Bölüm 5: Kimsin sen?
Merve: Biliyor musun, sanırım bir şeyley yiyeceğim ya.
Gerçekliğe dönmüştüm. Ona adanmışlığımı göstermek için son bir saati durmaksızın ayaklarını öperek geçirmiştim, yine de ayağa kalktığında o harika tabanlara artık dokunamayacak olduğumdan hayal kırıklığı duydum.
Yine sanki evcil hayvanıymışım gibi başımı okşadı.
Merve: Git bana bir sandviç hazırla.
Ben: Olur Merve.
Çenemi sertçe tutup gözlerine bakmam için kafamı yukarı çevirdi.
Merve: Adanmış kölem olmak istediğini düşünüyordum.
Sesi hayal kırıklığına uğramış ve otoriterdi.
Ben: Adanmış kölen olmak istiyorum... Zaten adanmış kölenim...
Gözlerim yaşarmıştı. ''Neden böyle davranıyor? Onu kıracak ne yaptım ki? Geçtiğimiz bir saatte en alçak hizmetkar gibi davranmadım mı? Ve sanki bir tanrıçaymış gibi önünde secde edip bağlılık yemini etmedim mi?'' diye düşündüm.
Merve: Eğer söylediğin gibi kölemsen, bu efendine cevap veriş şeklin mi?
Çenemi hala sıkıca tutuyordu.
Ben: Özür dilerim, anlamıyo-
Merve: ''Evet, efendim.'' Bir köle efendisine böyle cevap verir, saygısını ve yerini bildiğini göstererek.
Ben: Evet, efendim. Bunu unutmayacağım. Efendim, lütfen, yalvarıyorum bu aptal köleyi affedin.
Bu kadar aptal olabildiğim için kendime kızmıştım. Ona sanki denkmişiz gibi nasıl adıyla hitap edebilmiştim. Benden üstündü ve kölesi olmama izin verdiği için bile şükran duymalıydım.
Merve: Güzel. Şimdi, git şu sandviçi hazırla. Salonda bekliyorum.
Uzattığı asil elini naçizane öpücüklere boğdum.
Söylediği gibi beni salonda, koltuğa yayılmış televisyon seyreder vaziyette bekliyordu. Giyinmişti. Üzerinde geniş yakalı beyaz bir t-shirt ve siyah bir tayt vardı. Ayaklarındaki mavi terlikleri de gözümden kaçmamıştı.
Ona yaklaşıp tabağı uzattım ama almaya niyetli gibi durmuyordu.
Merve: Efendine hizmet etme şeklin bu mu?
Kaşlarını kaldırmıştı. Tekrar Merve'yle papaz olmak istemiyordum. Dizlerimin üzerine çöküp, saygımın göstergesi olarak yere bakarken tabağı ona tekrar uzattım. Sonunda tabağı aldı ve başımı okşadı. Onayını almak bir kez daha beni inanılmaz mutlu etmişti.
Merve: Artık bana böyle hizmet edeceksin, önümde diz çökerek. Anladın mı, köle?
Ben: Evet, efendim.
''Köle'' kelimesi bacaklarımın arasında adeta bir ateş yakmıştı.
Merve: Bundan sonra, köle, benim karşımdayken dizlerinin üzerinde olacaksın, eğer aksi yönde bir emir vermediysem tabii. Bir odaya girdimde ya da sen benim olduğum bir odaya girdiğinde, hemen ayaklarımın dibine, ait olduğun yere, çöküp başını eğeceksin ve hızlıca ayaklarımı öpeceksin. Sonra da bir sonraki emrimi beklerken geçen seferki gibi ayağımı başının üzerine koyacaksın. Ayrıca artık bu evde kıyafet giymen yasak.
''Bir solucan gibi çıplak mı olacağım? Hem de kendi evimde?'' diye düşündüm ve bir kez daha kendime neden böyle davrandığımı sordum. Neden kontrolümü en ufak direnç göstermeden Merve'ye devrediyordum?
Beni bir şeyden daha mahrum edip daha da alçaltırken gülümsediğini görebiliyordum.
Biraz utanarak önünde soyundum. Merve de beni daha önce hiç çıplak görmemişti. Külodum ve südyenim de çıktığında kıkırdadığını duydum; fakat bu beni durdurmadı ve hızlıca bana az önce söylediği komutları yerine getirdim. Ona doğru emekleyip ayaklarına eğildim ve onları öpücüklere boğdum. Bir dakika falan sonra sol ayağını başımın üzerine koydum ve bir emir vermesini beklemeye başladım. Hala terlik giyiyordu, haliyle kafama bastıran şey bir terliğin tabanıydı.
O aşağılık pozisyonda neredeyse yarım saat bekledim. Merve sanki ona secde eden bir kölenin varlığına alışıkmış gibi, ayağının altında başka bir kızın olmasıyla o kadar da ilgilenmeden sandviçini yedi ve televizyon izlemeye devam etti. Yemeğini bitirdiğinde ayağını başımdan çekti ve yüzüne bakacağım şekilde ayağıyla kafamı yukarı kaldırdı. Daha önce Merve'yi bu kadar mutlu gördüğümü hatırlamıyordum, kehribar gözleri ışıldadı ve gülümsemesi bana yüce bir huzur bahşetti. Bir anlığına onun mutluluğunun benim en büyük değerim olduğunu düşündüm. Bir kez daha çok gururlu hissetmiştim.
