DOKUZ
Bir haftalık deneme sürecim sona ermiş ve artık evde her şey düzene girmişti. Hanımlarım yeni hayatlarından gayet memnunlardı. Ne ailelerinin yanında geçirdikleri on sekiz yıllık süre içerisinde, ne de kız yurdunda geçirdikleri dört aylık dönemde, şimdi kaldıkları evlerinde benim hizmetimle geçen şu bir haftalık süreç kadar rahat ettikleri bir dönem olmamıştı kendi ifadelerine göre... Aslına bakarsanız Hanımlarımın üçü de birbirlerinden çok farklı karakterlere sahip, egoları yüksek kızlardı. Ailelerinin yanında kalırken, ev işleri ile ilgili herhangi bir şey öğrenip pratik yapmamışlardı. Sadece okul ve dershane arasında gidip gelmişler, sadece öğrencilik yapmışlar ve bu arada da hobilerine de zaman ayırabilmişlerdi. Dolayısıyla ev işi yapmaktan nefret ediyordu her üç Hanımım da. Beni ellerinin altında tutup hizmetlerine koşmamış olsalar, evde birçok farklı konuda anlaşmazlıklar çıkacak, birbirlerini kıracak ve sonunda da ya birbirleriyle konuşmadan, huzursuzca aynı çatı altında yaşamaya kendilerini zorlayacaklar ya da daha fazla dayanamayıp birbirlerinden ayrılacaklardı. Ama benim hizmetlerim sayesinde evde en ufak bir sorun çıkmıyor, Hanımlarım birbirlerine çok iyi davranıyordu. Kimi zaman aralarında ufak bir anlaşmazlık ya da ego çatışması olunca da, bunu ayakta kendilerinin vereceği emirleri bekleyen hizmetçilerine yöneltip rahatlıyorlardı.
Deneme sürecinin son gününün akşamı çok heyecanlıydım. Daha bir hafta öncesine kadar aynı okulda, eşit haklara sahip, öğrencilik yaptığım Özlem, Canan ve Filiz Hanımlar, artık benim iş verenim ya da patronum olmuşlardı. Günün nöbetçi Hanımı Özlem Hanımımın internet üzerinden tarifini bulup bana yaptırdığı Fransız usulü tatlılarını (Hindistan Cevizli Blackmange) yeyip televizyonda dizilerini izlerlerken, ben de deneme sürecimin sonunda benimle ilgili verecekleri kararlarını ayakta heyecanlı bir şekilde bekliyordum. Aslına bakarsanız, evde durumundan tek şikayetçi kişi de bendim. Bunu kendilerine ifade edemediğimi de size söylememe gerek yoktur herhalde. Çünkü pazarlık yapacak durumda değilim. Bir kere günde en fazla dört saat uyuyabiliyorum. O da tuvalete kalkan hanımlarım tarafından bölünüp kabusa çevriliyor. Günün nöbetçi Hanımı tarafından iki öğün besleniyorum. O da bildiğiniz gibi, Hanımların tabaklarından artan yemek ve mutfak fayansına atılmış ekmek parçalarını, o günün nöbetçisi Hanımımın ayakları dibinde, aşağılanarak... Alışverişe de günün nöbetçi Hanımı ile birlikte ben çıkıyorum, markette o önde ürünleri inceleyip seçerken ben de market arabasıyla arkasından kendisini takip ediyorum. Alışveriş sonunda Hanımım ücreti kasaya ödeyip çıkarken, ben de alınanları poşetlere doldurup, yükleniyorum ve önümde elleri boş, rahat bir şekilde yürüyen Hanımımın arkasında, ellerimdeki yüklerle iki büklüm kamburum çıkmış bir şekilde ilerliyorum.
Hanımlarım, izledikleri dizinin reklam arasına girmesiyle birlikte, tabaklarına döndüler. Dizi izlerken yavaş yavaş, damaklarında tadını iyice hissederek midelerine gönderdikleri tatlıyı, artık daha hızlı yemeye başladılar. Derken Özlem Hanım bir anda durdu ve benden tabağımı ve kaşığımı getirmemi istedi. Ben de bir koşu, mutfak lavabosunun altında yerde iç içe duran, kendime ait mutfak eşyalarımdan tabak ve kaşığımı alıp yanına gittim. Ben ayakta dikilirken Özlem Hanım bir elinde tatlı tabağı varken diğer eliyle de bana gülümseyerek önünde diz çökmemi işaret etti. Özlem Hanım'ın önünde diz çöküp tabağımı kendisine yaklaştırdım ve O da tabağının dibinde kalan çok az miktardaki tatlıyı kendi kaşığıyla benim tabağıma, sanki bulaşık öncesi çöp tenekesine artık boşaltır gibi boşalttı. "Bak Naciye, sana ne kadar iyi bakıyoruz. Tatlılarla besliyoruz. Sen hiç evinde böyle bir tatlı yedin mi kız?" diye sordu. Sonra Canan Hanımıma doğru ilerledim. Onun tabağında da az bir şey kalmıştı. Hızlı hızlı tabağını kazıyıp işini bitirdi pratikçe. Bu arada Filiz Hanım, az sonra yapacağı tabak temizliği işi için tedirginlik yaşıyor, kendi tabağındaki dağılmış tatlı parçalarını bir araya getirip şekil vermeye çalışıyor, benim gururumun daha fazla kırılmaması için yapacaklarını tasarlamaya çalışıyordu. Onun önünde diz çöküp beklemeye başladığımda, nazikçe, tatlısının şeklini bozmadan benim tabağıma döküverdi. Yine bana en çok yemek veren Filiz Hanım olmuştu. Başımı yerden kaldırıp onun yüzüne baktığımda, evinde çok severek beslediği kedi ya da köpeğine tabağında artan yemeğini veren melek yüzlü hayvan sahibelerine özgü bir bakışla bana gülümsediğini gördüm. Filiz Hanımım, diğer hanımlarımın, yine kendisini bana çok yüz vermekle suçlayıp üzerine gelmelerinden çekindiğinden olsa gerek, hemen yüzünü sertleştirip, "Bak en çok tatlıyı ben verdim sana, en çok da bana hizmet edeceksin" deyiverdi sertçe.
Tabi günün beni beslemekten sorumlu nöbetçi Hanımı Özlem Hanımefendi, o günden sonra bir daha asla bana tabağından arta kalan tatlısını yedirmedi. Her şey, az sonra deneme süreci sonucu ile ilgili olarak, beni sahte gülümseme ve bir kaç kaşık artık tatlı ile kendilerince kandırıp, evde kalmaya ikna etmek içindi. Ama benim zaten onlarla kalmaktan başka çarem de yoktu ki. Ben elimde tabağım tekrar Özlem Hanımımın ayak ucuna ilişip, onun yukarıdan verdiği "YE" emriyle üç kaşıkta bitiveren tatlımı büyük bir zevkle yedim. Hayatımda gerçekten daha önce böyle bir şey yememiştim. Ardından Özlem Hanım sözü alarak diğer Hanımlarıma "Bakın kızlar. Naciye'den memnun kalmadağınızı biliyorum." Tam bu arada Canan Hanımım sözü alarak "Valla ne yalan söyleyim Özlemcim, ben daha farklı bekliyordum" dedi. Bu imkansızdı! Dünya üzerinde, kendilerine benim gibi hizmet edecek başka birini bulamazlardı. Bunu kendileri de gayet iyi biliyordu. Hem Canan Hanım beni şaşırtan o cümlesini söylerken, gayet sulu bir şekilde, ağzını oynatarak, başını da sağa sola attırıp sanki az önce izledikleri dizide şımarık zengin kız karakterini taklit ediyordu. Özlem Hanımımın ve Canan Hanımımın rol yaptıklarını hemen anladım. Beni bırakmayacaklardı. Özlem Hanım sonra Filiz Hanıma sordu. "Ne dersin Filizcim. Kız çok çaresiz. Bir şans verelim mi?" diye sordu. Filiz Hanımım da rolü gereği iyi polisi oynayacaktı ve "Bu saatten sonra belki başka yatılı bir hizmetçi de bulamayabiliriz. Elimizdekini değerlendirelim bence" diyerek, evde kalma biletimi kesti.
