Hala nasıl yapabildim aklım almıyor… Nasıl bu kadar şanslı olabildim…Hayalim… yegane isteğim… En şehvetli arzum… Bugün ne kutlu ne büyük bir gündü öyle…
Saat 15.30 gibiydi. Yine her zamanki rutin işlerimle uğraşacağımı sandığım sıradan bir gündü benim için. Bir anda sebebini bilemediğim bir şekilde içimden Mehtap’ı aramak geçti. Tatilden dönmüştü. Daha da önemlisi sınav sonuçları açıklanmıştı. Elimi telefona attım ve aradım onu. Biriyle konuşuyordu telefonda ve hemen kapadım. Çok sürmeden bana geri dönüş yaptı. “Kardeşim hiç aramayacaksın sandım ben de” diyerek açtı telefonu. Aramamı bekliyormuş o da. Hemen sınav sonuçlarından bahis açıldı. Her zamanki gibi uzattıkça uzatıyordu konuyu. O an aklımda bir kıvılcım parladı. Neden buluşup bunları yüz yüze konuşmuyoruz ? “Sen ne zaman istersen ben sana hep müsaitim” cevabı beni çok mutlu etmişti. “Bugün olur mu ?” diye sordum masumca. “Oluuur, temizliğimi yaptım namazımı kılayım. Akşam altı buçuk olur mu ?” diye bir sordu sadece. “Tabi” dedim. Nerede buluşacağımıza kalmıştı iş. Onu da öyle güzel seçti ki.. Hacıosman Kent Parkı dedi. Aslında bu bi bakıma tehlikeli olabilirdi benim adıma. Çünkü daha yeni ayrıldığım kız arkadaşımın uğrak mekanıydı. Ne var ki o bugün arkadaşları ile Emirgan korusunda olacaklardı. Bir tanıdığı veya ailesinden birileri oraya gider mi acaba diye düşünmeden bu teklifi okeyledim. Yer konusunda kapalı bir mekan istemediğini söylemesi bir bakıma iyi olacaktı. Çünkü kapalı mekan her istediğimi yapmama hiç de elverişli olmayabilirdi. Evine gitsek dahi annesi bir an rahat vermez sürekli tetikte olurdum ki bu da planımın içine edecek bir şeydi.
Saat 17.30 gibi hazırlanmaya başladım. Baya güzel giymiştim. Eee… 1.86 boyunda bir voleybolcu ile buluşacaktım. Bu benim için güzel giymeye değer bir şeydi. Evden saat 17.50 gibi çıktım. Çıkmadan bana metroya bindiğini yazmıştı wp dan. İptal eder mi acaba diye düşünmeyi bırakmıştım bu mesajla. Otobüse binip buluşacağımız yere vardım. Yol boyu da modumda kalmaya çabaladım. Bugün yapacağım çok önemli bir şey vardı çünkü. Hemen gidip bankın birine oturdum. Onun gelmesini bekliyordum sadece. İçimden açık ayakkabı giymesi için yalvarıyordum adeta. Sonunda bana metrodan indiğini söyledi. Ona yolu tarif ederek nerden çıkması nereye gelmesi gerektiğini anlattıktan sonra kulaklığımı çıkarıp ayakta beklemeye başladım. Derken bir anda geldiğini süzdüm yukarıdan. Üst giyiminden yola çıkarak muhtemelen altında terlik veya sandalet olmayacağını anlamış gibiydim ama hala bir umut besliyordum içimde. “Geldiim !” diye seslenmesi ile yüzümde tedirginlik ile karışık bir gülümseme kendini gösterdi. Yine uzun boyuyla tüm hayranlığımı kazanıyordu. Yüzündeki sade güzellik, sürdüğü bordo ruj ile adeta lady dimetriscu gibiydi. Ne var ki ayağında pembe renk sporları vardı. Nasıl canım sıkılmıştı var ya… Ama yine de bu devasa güzellik bugün benim yanımda yürüyecek ve belki de hayalimi gerçekleştirecekti. Hemen “Kız arkadaşını da çağırsaydın keşke o da gelseydi dedi.” Daha merdivenlerden inerken. “Yaa…” dememe kalmadı hemen “Ayrıldınız mı yoksa ?” dedi. İşte biraz da böyle kusuru vardı ama olsun. “Sen gel sonra konuşuruz dedim” geldi ve hemen sarılıp öpüştük. Devasa boyu ile zaten aklımı başımdan alıyordu ki o efsane kokusu tam oldu üstüne. Hızlı hızlı önce belturdan kahve aldık. Orda oturmak istemediğini söylemişti. Bu işime