocam o zaman bu ağır günün ardından bir ayak masajı iyi gider haksız mıyım? Hem size sözüm vardı.” Dedim. Hoca lokmasını yuttu ve “Ay evet Emircim, sözünü iyi unutmamışsın valla ben unutmuştum. Şöyle güzelinden bir masaj yaptı ayaklarım ağrıdan koptu bütün gün çizmeyle.” Dedi. “Ama önce yemeğimi bitireyim salonda kahvemi yudumlarken yaparsın, biraz rahatıma düşkünümdür.” Diye ekledi. Ben de gülümseyerek tabii ki hocam dedim. Artık hocanın yemeğini bitirmesini bekliyordum. Hoca yemeğini bitirdikten sonra kahvesini yapmaya başladı, sonra içeri geçelim diyerek önümden salona doğru gitti. Hemen arkasındaydım. Ev pek büyük değildi ama tek kişi için ideal boyuttaydı. Salona geldikten sonra televizyonun kumandasını aldı ve koltuğa oturdu. Ben de ayaklarının ucuna doğru oturdum. Birazdan onlara kavuşacaktım. Aslında yerim ayağının dibiydi ama işte bir süre bu kölelik ruhumu bastırmam gerekiyordu. Hocam “Eee ne zaman başlıyorsunuz masör bey, bu ayaklar bütün gün zaten dikildi daha fazla bekleyemez.” Diyerek güldü. “Hemen efendim, siz rahatınızı bozmayın ayaklarınızı bana bırakın.” Diyerek ayaklarını kucağıma aldım. “Tabii ki rahatımı bozmayacağım, masörsünüz işinizi iyi yapmak zorundasınız, müşteri memnuniyeti önemli yoksa bir daha gelmem size.” Diyerek gülmeye devam etti. Aslında kendisinden ne para alıyordum ne bir şey. Ama bu role bürünmek onuda benide mutlu ediyordu. Ayaklarından terlikleri çıkarıp yere koydum. Hoca o sıra benle ilgilenmeyi bırakın göz teması bile kurmuyordu. Telefonuna veya televizyona bakıyordu. Yağmur hocaya sorduğum gibi sorup çorapları çıkaracaktım ama onu sinir ederek çıkarmak varken neden düz bir şekilde çıkarsaydım. Önce çoraplı ayaklarını elime alarak tabanlarına hafif baskılar uyguladım. Çorapları bariz şekilde nemliydi 10-11 saat çizmenin içinde koşuşturdu için gayet normal geldi. Hatta daha fazla olmasını bile bekler, isterdim. Çoraplara çok yakın değildim bundan dolayı kokuyu tam alamıyordum. Çoraplı ayaklarına 1-2 dakika masaj yaptıktan sonra “Hocam evde ıslak bir yer mi var? Çoraplarınız ıpıslak ” Dedim. Hoca sinirlenmiş olacakki “Alla alla dua et onları temizletmiyorum, tam rahatlayacağım sinir ediyorsun insanı Emir. İyi çıkar kenara koy bütün gün ayaklarımdaydı tabii ki ıslak olacaklar.” Dedi. Bunu söylerken tam kızmamıştı ama ciddiydi. Pısırık bir hale bürünmüştüm karşısında hızlıca çorapları çıkarıp kenara nazik şekilde koydum. Bunu fark etmiş olacakki sinsi bir gülümseme ile telefona bakmaya devam etti. Ayaklarında hala kırmızı oje vardı, yakında gördüğümden nasıl kusursuz sürdüğünü bir kez daha anladım. Hiç taşırmamıştı. Gerçekten ayaklarında çok güzel duruyordu. Hemen sağ ayağını elime alarak başladım masaja. Çoraplardan kalan hafif nemlilik parmaklarıma bulaşıyordu. Kucağımdan kaldırıp havaya aldığımdan koku artık gelmeye başlamıştı. Gerçekten bu hocanın teri, kokusu benim için