ON
Tabi önemli konulardan bir tanesi, yani "ücret konusu" da gündeme gelecekti. Ben ağzımı açıp hiçbir şey sormadan, yorum yapmadan, Hanımlarımı dinlemeye devam ediyordum. Özlem Hanım yine ortaya sordu: "Kızlar, ücret olarak ne vericez Naciye'ye?" Beni Özlem Hanımım bulup eve hediye ettiği için, toplantıyı da o yönlendiriyordu. Yine Canan Hanım ilk sözü alarak "Bence para vermemiz gerekmiyor. Zaten bizimle kalcak ve kira ödemeyecek. Fatura da ödemeyecek. Hem biz veriyoruz yemeğini de. Ben para vermeyelim derim. Çünkü bunun yapacağı işler ancak masrafını karşılar." dedi acımasızca ve de nankörce. Özlem Hanım bu sefer Filiz Hanımıma döndü ve "Sen ne diyorsun Filiz?" Filiz Hanımım yine gerildi ve kendisine ezberletilen rolünü oynadı: "Belki biraz harçlık verebiliriz." dedi yüzüme acıyarak bakarak. Sanki salonda bir oylama vardı ve durum bir bir berabere idi. Özlem Hanım sonucu belirleyecekti. Özlem Hanım yanı başımda koltuğuna rahat bir şekilde kurulmuş vaziyette toplantıyı idare ederken, birden o anda yüzüne bir gülümseme dalgası yayıldı ve bacak bacak üzerine attı. Üstte ki ayağını da neşe ve heyecanla sallıyordu. Hemen yanı başında, yerde iki büklüm merakla konuşmalarının varacağı yeri öğrenmeye çalışan, hizmetçisinin yüzüne doğru salladığı ayağından da çok hafif bir ter kokusu yayılıyordu. Kollarını göğüslerinin altında birbirine bağladı ve salladığı ayağı, yanı başında bekleyen yüzüme daha çok yaklaştırıp sabitledikten sonra, diğer Hanımlarıma değil de, kararını doğrudan yüzüme söylemek istercesine sevecenlikle gülen gözlerini gözlerime dikip, göğsünün altında birleştirdiği kollarla daha da kaldırdığı portakala benzeyen memelerini de şişirerek tane tane konuşmaya başladı. "Bak Naciye. Yurtta konuştuklarımızı hatırla. Yıllarca köle gibi hizmet edip saçını süpürge ettiğin Yengen ve kızlarını hatırla. Sana yol parasını bile çok görmüşlerdi. Sana yeni hiç bir şey almamış, kuzenlerinin eskittiklerini giydirmişlerdi. Yani bazı işler çok para getirmez. Kariyer meslek değildir. Senin bu evde yapacağın iş de öyle yani..." Özlem Hanımım lafını orada kesip "Naciye, tuvalet" dedi. Hızlıca kalktı ve tuvalete girdi. Ben kapının önünde işini bitirmesini beklerken, O sadece çiş yapmıştı ve birkaç defa sesli gaz çıkarmıştı. Özlem Hanımım, tuvaletten çıkar çıkmaz ben içer girip temizledikten ve az önce saldığı gazı da kendisinden sonra tuvalete girecek Hanımlarıma rahatsızlık vermemesi için dakikalarca içime çektikten sonra, tekrar Özlem Hanımımın ayak dibine çöktüm ve son sözünü bekledim. "Naciye, eğer kalmak istersen, şartlarımızı biliyorsun. İstediğin kadar kalabilirsin kurallara uymak şartıyla. Ama sana para vermem. Karar senin" dedi. O anda aklıma gelen şey okuluma devam etmekti ve belki de o evde ilk ve son defa ağzımı açıp Hanımlarıma yalvarmaya başladım. Önce Özlem Hanımımın ayaklarına kapanıp "Ama ben okumak istiyorum" dedim. Özlem Hanımım kestirip attı: "Eğer bu evde kalmak istiyorsan okul yok Naciye" dedi. "Sonra gülerek, adeta dalga geçercesine "Şimdi ülkedeki bütün kızlar Ben, Canan ve Filiz gibi okursa; biz evlerimizde kimleri bulup çalıştıracaz hizmetçi olarak? Değil mi kızlar?" diye sordu. Canan Hanım, bu soruyu espri kabul edip, şiddetli bir kahkaha attı. Filiz Hanım ise, üzgün gözlerini gözlerime sabitleyip, "Naciye, eğer iyi çalışıp bizi memnun edersen, ömrünün sonuna kadar iş bulma, yatacak yer bulma, ne bileyim yiyecek bulma gibi sıkıntıların olmaz. Sabret tamam mı?" dedi iyi niyetle. Ben de yerde, ayaklar altında, gözlerim yaşlı, umudum kırık bir şekilde kaderime razı oldum ve Hanımlarımın gözlerine bakıp hepsine ayrı ayrı "Müsaade edersiniz, kalmak istiyorum Hanımım" dedim. Cevapları aynıydı. "İyi, kal."
ON BİR
Üniversitede ikinci dönem dersleri başlamıştı. Birinci öğretime devam eden Özlem ve Canan Hanımlarım, kahvaltılarını yaptıktan sonra hemen okula gitmişler, ikinci öğretimde olan Filiz Hanım ise yine gece geç yattığından dolayı bana emrettiği üzere öğlen tam on ikide uyandırıldıktan sonra, kilitli mutfak kapısını kendi anahtarı ile açmış, ben kendisi için günün ikinci kahvaltısını hazırlarken, kendisi de sandalyesine kurulup, masanın üzerine bıraktığı cep telefonu ile müzik dinlemeye başlamıştı.
Aranıyor sahibi ruhumun
Tam yerine mi düştüm?
Direniyor faili tutkunun
Kızmış ve küçülmüş
Aranıyor sahibi ruhumun
Tam yerine mi düştüm?
Direniyor, direniyor, direniyor...
Beni büyütün
Ağlatmayın
Sevginiz nerede?
Övündüğünüz...
Sözlerinde kendi hayatıma dair duygular keşfettiğim şarkı benim de hoşuma gitmişti. Bir ara önümdeki tavanın içinde Filiz Hanım için hazırladığım sosisli yumurtanın, aç bedenime adeta işkence eden kokusu aklımı başımdan aldığı bir anda, şarkının ruhumu harekete geçirmesi ile birlikte, dikkatini çekip göz göze gelerek şarkının hissettirdiği duyguları paylaşmak ümidiyle, boynumu neredeyse yüz seksen derece çevirip Filiz Hanımımın yüzüne baktığımda, kendisinin pencereden diğer binalara doğru dalgın dalgın baktığını, benim mutfaktaki varlığımla hiçbir ilgi ve alakasının olmadığını, belki de o anda tek düşüncesinin bir an önce kahvaltısına kavuşmak olduğunu anladım. Halbuki ben, bedenimin Özlem ve Canan Hanımlarımın ellerinde esir olduğunu kendime kabul ettirmiş olsam da ruhumu sadece Filiz Hanımıma hediye ederek, onun bana lütfettiği sevgiye layık olmak istiyordum. Kendisi için hazırladığım kahvaltılıkları bir bir masanın üzerine yerleştirirken, telefonu çalan Filiz Hanım, aceleyle telefonu eline alıp, en tatlı ve dişi sesiyle "Askım" diyerek açtı. Ben çayını da doldurduktan sonra ayakta emirlerini beklerken, eliyle bana çıkmamı emrettikten sonra telefondaki sevgilisinin de duyabileceği bir şekilde "Git odamı yatağımı filan toparla, bu arada geçen yaptığın ütüyü beğenmedim, dolabımı komple indir, hepsini tekrar düzgün ütüle" dedi.