geldi tabi. Zira amacım onu daha derinlere, pek fazla insanların olmadığı yerlere götürmekti. Alanı biliyordum ne de olsa. Kahvelerimizi aldık ve dışarı çıktık. Bu bir yerde riskliydi dediğim gibi birileri görebilirdi lakin o anda her türlü riski almaya değerdi. Gölete doğru gidiyorduk. Gelip geçenlerin gözleri direk boy farkımıza takılıyordu. Evet onun yanında çok küçük duruyordum. Bu boyla böyle bir kadını yanında taşımak benim için hem azdırıcı hem de çok iyi hissettiren bir şeydi. Sürekli sevgilimden konuşuyorduk ki bir ara ilk dinlenme molamızı verdik bir bankta. O sırada sen de ne var ne yok diye sorduğumda “hayatımda biri yok” diye cümleye girişi pek çok şeyi anlatıyordu. Otururken ayak ayak üstüne her attığında içim gidiyor lakin bozuntuya vermemek adına hiç bakmıyordum bile. Bir süre oturduktan sonra son sigaramızı da içip kalktık ve seyir terasına kadar yürüdük. Fotoğraf çektirmeyi çok sevdiği için birkaç noktada fotoğrafını çektim. Seyir terasında da birkaç poz alıp aşağı göletin olduğu yere indik. Orada da fotoğraflarını çektim tabi. Akabinde ikinci ve en uzun sürecek mola yerimize doğru yola koyulduk. Konuştuğumuz konular genelde mali ve gönül işleriydi. Hayatına giren kişilerden bashediyordu sürekli. Benim ve kendisinin olgun insanlar olduğunu vurgulamaktaydı. Bilmiyorum ama başka bir kız bunları söylese direk yürüyor derdim. Ama buna diyemiyordum bunu içimden. Bilen bilir orada çok uzun bir merdivenli yol vardır orayı çıktığımızda ikimizde nefes nefese kalmıştık. Aklımda iki yol vardı. Ya biraz sonra bir yerde oturup otururken planı devreye sokmak ya da orada fazla durmayıp geniş alana kadar yürüyüp orada oturup orada halletmek. Aslında rahattım da çünkü olayı tamamen bana bırakmış ve zaman sıkıntısı olmadığını söylüyordu sürekli. İlk plan daha cazip geldi ve merdivenlerden sonra az daha yürüyüp sote bir yerde oturduk. Burayı bir yerde kolaçan ediyordum. Alacakaranlık zamanı az buz insan gelip geçiyordu. Bu sırada konuştuğumuz şeyler değişiyordu. Önce ilişkilerdi sonra sınavlara geldi. Oradan tekrar ilişkilerine geldi olay. Bu arada hava gitgide kararmıştı artık. Önümüzden neredeyse hiç insan geçmemeye başlamıştı. Artık yavaş yavaş temeli hazırlamaya başlamalıydım. Konuyu ayaklara getirmek amacıyla geçtiğimiz günlerde bileğimden biyopsi alınmasını öne sürdüm ve bekledim. Fakat ne var ki pek ayakla ilgilenmeden o da kendisinin bir ameliyat anısını anlattı. Bu ön hazırlık girişimi kısır olmuştu sonuç olarak. “Aman bırakalım ya bu tatsız konuları. İyi şeylerden konuşalım” diyerek ön hazırlığa bir kere daha giriştim. Bu sırada bana çok güzel bir pas attı. Konuşma aynen şöyle gerçekleşti:
- Sen nasılsın nasıl gidiyor? Bugün buluşmamız da iyi gelmiştir sana eminim ki.
- İyiyim iyiyim gayet ben ya gayet. Kendimi geliştiriyorum. Hatta bu hafta dil çalışmaya başladım kendi kendime.
- Aa senin yabancı dilin iyi midir?
- İyi iyi birkaç dili gayet iyi konuşuyorum.
- Dil çalıştım işte ondan sonra şeye baktım aaa şeye… adı neydi ya.. ( Bu sırada ikinci hamleye geçmeye hazırlandım ama nedense yapamadım bir türlü içimde kaldı.)
Burada ben kekelerken o başka bir konuya geçti. Konu bir süre daha gelecek planlarından devam etti. O sırada ikinci bir kere daha şansımı denedim.
- Bu hafta bir de refleksoloji masajını öğrenmeye başladım kendi kendime. ( işte ikinci adım)
- (Sigarasını içerken gülerek) O ne lan?