Merve: Neden bir köle efendisinin önünde her zaman çıplak olmalıdır biliyor musun?
Ben: Hayır, efendim.
Merve: Çünkü efendi malını her an görebilmelidir.
''Yani artık onun malı mıydım? Giydiği terlikleri gibi mi?'' diye geçirdim aklımdan, o tanıdık heyecan karnımı titretirken.
Merve aniden göğüs uçlarımı tutup beni zevkten inletti.
Merve: Ne dediğimi anlıyor musun? Bu göğüsler artık benim malım, bu beden artık benim malım, bacaklarının arasındaki şey artık benim malım ve artık onlarla ne istersem yapabilirim. Anladın mı, köle?
Ben: Evet, efendim.
Merve: Bu göğüsler kimin?
Ben: Sizin efendim.
Merve: Bu beden kimin?
Ben: Sizin efendim.
Merve: Bu amcık kimin?
Son sorusuyla birlikte elini bacaklarımın arasına götürdü ve o an ne kadar heyecanlı olduğumu anladı, çoktan fark etmediyse tabii.
Ben: Sizin efendim.
Zevk suyumla kaplı parmaklarını dudaklarımı getirdiğinde onları yalayıp temizlemek için bir saniye bile duraksamadım. Kendi suyumun tadını ilk defa tadıyordum.
Merve: Ve ben bu kılları bir dahaki sefer görmek istemiyorum. Anlaştık mı?
Ben: Evet, efendim.
Hala parmaklarını yalıyor ve Merve'nin yine hayatımla ilgili bir şeyin kontrolünü eline aldığını düşünüyordum.
Merve: Kim senin sahibin, Veda?
Kölesi olmak için yalvardığımdan beri bana adımla ilk kez hitap etmişti.
Ben: Sizsiniz efendim.
Merve: Peki sen kimsin?
Ben: Adanmış kölenizim, malınızım. Benimle istediğinizi yapın, size hizmet etmek için yaşıyorum, sahibem.
Bunları söyler söylemez tekrar başımı ayaklarına eğdim ve nefes almak için dahi durmadan ayak parmaklarını iştahla öptüm.
Merve devam etmeme neredyse 5 dakika müsaade etti.
Merve: Dur. Pozisyonun üzerinde çalışmamız lazım. Bacaklarını daha geniş aç, sırtını daha düz tut, ellerini uyluklarına koy, avcun ve parmakların düz olsun. Ben eğilmeni söylediğimde bu pozisyonu alacaksın.
Bu pozisyonda çok ezik ve savunmasız hissediyordum ancak efendimin amımı açıkça görebilmek istediği belliydi. ''Onun'' amı diye düzelttim kendimi. Artık sadece bir eşyaydım ve bir şeylere sahip olamazdım.
Merve: Aferin.
Alnımı öptü ve terlikleri çıkarıp sağ ayağını yüzüme koydu. Burnum parmaklarının arasındaydı. Ayağının kokusu yine beni hipnotize etmişti. Derin derin koklamaya başlamıştım.
Merve: Küçük kölem efendisiyle oynamak mı istiyor?
Ayağıyla kafamı sallar gibi yaptı.
Ben: Evet, efendim.
Parmakları burnumda tabanı da dudaklarımda olduğundan ne dediğim neredeyse anlaşılmamıştı.
Merve: Aferin. Yakala!
Merve terliğini çıkarıp odanın öbür ucuna attı.
Başka bir direktife ihtiyacım yoktu. Oyun basitti. Dört ayak üzerinde, odada bir köpek gibi ilerledim. Ağzımla terliğini tuttum. Hem dişlerimle ona zarar vermemeye hem de terini tatmaya çalışarak, onu tekrar fırlatmadan önce bana ödül olarak ayağını öpmeme izin verecek olan efendime geri götürdüm.
Saatlarce oynamaya devam ettik. Köpeğinin sağa sola koşuşturup Merve'yi kıkırdatmasını duyduğum için çok mutluydum, neredeyse köpeğin ben olduğumu unutacak kadar.
Merve sonunda sıkıldığında diğer terliğini de fırlattı ve ayağa kalktı.
Merve: Odamı şekle sokmaya gidiyorum. Merak etme, küçük köpeciğim terliklerimle oynamaya devam edebilir. Kölemin ayaklarımı yalamaya izni yok ama köpeğim ayağıma giydiklerimle istediği kadar halleşebilir.
Gitmişti. Hala dört ayak üzerindeydim. Derhal kendimi terliklerinin üzerine attım ve dilim tamamına değecek şekilde tabanlarını yalamaya, efendimin terini açgözlülükle emmeye başladım. Dilim parmakarası kısmına geldiğinde, hayatımın en latif lezzetini tattım ve içtenlikle dünyanın en şanslı köpeği olduğumu düşündüm.