Ellerimi önümde birleştirip gözlerimi yere dikmiş ve itaatkar bir köle gibi dışarı çıkmıştım. Evet, artık "köle" olduğumu anlamıştım. Kendilerine gün içerisinde en az yirmi saat hizmet edip en ufak bir saygı görmeyen, tek kuruş ücret ödenmeden ağır aşağılanmalara maruz kalan biri ancak onların kölesi olabilirdi. Filiz Hanımımın odasına gidip verdiği emirleri yerine getirmeden önce, kendisinin en az bir saat masadan kalmayacağından da emin olduğumdan, biraz dinlenebilmek için kilidi hala üzerinde duran mutfak kapısının yanında yere oturup, fayansın soğukluğu, üzerinde neredeyse hiç kas veya yağ bulunmayan kalça kemiklerimi dondururken, telefonda sevgilisiyle cilveleşen Filiz Hanımın sesini dinlemeye başladım.
"Evet aşkım ya, hiçbir şey yapmıyorum. Dün gece de anlattım ya. Neden inanmıyorsun bana?... Tabi, para da vermiyorum, yani hiçbirimiz vermiyoruz. Ben aslında biraz verelim demiştim ama... Yok Özlem memleketinden filan bulup getirmedi, bunlar yurtta aynı odada kalıyormuş. Amcası da ölüp yapayalnız kalınca mecbur oldu yani... Deli, (utangaç bir kahkaha), sen var ya... Ne kadar ayıp, ben hiç yapar mıyım öyle şeyler?... Nesini merak ettin anlamadım... Davete gerek yok, teklifsiz gelebilirsin ama diğer kızlar evdeyken çok rahat edemeyiz... Hadi be, seni kızlardan neden kıskanacak mışım? Özlem ile Canan benim arkadaşım... Hizmetçiden mi? Daha da neler. Sen tabi görmediğin için bir şey zannediyorsun... Aşkım alınıyorum ama. Ben o kadar evine gelip temizlemek için yalvardım, sen istemedin beni. Daha evini göremedim. Şimdi de hizmetçiyle gelin evime diyorsun... Bana kıyamıyormuş. İş yaptırmazdın olur biterdi. Sen beni istemiyorsun. Daha seninle bir kez birlikte olamadık... Nereden çıkardıysam çıkardım. Evdeki hizmetçiden bahsetmesem daha evine davet edeceğin yoktu. Beni tek de davet etmiyor, hizmetçini da al gel diyor, hayret ya..."
Filiz Hanımımın son cümlesinden sonra sert bir şekilde çatalı masaya vurduğunu duyduktan sonra, bir anda oturduğum yerden korkuyla ayağa fırlayıp, sessizce odasına doğru gittim.
ON İKİ
Hayatım hem olağanüstüydü hem de çok sıradan. Hanımlarım gün boyu hiç boşluk bırakmadan, beni hizmetlerinde öyle bir kullanıyorlardı ki, geçmişimi neredeyse unutmuştum. Öyle bir hale getirdiler ki beni, Hanımlarımdan önceki yaşantım hafızamdan silinip gitmişti. Sanki ben o evde doğmuştum, o evde de ölecektim. Onlardan önce benim bir hayatım yoktu. Onlarsız bir geleceğim de... Ama itiraf etmeliyim, Hanımlarım, bazı kişisel hizmet talepleriyle, bu sıradan kölelik hayatıma renk katmaktaydılar. Genellikle farklı kişisel hizmetleri keşfedip ilk emreden de Canan Hanım olurdu. Diğer Hanımlarıma göre hem daha yaratıcı hem de daha cesurdu.
Bildiğiniz gibi Hanımlarımın üçü de üniversitenin yüzme takımında. Haftanın üç günü antrenmanları var. Üçü de antrenmanlarına güle güle gidiyor ama dönüşleri o kadar da neşeli olmuyor. Kendilerini eve zar zor attıktan sonra verdikleri emirler üzerine benim hazırlayacağım enerji verici yiyecek içeceklerle kendilerine gelmeye çalışıyorlar. Hemen hemen istisnasız Hanımlarımın her antrenman dönüşlerinde onlara yaptığım sadece doping hizmetiydi. Bu kısır döngüyü Canan Hanımım bozdu. Yine bir antrenman dönüşü, Hanımlarım, salonda ayaklarını uzatmış koltuklarında bitkin bir şekilde otururlarken, ben elimde üzeri kocaman bardaklarda taze sıkılmış meyve suyu ve Filiz Hanımın tarifini internetten bulup bana yaptırdığı İtalyan tatlıları (Tartufo) ile dolu tepsiyle içeri girer girmez, Canan Hanım ayağa kalkıp, "Benimkileri odama getir" deyip salondan çıktı.
Özlem ve Filiz Hanımlarıma servis yaptıktan sonra, elimdeki tepsiyle Canan Hanımın odasına gittim. Kapısı kapalıydı. Kısa aralıklarla üç kez kapısına vurdum. "Naciye sen misin?" diyen Canan Hanımıma aceleyle "Evet Hanımım" dedim. "Gir içeri" demesiyle birlikte kapının kolunu yavaşça kıvırıp, gözlerim yerde, içeri girdim. Ben odasına girdikten sonra, Canan Hanım üzerinde kalan tek şey olan beyaz külotunu da çıkarmış, sert sert bana bakmaya başlamıştı. O gün, belki de hayatımda ilk defa, çırılçıplak bir yetişkin insan görüyordum. Utancımdan kızarıp gözlerimi tekrar yere sabitleyip beklemeye başladım. Sonra emirler başladı.
"Elindekini masaya koy... Şu havluyu yatağıma ser... "
Beyaz boy havlusunu yatağına serdikten sonra yüz üstü yatağına uzandı.
"Kapıyı kilitle, sonra spor çantamın içinde, üzerinde Aptonia yazan bir şişe var. Getir onu..."
Elimde içi sarı renkte bir sıvı dolu plastik bir şişeyle geri dönüyorum. Canan Hanımım, uzun sarı saçları sırtına dökülmüş, kollarını iki yana vücuduyla tam doksan derece oluşturacak şekilde açmış, gözleri yarı kapalı, yüz üstü yatmış bir vaziyette iken mırıldanarak
"Elindeki sıvıyı vücuduma azar azar dök, fazla bastırmadan masaj yap..."
Canan Hanım bu emri kısık sesle ve oldukça sakin vermişti ama beni adeta yıldırım çarpmıştı. Vücut masajı hakkında fazla bilgim ve tecrübem yoktu ama eğer verilen emri hemen yerine getirmeye başlamazsam, Canan Hanımdan okkalı bir fırça yiyebilirdim. Hemen elimdeki şişeyi açıp sıvıyı Canan Hanımın iri ayaklarına damlatıp masaja başlayacaktım ki Canan Hanım uykusundan uyanan bir dişi arslan gibi kükredi sanki.
"Masaja ayaklardan başlanmaz geri zekalı, yukarı gel... Saçlarımı topla... Boynum, sırtım, omuzlarım, kollarım, belim... O şekilde aşağıya gel, salak..."