besin, yaşama kaynağıdı. Çok güzel bir kokuydu. Cennet kokusu derken abartmıyordum. Koku hocayada gitmiş olacakki hafif yüzünü büzüştürdü ve “İstersen ayaklarıma bir su tutayım, kokusu buraya kadar geldi.” Dedi. “Yok hocam cennet kokusunu kaybetmek istemem.” Dedim. Galiba bir tık ileri gitmiş olacağım ki hoca “Emir sen cidden iyi değilsin, kaç saattir ayaklarımda o çizmelerle, çoraplarla koşuşturuyorum, bütün gün içlerinde terliyor sen gelmiş bu kokuya cennet kokusu diyorsun. Senin fetiştin falan mı var acaba sen bilmiyorsun.” Dedi. Hocanın bu konuları bilmesi beni şaşırtmıştı. O an heyecandan boğazım düğümlenmişti. Ne diyeceğimi bilememiştim. En iyisi salağa yatmaktı. “Hocam fetiş derken o ne demek? Ben gerçekten kötü bir koku almıyorum yoksa size söylerdim.” Dedim. Hoca “ Fetiş şu canım, mesela ayak fetişleri vardır, internette görmüştüm ben de, ayaklara karşı ilgi duyan, onlara gözüymüş gibi bakan, iğrenmeyen insanlara denir fetişist.” Dedi. Şaşırmış gibi yaparak “Hocam ben size iyilik olsun diye yapıyordum, öyle bir niyetim yoktu, koku neden çok güzel geliyor hiçbir fikrim yok, eğer sapık olarak düşünüyorsanız özür dilerim.” Diyerek kendimi ezdiriyordum. Hoca “Yok canım ayrıca ben sapıklık olarak görmüyorum, bu güzel bir şey. Düşünsene ayakların ya en son bakım yapacağın noktayı insanlar öpüyor, kokluyor, yalıyor, temizliyor kısacası onlara gözü gibi bakıyor. Senin umursamadan üstüne bastığın o topukları insanlar diliyle temizliyor. Tabii miden bulanmış olabilir veya bulanmamış, senin fetişist olup olmadığını anlamamızı ister misin? Merak etme aramızda kalacak.” Dedi. “Nasıl anlayacağız hocam?” Dedim. Hoca “Kendini bana bırak ve yere uzan.” Dedi. Hocayı ikiletmeden dediklerini yaptım. Hoca “Şimdi canım bir test açacağım internetten maddeleri yaparak senin teşhisini koyacağız.” Dedi. Kafamı sallayarak onayladım. “İlk madde ayaklarla ilgili değil, insanlara kendini kullandırmaktan hoşlanır mısın?” Dedi. “Kullandırmak değil ama sizin gibi hocalarıma yardım etmeyi, hizmet etmeyi severim. Bundan utanmam veya sıkılmam.” Dedim. 1-2 soru daha bununla ilgiliydi onlara da bu şekilde cevap vererek geçtim. “Sıra fetiş bölümlerine geldi. Ayakları seçiyorum. Evet ilk olarak çorapla başlıyoruz.” Diyerek çoraplarını eline aldı. Yüzüme yaklaştırarak kokusunu almamı sağladı. Elinden bırakmıyordu aynı şekilde yüzüme de değmiyordu. Havada sallandırıyordu. Onları köpek gibi ısırarak almak çok istiyordum. “Evet Emircim, nasıl bir koku geliyor burnunu? Bu kokuyla yaşayabilir misin? Bu kokunun kaynağını merak ediyor musun? Çoraplar seni ereksiyona geçirmek için yetiyor mu?” Derken gözü aşağı kaydı ve pantolonumda olan hareketliliği gördü “Haha son soruyu boş ver ben cevabımı aldım.” Dedi. Çok utanmıştım artık teste bile gerek kalmamıştı, terlemeye başlamıştım. İş işten geçmişti hoca teşhisi koymuştu bile. Artık kaybedecek bir şeyim