- Antik çinde o dönemin bilim adamları tarafından bulunmuş bir şey bu. Ayakta bazı noktalar varmış ve bu noktalara bastırınca bedenin çeşitli yerlerindeki hastalığı ve sorunları gideriyormuş. ( Tabi bunu o an çok heyecanla anlattım çünkü onun da bu heyecanı paylaşmasını istedim.)
- Evet evet ayak altında varmış öyle şeyler. ( Burada modu düşürecekti bu ama müsaade etmedim)
- Ya inanabiliyor musun ? ben bunu duyduğumda çok şaşırmıştım ve baya da hoşuma gitmişti yani. Ne demek ayak altına dokunarak başka bir yeri iyileştirmek. (İyice coşkuyu verdim burada )
- Sen bunu nereden duydun peki ?
- Ya geçen sabah kahvaltı yaparken bir sabah programında denk geldim. Sonra da internete yazınca baya bir şey buldum.
- Videoardan izledin de pratik yapabildin mi ? ( az kaldı tava düşmesine )
- Yaanii…
- Kardeşine yapsaydın veya annene.
- Anneme yaptım çok sevdi o da (Biraz da samimiyetime güvenmesi için küçük sinsi bir yalan)
- İzlediğin videoyu bana atsana akşam ben de bir görmek istiyorum. ( geliyooor…)
- Atarım tabi…
- Hatta açsana bi bakıyım.( İşte aradığım fırsat )
- Göstermiyim de sen de uygulayayım istersen. ( Düğüm anı)
- Benim ayaklarımda mı yapacaksın ?
- Evet evet hem daha net görmüş olursun. ( Kalbim burada yerinden çıkacak gibi )
- Ayakkabıları çıkarmam lazım ama. ( Dünyalar benim oluyor burada mutluluktan )
- Çıkar ya nolcak sanki.
O sırada ben onun sağında oturuyorum. Daha rahat uzatabilmesi için sağ ayağını uzatması gerekirken bir anda şeytani bir manipüle ile ben sol ayağını işaret ettim. Amacım burada sol ayağına onu psikolojik olarak yöneltmekti. Bu sayede önce sol ayağını ayakkabıdan çıkaracak çorabını da çıkaracak fakat uzatmaya geçince bunun yanlış olduğunu aslında diğer ayağını uzatmasının daha rahat olabileceğini fark edip diğer ayakkabısını da çıkarmasını sağlamış olacaktım. Aynen de tahmin ettiğim gibi oldu. İki ayağını da çıkartmıştım. Önce sağ ayağını uzattı dizimin üstüne. Fakat diğeri de çıplak ve hazırdaydı istediğim an onu da dizimin üstüne alabilecektim. Bu arada devasa ayağını dizimin üstünde öyle çıplak görünce içimden “ben naptım böyle” şaşkınlığı yaşadım bir iki saniye çaktırmadan. Ayağına dokunuyordum inanamıyordum. Bir voleybolcu kızın 42.5 numara ayaklarına, bunu da kendisi söyledi, incecik kısa parmaklarımla dokunuyordum. Çok yumuşaklardı, sıcak ve hiç prüz yoktu. En ufak bir sertlik bile…
Şeytani bir planın tıkır tıkır işlemesinin ödülü olarak kucağımda devasa bir taban vardı ve ben içten içten şehvetin ve başarmışlık hissinin doruklarını yaşayarak ovuyordum o uzun devasa ayakları. Upuzun boy, sade bir güzellik ama işte saflık da bunların yanında olunca tadından geçilmez oluyor böyle. Tabi o benim içimdeki tüm bu şeytani düşüncelerden bihaber bunu sadece basit bir pratik olarak görmesi lazımdı. Sürekli konuşarak ona bir şeyler anlatıyordum dümenden. Bildiğim ne varsa artık. Tabi ben o anlattıklarımdan apayrı bir dünya yaşıyordum içimde.
- Bak bu başparmağa baskı uygulayınca bu baş ağrısını alır. ( Baş parmağını sıkıyorum burada)
- AA evet bak şu an acaip kafam rahatladı.
- Şunlar gözler mesela ( Diğer parmaklarını sıkıyorum. Çok uzunlardı bu arada)
- Burası göğüs bölgesini etkiler (dişlemeyi en sevdiğim yerlere indim)
- Senin ellerin de baya etkili ama bak çok rahatlatıyor gerçekten.
- Senin ayakların da çok yumuşaklar ve baya büyükler. Büyük olunca etkili noktlarını bulması ve baskı yapması çok daha kolay oluyor. ( Ayaklarının büyüklüğünü söylemem onun için biraz sinir bozucu fakat benim için azdırıcı bir şey)
- Sen sağlak mıydın solak mıydın bu arada ?
- Ben sağlağım.