Canan Hanımımın attığı küçük fırça, beni biraz olsun rahatlatmıştı. Belli ki yorgunluğundan dolayı benimle uğraşacak hali yoktu. Tek derdi biraz rahatlamaktı. Ben de elimden gelenin en iyisini yapmak için kollarımı sıvayıp işe başladım. Saç bitiminden aşağı doğru, boynuna masaja başladım. İlk temasımla elektrik çarpmış gibi oldum. Vücudu o kadar sıcaktı ki. Adeta yanıyordu. Teni oldukça yumuşak ama altındaki eti bir o kadar sıkıydı. Resmen kas kütlesiydi. Ben küçücük ellerimi, dikkatlice Canan Hanımımın vücuduna bastırdıkça, O da dudaklarından çok hafif, iniltiye benzer bir ses çıkarıyordu. Canan Hanımımın çıkardığı bu ses, bana onun rahatladığını düşündürüyor, beni sakinleştiriyordu. Yuvarlak omuzu çok sert ve kaslıydı. Kolları da öyle. Kürek kemiklerine geldiğimde daha çok sıvı damlatmak zorunda kaldım şişeden çünkü omuzları gibi kürek kemikleri de oldukça genişti. Üzeri siyah, çiçek desenli kaplı beline geldiğimde, geçmişi hatırladım. Yengemin evi. Akşama kadar okul ve özellikle de yengem ve kızlarının hizmetini gördükten sonra çok yorulurdum. Kuzenlerim odalarına çekilip ders çalışır, yengem de salonda televizyon izlerdi. Ne zaman boşa çıkıp, antrede ben de ders çalışmaya başlasam, Yengem "Kız Naciye, nereye kayboldun hayırsız" diye seslenirdi. Sanki bir suç işlemişim gibi, kitaplarımı çantama geri koyup hemen salona döner "Ders çalışıyordum, Yengecim" derdim. Kendi kızlarını devamlı ders çalışmaları için destekleyen Yengem, söz konusu ben olunca, oturduğu koltuktan bana yaptıracak bir iş düşünür, hiç bir şey bulamayınca da, "Gel buraya... Otur yere... Şu ayaklarıma bir masaj yap bakayım, yine ağrıyor." derdi. Yengem, bana ayak masajı yaptırırken o kadar tatminsizdi ki doymak nedir bilmezdi. Sadece iki durumda bırakmamı isterdi. Birincisi ders çalışan kızlarının canı bir şey istediğinde beni mutfağa yollamak için. Ki kuzenlerimin odalarına istedikleri şeyleri götürür götürmez salondaki yerime dönüp Yengemin ayaklarına masaja devam etmek zorundaydım. İkincisi de Yengemin uykusu geldiğinde.
ON ÜÇ
Canan Hanımın ince beline yaptığım masaj bitince, kendisinin "Tamam" diye rahatlamış bir şekilde mırıldanmasıyla baldırlarına geçtim. Tam masaj yağını baldırlarına döküp masaja başlamıştım ki "Kalçalarım. Naciye" dedi aynı ses tonuyla. Ben de aynı işlemi bu sefer Canan Hanımın o sert, iri ve çok düzgün kalçalarına yapmaya başladım. Canan Hanım yeter demeden, vücudunun diğer bölgesine geçemiyordum. Masaj yağı ile iyice kayganlaşan ellerimle, Canan Hanımın kalçalarında bir ileri bir geri gidip geliyordum. Zaman geçiyordu ama Canan Hanım bir türlü "Yeter" demiyordu. Kollarım yorulmuştu. Gözlerim de Canan Hanımımın önümde hareketsiz duran kalçalarına öyle bir dalmıştı ki, sanki başka hiç bir şey görmüyordu. Derken ellerimin altından, Canan Hanımın poposundan şiddetli bir ses geldi. Beni hiç umursamadan sesli bir gaz çıkarmıştı. Arkasından dayanılmaz bir koku. Bir anlık duraksamadan sonra işime devam ettim. Neden sonra dudaklarından "Tamam" kelimesi döküldü. Baldırlarına geçtim. En uzun süren bölge. Yorgunluktan kollarımın tükenen gücü, Canan Hanımımın "Daha çok bastır" emriyle adeta yenileniyordu. Üç Hanımımdan da korkardım ama Canan Hanım korkusu bir başkaydı. Otoriter sesiyle bana daireden, 13.kattan aşağı atla dese, inanın düşünmeden atlardım. Canan Hanım derken doğruldu, ayağa kalktı, benden havlusunu yatağın ayak ucunda doğru çekip düzeltmemi emretti. Kendisi de yatağın ayak ucuna oturup, sol elinin parmaklarını şıklatıp beni önünde diz çöktürdü. Devasa ayaklarına masaj yağını damlatıp masaja başlayacağım sırada, "Dur, git tepsiyi getir" dedi sertçe. Hemen iki elime aldığım peçeteyle tepsiyi tutup, Canan Hanımıma meyve suyu ve tatlısını servis ettim. O afiyetle tatlısını yeyip meyve suyunu içerken, ben yorgunluktan hissetmediğim ellerimle Canan Hanımın ayaklarına masaj yapmaya çalışıyordum.
ON DÖRT
Ben yerde oturmuş, Canan Hanımın çıplak cinsel organı altında, ayaklarına masaja devam ederken birden kapı çalındı. Önce Filiz Hanım seslendi merakla "Canan, iyi misin?" Ardından Özlem Hanım biraz gergin bir şekilde "Canan, Naciye de orada mı?" Kızların bana iş yaptıracaklarını anlayan Canan Hanım, oyuncağı elinden alınan şımarık kız çocuğu gibi yüzünü asıp, açık olan cinsel organını da poposunun altındaki havluyla kapattıktan sonra kızgın bir şekilde bana "Git kapıyı aç... Peçeteyi de al sana geri zekalı" diye bağırdı. Ben elimdeki peçeteyle kapının kilidini açıp kenara çekildim. Meraklı gözlerle içeri dalan Özlem ve Filiz Hanımlarım, gördükleri manzara karşısında şok oldular. Karşılarında yatağının ayak ucunda oturup şeytani bir gülümsemeyle kendilerine bakan, bir taraftan da tatlısını yeyip meyve suyunu içen, -cinsel organı hariç-vücudunun her yeri hem açıkta olan hem de masaj yağının etkisiyle hafif parlayan, ev arkadaşlarını görünce yaklaşık bir saattir neden odasından çıkmadığını anladılar. Neden bu, daha önce bizim de aklımıza gelmemişti diye kendilerince hayıflanarak, Canan Hanıma övgüler dizmeye başladılar. "Kız Canan, senden korkulur... Kız yoksa her yerini mi?.. Neyse artık bundan sonra biz de yaptırırız sayende..." Dediklerini de yaptılar, daha doğrusu bana yaptırdılar. Canan Hanımın masajı bittikten sonra Özlem Hanımın odasına, en son da Filiz Hanımın odasına gittim. O gece sabaha kadar uyuyamadım kollarımın ağrısından. Ve böylelikle artık rutin ev hizmetlerimin arasına, antrenmandan yorgun gelen Hanımlarıma komple vücut masajı yapmak da girmişti.
"Yani bazı işler çok para getirmez. Kariyer meslek değildir. Senin bu evde yapacağın iş de öyle yani..." demişti hatırlarsanız Özlem Hanım bana. Fakat bu arada Canan Hanımın, belki evlerinde değil ama daha sonrasındaki hayatımda bana para kazandıracak yeni kariyer alanları açıp, meslek kazandıracak hizmet talepleri de ara vermeksizin devam edecekti. Bir hafta sonu akşamında, yine hanımlarımın üçü salonda televizyon keyfi yaparken, Canan Hanım ayağa kalkıp "Kızlar, Naciyeyi ben yarım saat kapıyorum. Rahatsız edilmek de istemiyorummm" deyip, minik köpeğini tasmasından tutup gezdirmeye çıkaran sosyetik zengin kızları gibi gömleğimin yakasından tutup çekerek beni odasına götürmeye başladı. Bu arada Canan Hanımım, mankenlere has kedi adımlarıyla o iri poposunu bir sağa bir sola devirerek önümde yürürken, Özlem Hanım da ayağa kalkıp "Bu sefer yemezler canım. Biz de görcez odanda ne yaptığınızı. Meraktan çatlarız burda. Hadi Filiz, kalk" dedi. Ardından ikisi de arkamızdan geldiler. Canan Hanım, odasına girip yatağının ayak ucuna oturdu ve büyük sürprizi açıkladı.