yok zaten hoca gördü göreceğini diyerek sorulara fetişist gibi cevap vermeye başladım. “Bu kokuyla ömür boyu yaşayabilirim, çorapları günlerce koklasam ağzımı açmam, bu koku bana cennetten geliyor gibi hissettiriyor.” Dedim. Hoca cevaplarımın değişmesini fark etmiş olacakki şaşırarak heyecanlandı. Fetişimi anladığı için çorapla olan diğer soruları geçti ve çorabı kenara koydu. Ayaklarını tam yüzümün üstüne getirerek sallamaya başladı. Tabanlarını görüyordum. “Şu an ne yapmak istersin acaba?” Dedi. “Tabanlarınız gerçekten çok güzel duruyor, onlara masaj yapmak isterim.” Dedim. Hoca “Sadece masaj mı?” Diyerek pantolonuma göz dikti. Ben de yakalanmış olduğumdan “Sadece masaj değil öpmekte isterim, koklamakta, çorapların kaynağını koklamak gerçekten hoş olur.” Dedim. Hoca gülmeye başlayarak “Emir dediklerini duyuyor musun? Az önce fetiş ruhunu ortaya çıkardım. Teste daha gerek yok sen bariz şekilde fetişistsin.” Dedi. Ben tekrar ayağı kalktım ve yerde oturur şekilde hocama baktım “Şimdi ne olacak hocam, ben gerçekten özür dilerim bilerek yaptığım bir şey değil.” Dedim. Hoca gülmeye devam ederek, “Neden özür diliyorsun? Bu senlik bir şey değil, herkeste olabilecek bir şey. 34 yaşında olabilirim beyfendi ama modern biriyim ayrıca fetişin gerçekten hoş bir şey. İnsanı güzel hissettiriyor.” Dedi. Hocanın gülümsemesine eşlik ettim ve mutlu şekilde sorular sormaya devam ettim. Bana kimseye söylemeyeceğini aramızda küçük bir olduğunu söyledi. Ama bunun karşılığında onun dediklerini ikiletmeyeceğimi, istediğinde ona masaj yapacağımı söyledi. Kafamı sallayarak kabul ettim. “Vay be demekki ondan ayakkabılarımızı temizlemeye bu kadar istekliydin. Peki sana bir soru, herkesin ayaklarını beğeniyor musun?” Güzel bir soru sormuştu, egosunu tatmin etmeliydim yoksa herkesi eşit sanıp uzaklaşabilirdi. “Sizin ayaklarınız gerçekten çok güzel, ben bu okula gelip sizinle tanışana kadar ayakların bir parçamız olduğundan bile haberim yoktu, sizin o güzel 37 numara ayaklarınız beni aydınlattı, Sizin ayaklarınız kadar olmasada Yağmur hocanında ayaklarını güzel bulmaktayım. Onun dışında internette, dışarda birçok ayak gördüm ama pek bir şey hissetmedim.” Dedim. Hoca cevabımı beğenmiş olacakki gülümseyerek kahvesinden yudum aldı. Hoca gerçekten mutluydu ama hava artık kararmıştı ve benim normal özel ders saatim geçmişti. “Eeh fetişistim benim seni artık yolcu edeyim, benimle paylaştığın için teşekkür ederim. Küçük sırrın benimle güvende tabii dediklerimden çıkmazsan!” Dedi. Tabii ki hocam diyerek kafa salladım ve kapıya yöneldim. Hoca beni geçirdi ve evin yolunu tuttum. Hocanın bu kadar anlayışlı şekilde karşılaması beni şaşırtmıştı. Türkiyede normalde fetiş insanları sapık olarak görüyorlardı. Gerçekten şanslı olduğumu düşündüm. Bu okula gelip bu hocayla tanışmamın bir işaret olduğunu düşünmeyi başladım. Bu düşüncelerle evimin yolunu tuttum.