- O zaman diğer ayağına yapmamız lazım asıl.
- Ver onu da dizimin üstüne ikisi bir arada dursunlar. (Diğeri zaten açık ve hazırdaydı hiç zorlamadan koydu dizimin üstüne ikisi bir arada mükemmel duruyorlardı)
- Bak nasıl iyi geliyor mu böyle yapınca ? ( Topuklarına baskı yaptım)
- Aaaa bu mükemmel bak tam yerini buldun.
- Burası karın ağrıları, bağırsak sorunları vs için ( Topuklar efsane derecede yumuşak ve çok güzel oluyordu sıkması)
Biz böyle zevke dalmışken yanımızdan geçenler oluyordu. Ama ben olabildiğince normalmiş gibi takılıyordum. Zaten görenlerin de içlerinin yağı erimiştir eminim. Tıfılın biri dev gibi kapalı kızın devasa ayaklarını almış kucağına oynuyor. Böyle bir manzara çok nadir denk gelir.
- Şimdi bak sana ne göstericem. ( Telefonumu çıkarttım ve tabanlarının fotoğrafını çektim gözü önünde. Sonra da kendisine gösterdim sanki ayaklarının altındaki bir noktayı gösteriyorum bahanesiyle)
- Ayy ayaklarım çıktı yaa…
- Bak burası karaciğer burası akciğer burası mide. ( Telefondan gösterdim ama sonra hemen ekran kilidini kapattım. Resim bende kaldı ama hiçbir şey demedi silmem için.)
- Kaç numara bu arada ayakların ? ( Amacım bunu onun ağzından duymaktı)
- Senin var ya kafanı kırıcam he ( gülerek ayakkabısını eline aldı ve içine baktı.)
- 42.5 , eğer ayakkabıya falan ihtiyacın olursa bana gel ( Bunu duymak beni baya bir azdırmıştı)
Aklıma o an binbir türlü şey geliyordu. Devasa ayaklarını bu denli benim zevkime sunmuş bir kızın o muhteşem tabanlarından veya en azından parmak ucundan öpsem bir şey der mi acaba diye düşündüm. Fakat bunun en azından şimdisi için biraz fazla kaçabileceğine karar verdim. Bunu yapacaktım muhakkak ama şimdi değil. Bana parmaklarımın neresini kullandığımı sordu ben de gösterdim. Sonra tabanlarını biraz gıdıkladım ve gıdıklanıyor musun diye sordum. Ben hiç gıdıklanmam ki dedi. Aa o zaman sen kıskanç değilsin fazla dedim. O da başladı anlatmaya işte. Tabi ki de konuştukları pek fazla umrumda olmuyordu çünkü ben o ayaklara odaklanmıştım kitlenmiş gibi. Aslında gıdıklanmıyorum dediğinde sevim yengeme yaptığım gibi bir dişleme atağında bulunmak aklımdan geçmedi değil ama dediğim gibi şimdilik buna erkendi. Aslında bir yerde iyi de oldu. Bu sayede bunun çok basit bir pratik olduğuna tamamen inanacak ve daha sonra da bunu yapmama imkan tanıyacaktı. Oyunu kurallarına göre oynadım diyebiliriz burada. Kusursuz, tam bir trap yaptığımı günün sonunda görecektim zaten.
Yaptığım masajdan çok memnun kaldığı her halinden belli oluyordu. Bana böyle güzel ve büyük ayaklarıyla pratik yapma imkanı tanıdığı için ona teşekkür ettim. Bu biraz hoşuna gitmiş olacak ki tebessüm etti. Bir süre sonra ayaklarını çekmek istedi. Hiç istemez bir şekilde bıraktım. Ama çoraplarını giyerken son dokunuşumu yapmak üzere sol ayağının o kusursuz harikulade kemerine dokunarak güya bir tespitte bulundum dümenden. O da hemen evet haklısın diyor direk zaten. Tüm bunları yapmamın altında bunu daha sonra da yaptırmasını sağlamak yatıyordu tabi ki de. Son dokunuştan sonra o devasa ayaklarına veda ettim içimden sessizce. Ayakkabılarını da giydikten sonra bir süre daha orada oturduk. Sonra da kalktık. Otobüs durağına kadar ormanı yürüdük. Onu otobüse bindirdikten sonra benim için bugünü güzelce yazmak şart olmuştu artık. Bunu düşünerek ve bir yanda da fotoğrafa doya doya bakmak isteği ile evime geldim. Hemen hızlı hızlı bişeyler yiyip hatıramı yazmaya koyuldum. Bu satırları yazarken köşede wp dan bir bildirim geldi,