"Kızlar, tam bir buçuk saat sonra erkek arkadaşımla randevum var ve bundan sonra ayak bakımım için kuaföre gidip para ve zaman kaybetmek de istemiyorum. Hem ayrıca bizim Naciyemizin kuaförde çalışan kızlardan bir eksiği mi var?" diyerek kahkaha attı.
Özlem ve Filiz Hanımlarım da, o iri popolarını Canan Hanımın yatağına yerleştirip gösteriyi izlemeye başladılar.
Şu yerdeki büyük sarı poşeti getir bakayım kızım... Evet, şimdi malzemelerimizi çıkar bakalım tek tek... Pedikür leğeni, pedikür tozu, törpü, metal itici, ayak kremi, cuticle yumuşatıcısı, tırnak eti yağı, pedikür çorabı... Tamam kızım, şimdi başlayalım. Sen daha önce hiç pedikür yaptın mı? Hayır. Peki yaptırdın mı? Demek ki yine hayırrr, o zaman sana öğreteyim..."
Canan Hanımın öğretmen edasıyla benimle dalga geçmesi özellikle Filiz Hanımın çok hoşuna gitmişti ve kıkır kıkır gülmeye başlamıştı.
"Evet başlayalım kızım. Önce ayaklar ılık suda bekletilip yumuşak bir masaj yapılır... Topuklar törpülenir ve ardından kalıntılar temizlenir... Şimdi de tırnaklar kesilir. Sakın çok dibinden keseyim deme yoksa senin bütün tırnaklarını kökünden çekerim!..Ardından tırnaklar törpülenir. Dikkat et canımı yakma şeker. Yoksa... Sonrasında itici ile tırnak dipleri açılır. Fazla bastırıp beni üzme yoksa fena üzerim seni..."
Özlem Hanım, dikkatli bir şekilde olayı izlerken, Filiz Hanım ise Canan Hanımın laflarına gülmekten kendini bir türlü alamıyordu. Ben ilk defa yaptığım bir işin stresi altında, Canan Hanımın emirlerini hatasız yerine getirmeye çalışırken, hata yapmam durumunda başıma gelebileceklerden de çok korkuyordum.
"Sonra pedikür çorabı giydirilir ve tırnaklara kısa süreli masaj yapılır... Evet, şimdi de çorap, parmak ucundan açılır ve tırnakların üzerinde çorap tarafından bırakılan fazla krem havluyla alınır. Kızım incecik naylon, biraz güçlü çek. Kızlar biz bunun yemini çok az veriyoruz galiba, baksanıza şu poşeti bile yırtamıyor, çok zayıf. Neyse... Ardından itici kullanılarak tırnak etleri itilir... Yavaş yavaş, çok bastırma geri zekalı... Bir pens ve makas yardımıyla tırnak etleri, yani ölü deriler alınır... Sonrasında çorap çıkartılır ve çorapta kalan fazla krem ayaklara ve bacaklara masaj yapılarak yedirilir... Bacaklarım güzel mi kız, Naciye? Güzel masaj yap, mal!.. Parmak araları pamuk yardımıyla ayrılır. Tırnaklara fırça yardımıyla oje sürülür... Sonrasında taşan oje kalıntıları asetonlu kulak çubuğu ile temizlenir şeker... Üfle kız şimdi, ezik! İyi üfle tırnaklarıma. Kızlar bu böyle giderse fazla yaşamaz valla. Nefesi de kalmamış. Bırak üflemeyi geri zekalı, al şu spreyi bakayım eline. Bunun adı oje kurutucu sprey. Öğrendin mi? Şimdi yavaş yavaş tırnaklarıma doğru sık. Parmaklarıma değil mal, kızlar şimdi elimde kalacak bu cüce ha. Tırnaklarımaaaaa..."
ON BEŞ
Hayatta elde edilen hiçbir şeyin öncesinde hayal edildiği kadar zevk vermemesi gibi, ben de çileli ömrümde elime geçen nadir nimetlerin hiç birisine doğru düzgün sevinememiş, sonunda da elimde olmayan nedenlerden dolayı hepsini kaybetmiştim. Üniversite sınavını kazandığım gün geliyor aklıma, Yengemin ve kızlarının bir araya gelip sevincimi hüsrana çevirme çabaları. Amcamın, üniversiteye başlarsam bana para gönderecek olması ve emirlerine amade itaatkar bir beslemeyi kaybetme ihtimalleri onları deli ediyordu. O dönemde bekar olan kuzenlerim, büyük ablalarının evliliğinin ilk iki senesi içerisinde, benim hizmetlerim sayesinde ne kadar rahat ettiğini, kocası ve ailesine karşı büyük bir itibar kazanıp onlar tarafından nasıl el üstünde tutulduğunu görüyor, benim üniversiteye hiç gitmeyip, aynı hizmetleri kendilerine de yapmamı bekliyorlardı. Anneleri olan Yengem de, yıllardır benim sayemde elde ettiği rahatlığın ve kızlarının zengin insanlar gibi evlerinde hizmetçi çalıştırma hayallerinin sona ermemesi adına elinden gelen her türlü telkin ve baskıyı uyguluyordu bana. Üniversiteye gidememe korkusu dolayısıyla ben de kapana kısılmış bir fare gibi, çaresizce onlar ne emrederse yapıyor ve amcamın eve gelince elimden tutup, beni hayallerime kavuşturacağı günü sabırsızlıkla bekliyordum. Sonunda amcam eve dönüp sınavı kazandığım haberini alınca tereddütsüz bana destek veriyor, eşi ve kızlarını da karşısına alıp bana geleceğimin kapılarını açıyordu.
Geçmişte büyük bir mücadele ile elde ettiğim muhteşem zaferin en ufak bir kırıntısı bile yok şimdi hayatımda. Hayalimin tadını çıkarıp, geleceğim için üniversite sıralarında mücadeleme devam edeceğim yerde, şimdi tam da benim hayallerimin üzerine oturup fütursuzca yaşayan, beni hizmetlerinde kullanmak ve aşağılamak konusunda birbirleriyle yarışan, üç şımarık, züppe kızın resmen kölesi olmuştum. Bu duruma mecbur kalmıştım ama aslında bir yerde de mecbur bırakılmıştım. Bir cumartesi kahvaltı sofrasında Canan Hanım, ben günün nöbetçi Hanımı Filiz Hanımın ayakları dibinde kahvaltımı yaparken, Özlem Hanıma "Kız Özlem, sen bunun belgelerini ne yaptın?" diye sordu. Özlem Hanım, konuya yabancı kalmış gibi, elinde fincanı Türk kahvesini yudumlarken "Kimin belgeleri?" dedi şaşkınlıkla. Kısa süren sessizlikten Canan Hanımın cevap vermek yerine beden diliyle beni işaret ettiğini anladım. Özlem Hanım "Belgeler bende. Sakladım. Kullanmama gerek kalmadı. Ama ilerisi için tutuyorum elimde" dedi gülerek. Özlem Hanımımın, nüfus cüzdanım ile bana imzalattırdığı kağıdı, yurt borcuma karşılık, benden istemesinin altında aslında beni esir alıp kendisine köle yapmak olduğunu o an anladım. Ama onları kullanmasına bile gerek kalmadan, benim Sahibem olmayı başarmıştı. Artık özgür bir kimliğim de kalmadığı için, nüfus cüzdanıma ihtiyacım olmadan yaşıyordum.
Evdeki iş yüküme hemen hemen her gün yenileri ekleniyordu. Zamanla Hanımlarıma yaptığım masaj ve manikür-pedikür hizmetlerine, ağda, saç boyama, cilt ve yüz bakımı gibi işler de eklenmişti. Genellikle ilk emir, bakımına çok önem veren Canan Hanımdan geliyor, diğer Hanımlarım da arkasından aynı hizmeti talep ediyordu. Hanımlarım böylelikle, güzellik merkezlerinde veya kuaförlerde sıra bekleyip, zaman ve para kaybetmekten kurtulmuş, odalarında rahatça bakımlarını yaptırıyorlardı. Hanımlarımın üçünün de vücutlarını en ince ayrıntısına kadar öğrenmiştim bu hizmetlerim sayesinde.
Özlem Hanım, karşı komşumuz Öznur Hanımla gayet sıcak bir dostluk kurmuştu. Evde bazen ondan bahseder, ne kadar iyi niyetli, ne kadar sıcak bir bayan olduğunu, kendisini öz annesi gibi sevdiğini söyleyip dururdu. Öznur Hanıma da benden bahsetmiş olacak ki, bir gün okul dönüşü, kendisi de işten dönen Öznür Hanımla kapıda karşılaşmışlar, Özlem Hanımımın birer yorgunluk kahvesi içmeyi teklif ettiği Öznur Hanımla birlikte, ilk defa eve gelmişlerdi. Salonda koltuklarına kurulup, kahvelerini içerlerken, Özlem Hanım, "Ablacım, istersen sizin evde de yapabilir. Zaten eli alıştı. Canınızı da yakmaz, inanın" dedi. Öznur Hanım, kahvesinden son bir yudum aldıktan sonra "Zaten benimki de iki saate gelir. Gelmeden işimizi halledelim Özlemcim" diyerek ayağa kalktı. Öznur Hanım önde, Özlem Hanım arkada salon kapısına doğru yürümeye başlayınca, ben hemen dış kapıyı açıp Öznur Hanımın ayakkabılarını düzeltip kenara çekildim. Öznur Hanım ayakkabılarını giyip evinin kapısına doğru yönelince Özlem Hanımım "Hadi, sen ne duruyorsun? Çabuk Öznur Hanımın evine. Ne emrederse yap, anladın mı?" diye payladı beni. Öznur Hanım, aralık bıraktığı kapısının önünde benim gelmemi beklerken, Özlem Hanımıma "Özlemcim çok teşekkür ederim sana canım. Eğer memnun kalırsam, yine almak isterim. Ama bu sefer, ne gerekirse yaparız, yani altında da kalmam güzelim." dedi tatlı tatlı gülümseyerek. Ben başım öne eğik, gözlerim yerde Öznur Hanımın evine doğru yürürken, Özlem Hanımım "Ne demek altında kalmak ablacım. Ne zaman isterseniz. Bizim Filiz ile Cananı da dert etmeyin. Ben onlarla konuştum. Siz keyfinize bakın" diyerek karşılık verdi.
ON ALTI
Öznur Hanımın evine girer girmez, "Gel bakalım ufaklık" emriyle birlikte hiç bir yere uğramadan doğruca yatak odasına gittik. O evde neden bulunduğumu bile bilmeden, meraklı ve tedirgin gözlerle, Öznur Hanımın talimatlarını beklemeye başladım. Öznur Hanım kırklı yaşlarda, kumral, orta boylu bir bayandı. Boyum, meme uçlarına ancak yetişiyordu. Balık etli idi ama kilosunu belli etmiyordu. Yatak odasında, ben kapı önünde tedirgin bir şekilde beklerken, Öznur Hanım elbiselerini çıkarıp dolaba kaldırıyordu sakince. Üzerinde sadece iç çamaşırları kalınca, bu sefer "Haydi banyoya, ufaklık" diyerek kapıdan çıktı. Bu sefer, o önde, ben de arkasında, banyoya doğru yürüyorduk. Banyoya geldiğimizde, Öznur Hanım, külotunu da çıkarıp kirli sepetine attıktan sonra, klozetin kapağını kaldırıp oturdu. Hemen sonra "Ay, cep telefonumu unuttum, ufaklık yatak odasında tuvalet masasının üzerinde, hadi çabuk getir" deyiverdi teklifsizce hizmetçisine emreder gibi. Ben tekrar yatak odasına, Öznur Hanımın cep telefonunu getirmek için giderken, Özlem Hanımımın benim evlerinde onlara nasıl kölelik yaptığımı Öznur Hanıma anlatmış olduğunu düşündüm. Geri geldiğimde, Öznur Hanımın ıkınarak kakasını yapmaya başlamıştı ve banyoyu çok ağır bir koku kaplamıştı. Beni görünce hemen elini uzatıp cep telefonunu istedi. Bir kaç mesaj attıktan sonra bana dönüp "Benim tuvalet keyfim biraz uzun sürer. Önce manikür-pedikür ile başlayalım ufaklık" dedi. Ben, ellerim önümde bağlı, başım önde, gözlerim Öznur Hanımın ayaklarında itaatkar bir köle gibi "Emredersiniz Hanımım" deyince de gürültülü bir kahkaha patlatıp, "Kızım benim yanımda rahat olabilirsin, hadi çabuk şu leğene ılık su doldurup getir, gerekli malzemeler de dolabın en alt gözünde, hadi çabuk, birazdan kocam gelecek" dedi.
Ben, Öznur Hanımın el ve ayak bakımını yaparken, O da bana kendisinden bahsetti biraz. Eşi banka müdürü, kendisi ise hemşireydi. Hiç çocukları olmamıştı. O gün, evlilik yıl dönümleriydi. Özlem Hanımımla, oturup kalktıklarında, beni de biraz tanıma fırsatı bulmuştu. Evde muhabbet ederlerken, konu Özlem Hanımımın, bakımlı saçlarına, yüzüne, ellerine ve ayaklarına gelince, Öznur Hanım, hangi güzellik ve kuaför salonuna gittiğini merak edip sormuş, Özlem Hanım da mecburen, "evdeki hizmetçilerinin çok becerikli olduğunu, elinden her işin geldiğini, Hanımların da kendisine acıdığı için, sırf o para kazansın diye, ağda dahil, her türlü bakım işlerini ona yaptırdıklarını" söyleyivermiş. Öznur Hanım, kendisi klozette çırılçıplak oturup, arada az sesli ama çok kokulu gaz da salarken, ben bir yandan kendisini dinliyor, diğer yandan da işimi çabucak bitirmek için gayret ediyordum. Çok geç kalırsam, Öznur Hanımı kocasına yetiştiremezsem, benim için Özlem Hanımın sürpriz cezaları olabilirdi. Ayrıca o gün nöbetçi Hanımım Canan Hanımdı ve akşam yemeğini de yetiştirmem gerekiyordu.
Ben Öznur Hanımın ayakları arasında, banyoda, yerde, fayans üzerinde oturup, itaatkar bir şekilde hizmetimi yaparken, Öznur Hanım da kendinden emin, bir yandan sorgulayan gözlerle beni ve yaptığım işi takip ediyor, diğer yandan da konuşmasına devam ediyordu. Özlem Hanımımın benim yeteneklerimden bahsetmesi sonrasında, Öznur Hanım, kendisine "ne kadar şanslı olduklarını" söylemiş ayrıca "gelecek hafta eşiyle evlilik yıl dönümlerini kutlayacaklarını ama kendisinin iş yerindeki yoğunluktan, nöbetten ayrıca da ev işlerinden fırsat bulup güzellik merkezine gidemeyeceğinden" dert yanmıştı. Bunu duyan Özlem Hanımım da beni Öznur Hanıma teklif etmiş, her ne zaman isterse, beni alıp kullanabileceğini söylemişti. İşte o evde bulunma nedenim tam olarak da buydu.
Oturup arkasına kaykıldığı klozetten beni yeterince süzen Öznur Hanım, "Sana gerçekten para veriyorlar mı kız?" dedi muzip bir sesle. Ben belki de ilk defa yüzümü kaldırıp, korku ve dehşet içerisinde, o anda şeytanca gülen Öznur Hanımla göz göze geldim. Ne cevap vereceğimi bilemeden işime devam ettim ama Öznur Hanım her şeyi ama her şeyi anlamıştı. O andan sonra konuşmasını kesip, bir insanın şüphe duyup da emin olamadığı bir olay üzerindeki tüm sır perdesinin aralanması durumunda olduğu gibi, rahatlamış, karşımda cesareti ve öz güveni daha da artmış, daha da kötüsü bana Özlem, Canan ve Filiz Hanımlarımın baktığı gibi bakmaya başlamıştı. Ben el-ayak bakımını bitirdikten sonra, Öznur Hanım, "Sırada ağda işi var ufaklık, hadi al ağdayı şurdan da götür ısıt gel bakalım mutfakta." dedi.
Ben nefret ettiğim o ısıtılmış ağda kokusu ile birlikte banyoya geri döndüğümde, Öznur Hanım ayağa kalktı ve bana, "bırak o ağdayı çamaşır makinesi üzerine, diz çök bakayım önümde, nasıl, benim vücudum mu güzel yoksa evdeki kızların mı, ben çok mu yaşlı görünüyorum?" diye sordu. Ben uzun zamandır kimseyle konuşmadığım, kimse tarafından muhatap dahi alınmadığımdan galiba, ağzımı açıp tek kelime edemedim. Ayakta durup, yapılı ve güçlü vücuduyla, az önce evine alıp kendisine manikür-pedikür yaptırdığı cüce denebilecek boyda, aşırı zayıf, çirkin bir kızı ayakları dibinde önünde diz çöktürüp ona vücudunun güzelliği ile ilgili sorular soran Öznur Hanım, gözlerine korkunç bir bakış takınarak, güçlü kolları ile başımı ellerinin arasına alıp, uzun süredir kılları alınmadığı için, neredeyse görünmeyen cinsel organına doğru bastırdı ve "Ağdadan önce temizlik yap, bugün benim günüm, bugün evlilik yıl dönümüm, akşam kocamla birlikte olacağız ama beni ona sen hazırlayacaksın" dedi, beni korkutan sesiyle. Yüzüm, Öznur Hanımın cinsel organına yapışık vaziyette, ağdadan önce nasıl bir temizlik yapacağımı bilmeden beklerken, Öznur Hanım konuya açıklık getirdi. "Yala"...
ON YEDİ
Öznur Hanım, kocaman elleri ve upuzun parmakları arasında portakal kadar kalan başımı, cinsel organına öyle bir bastırmıştı ki nefessiz kalan ciğerlerim patlamak üzere iken ağzımı açıp avazım çıktığı kadar bağırmak ve gözlerimi açabildiğim kadar açıp, ölmediğimi anlamak istiyordum. Ancak ne ağzımı ne de gözlerimi açabiliyordum. Sessiz bir karanlık içerisindeydim. Sonra birden Öznur Hanım, kalçasını geriye doğru çekip biraz nefes almamı sağladı. Ben olayın şoku ile soluk soluğa derin nefes alıp vermeye çalışırken, O elleri arasında sıkı sıkı kavradığı başımı yukarı çevirip "Bak ufaklık, zaten çok zamanım yok, eğer dediklerimi yapmazsan, şu ağdayı var ya, yuttururum sana, şimdi tekrar aç bakayım ağzını" dedi, gözü dönmüş bir şekilde. Dediğini düşünmeden yaptım, O da başımı boynumdan kavrayıp yukarı doğru çektikten sonra çok garip bir kokusu olan cinsel organını o esnada tüm gücümle açık tuttuğum ağzıma iyice yaklaştırıp "Çıkar bakayım dilini ufaklık" dedi. Ben yüzümü buruşturup, korkarak ve tiksinerek yavaşça dilimi çıkardıktan sonra Öznur Hanım, terliklerini ayaklarından fırlatıp, banyo fayansı üzerine yapıştırdığı en az 38 numara olan ayakları üzerindeki uzun kuvvetli bacaklarından aldığı güçle belini ileri geri oynatarak, burnuma gelen pis kokular yüzünden ağzımın dışında tutmaya zorlandığım dilime cinsel organını sokup çıkarmaya başladı. Öznur Hanım, öylesine güçlü vuruyordu ki dilime, bazen dilim ağzıma geri kaçıyor, Öznur Hanımın sonraki vuruşu boşa gidiyor, buna sinirlenen Öznur Hanım elleri arasında tuttuğu başımı bırakıp yüzüme sağlı sollu tokat atmaya başlıyordu. Hayatımda ilk defa böyle bir aşağılanmayla karşı karşıya kalmıştım. Evdeki Hanımlarıma da defalarca ağda yapmış olmama rağmen hiçbirisi bana bu şekilde iğrenç bir muamele yapmamıştı. Dilimden ağzıma kıllı ve tuzlu bir tat gelmeye başladı. Yüzüme yediğim şiddetli tokatlarla birlikte ağlamaya başlamıştım ama bu Öznur Hanımı daha da sinirlendirdi ve ağlamaya devam edersem yüzümü daha sert tokatlayacağı tehdidinde bulundu.
Ben o banyodan sağ çıkıp çıkamayacağımı, hayatıma kaldığım yerden devam edip edemeyeceğimi düşünürken, Öznur Hanım "Tamam ufaklık, bu günlük bu kadar yeter, bugün fazla zamanım yok, şimdi sıra arka tarafta" dedi nefes nefese. Beni eski yerimde bırakıp, kendisi bu sefer poposu ağzıma gelecek şekilde arkasına dönüp, ellerini beline koydu ve "Hadi deliğimi yala!" dedi sert bir şekilde. Ben dizlerimin üzerinde doğrularak, Öznur Hanımın başımın üzerinde bekleyen koca kalçaları arasında küçük, karanlık bir göz gibi gözlerime bakan, popo deliğine doğru başımı yükseltip, görmeye daha fazla tahammül edemediğim manzaradan dolayı gözlerimi kapattıktan sonra ağzımdan çıkardığım dilimle tam yerini bulmaya çalışırken, Öznur Hanım benim bu acemiliğime kızmış olacak ki, belinde bekleyen sağ eliyle başımı kavradığı gibi sağa sola çekiştirdi ve ağzımdan dışarıda tutmak için büyük gayret sarf ettiğim dilimi tam olarak istediği yere yerleştirdi. O an, her nedense aklıma, Hanımlarımın bana sadece kendi artıklarını yedirdikleri ve tuvaleti her kullandıklarında, beni, arkalarında bıraktıkları pisliği temizlemem için içeri hapsettikleri gerçeği geldi. Öznur Hanımın bana son yaptırdığı şey ise, Hanımlarımın yaşadıkları evde bana yaptırdıkları en pis işten çok daha iğrençti. O an zorladığım hafızam, bana Öznur Hanımın kakasını yaptıktan sonra uzun süre oturduğu klozette poposunu temizlemediği gerçeğini haykırıyordu. Öznur Hanımın, başımın arkasından bastırması ile kıllı popo deliğine giren dilim, kuru ve acı bir kütleye temas etmişti. İlk temastan sonra burnuma gelen keskin kokuyla da birlikte midem iyice bulanmış, istem dışı çıkardığım öğürme sesini duyan Öznur Hanım pozisyonunu bozmadan başını arkaya çevirip, yüzüme o "deli" bakışını fırlatarak "Eğer kusacak olursan, gebertirim seni küçük orospu" dedi. Ben de çaresiz, Öznur Hanımın poposundaki kaka parçaları dilimden ağzıma doğru düşerken, aklıma başka şeyler getirmeye çalışıp, midemi tutuyordum. Öznur Hanım bir müddet sonra poposunu ileri geri hareket ettirerek dilime sokmaya bir ara vermiş, deli gibi bakan gözleriyle beni korkuttuğuna emin olana dek gözlerimin içine bakmış, sonra da "Şimdi sadece popomu temizleyeceksin. İçinde hiçbir şey bırakmıycaksın. Her şeyi emip yutcaksın, anlıyor musun? Bak saat tutuyorum. Tam beş dakikan var. Beş dakika sonra tuvalet kağıdını deliğime sokup çıkardığımda, en ufak bir leke bile görürsem, sana öyle şeyler yaparım ki..." dedikten sonra elinde aldığı pembe cep telefonunun bir tuşuna bastı. Telefondan çıkan bip sesiyle birlikte bana "Başla" komutunu veren Öznur Hanım, ben gözlerimi bu sefer fal taşı gibi açıp iki küçük elimle tuttuğum devasa kalçalarını dilimin deliğe daha rahat girmesi için ayırmaya başladığımda, telefonunu tekrar çamaşır makinesinin üzerine bıraktı ve iki eliyle göğüslerini sıkmaya başladı.
Hayatımda belki de geçip bitmesini istemediğim tek zaman dilimi, Öznur Hanımın pembe telefonunun kronometresinin tükettiği o beş dakikaydı. Dilimi Öznur Hanımın poposunun içerisine ileri geri soktuktan sonra dilime gelen her şeyi yutuyordum. Bazen kaka parçası, bazen de kıl yumağı. Ne varsa. Sonra dilimi, aşağı yukarı ve yukarı aşağı gezdirdim delikte. Ağzımın içine giren kakaların, dilimi deliğine her soktuğumda tükmüğüme bulaşıp, Öznur Hanımın poposunu tekrar kirletmemesi için de devamlı yutkunup, ağzımı temizliyordum. Bir ara ağzım o kadar kurumuştu ki, Öznur Hanımın popo deliği, ağzımın içinden daha ıslak hale gelmişti. Bu sefer de, Öznur Hanımın popo deliğini, içerisinde uzayan kıllarla birlikte emmeye, kurulamaya başladım. Tepemde yine kalçalarını bir ileri bir geri oynatmaya başlayan Öznur Hanım, dudaklarından da garip mırıltılar çıkarmaya başlamıştı. Kalçaları üzerinde iri ter damlaları birikmiş, göğüslerini sıkan ellerinden bir tanesi de cinsel organını okşamaya başlamıştı. Derken pembe telefon beş dakikalık sürenin dolduğunu ilan edip tekrar ses verdi ve Öznur Hanım ellerini saçlarına götürüp karıştırdıktan sonra, poposunun altında bekleyen zavallı kıza hiç bakmadan, klozetin yanındaki ruloya uzanıp kopardığı tuvalet kağıdıyla poposunu bir güzel temizledi. Poposundan çıkardığı tuvalet kağıdını kısa bir süre inceledikten sonra bana doğru dönüp yüzüme baktı. Yerde bitkin bir şekilde dizleri üzerine çökmüş, kendisinden duyduğu korku yüzünden gözleri dolu dolu olup, ağlayan kızı görünce, yüzündeki sert ifadeyi aniden değiştirip, gülümsemeye başladı. "Ufaklık, iyi iş çıkarmışsın ama tuvalet kağıdına bak. Gördüğün gibi biraz leke kalmış. Ama seni affediyorum. Şimdi seni affettiğim için senin de bana bir teşekkür borcun oldu. Hadi şu tuvalet kağıdını bir güzel ye de borcunu öde" dedi. Ben de yerde, dizlerim üzerinde, Öznur Hanımın, kendisinden çok korktuğumdan dolayı yırtarcasına zorlayarak açtığım ağzıma tıktığı kirli tuvalet kağıdını çiğneyip yutmaya çalışırken, O da benim o halime kahkahalarla gülüp, pembe cep telefonunun kamerasına kaydediyordu.
ON SEKİZ
Öznur Hanım, benimle işi bittikten sonra üzerinde bornozuyla kapıyı açtı ve ben çıkar çıkmaz da sertçe arkamdan kapattı. Hanımlarımın evi, daha önce, hiç o anki kadar güzel görünmemişti gözüme. Hemen kapıya ulaşıp parmaklarımın ucunda yükselerek zile bastım. Kapıyı Filiz Hanımım açtı. Öznur Hanımın üzerimde bıraktığı etkiden kurtulamamış olacağım ki içeri girip kapıyı kapatır kapatmaz diz çöküp ağlayarak, Filiz Hanımımın daha önce defalarca bakımını yaptığım kırk iki numara ayaklarına kapandım. Aslında, beni bir daha başka hanımlara hizmete göndermemeleri için yalvarıp, Öznur Hanımın bana yaptıklarını anlatmak istiyordum ama Öznur Hanımın korkutucu bakışları aklıma gelince hemen vazgeçtim. "Ne olur Filiz Hanımım, beni affedin. Elimden geldiği kadar hızlı çalıştım ama yine de geç kaldım. Yalvarırım beni evden kovmayın" diyebildim. Filiz Hanımım, ayaklarına kapandığında ancak bir köpek yavrusu kadar görünen bedenime ve yalvarmalarıma şaşırmıştı. "Tamam Naciye, kalk, Canan odasında seni bekliyor." dedi yumuşak ama soğuk bir sesle. Odalarından sesleri duyup gelen Özlem ve Canan Hanımlarım, beni Filiz Hanımımın ayaklarına kapanmış halde, iç çekerek ağladığımı görünce, Filiz Hanımıma ne olduğunu sordular. Filiz Hanımım "Eve geç kaldı ya. Kovmayım diye yalvarıyor bana." dedi gülerek. "İyi ama bugün nöbetçi Hanım benim, Filizcim. Evden kovulmamak için bana da yalvarması lazım." dedi Canan Hanımım. Sonra Filiz Hanımımı yana iterek, yerde bekleyen yüzüme daha bir gece önce bakımını yaptırıp tırnaklarına pastel nar çiçeği renginde oje sürdürdüğü kırk numara ayaklarını yapıştırıp sertçe ama gülmemek için de kendisini zorlayan sesiyle sordu. "Neden geç kaldın Naciye, seni dinliyorum."
Öznur Hanım, banyoda bana son olarak kirli tuvalet kağıdını yedirdikten sonra yatak odasına geçip yatağına uzanmıştı. Tepeden tırnağa, vücudunun her bölgesine ağda yaptırdıktan sonra banyodan kırmızı bornozunu getirmemi emretmişti. Benim yardımımla bornozunu giydikten sonra kuşağını bağlamış ve eliyle çenemi tutup, canımı acıtarak, öne düşmüş olan başımı yukarı kaldırmış ve gözlerini gözlerime dikerek "Seninle işim bitti. Bugün olanları kimseye anlatmayacaksın. Özlem'den ne zaman istersem yine alırım seni. Eğer Özlem'e bir şey anlatırsan sana çok daha kötü şeyler yaparım, anlıyor musun? Zaten anlatsan da kimse sana inanmaz." dedi. O önde ben arkada kapıya doğru yürürken aniden arkasını dönüp "Bugün bu evde ne yaptın? Manikür, pedikür ve ağda. Tamam mı?" diye beni tekrar gözleriyle korkutup, evinden kovarcasına gönderdi.
Canan Hanımıma ve sonrasında sırasını alıp ayaklarını yüzüme dayayan Özlem Hanımıma hiçbir şey anlatmadım. Gözyaşlarımla ayaklarını ıslatarak "Yalvarırım affedin. Beni bir yere göndermeyin." diyebildim. İlk başta yalvarmalarım hoşlarına gidiyor, kendilerini havaya sokup bana bağırıp çağırıyorlar, tehdit ediyorlardı. Ayaklarını yere vuruyorlar, başımı kaldırıp yüzlerine bakmamı emrediyor, elleri bellerinde bazen birbirlerine benimle ilgili espriler yapıp hep birlikte gülerek koca popolarını sağa sola sallıyorlardı. Sonra tekrar ayaklarına kapanmamı istiyorlardı. Sıkılınca da Özlem ve Filiz Hanımlarım odalarına gittiler. Canan Hanımım da bana ilk defa, ellerim ve dizlerim üzerinde emekleyerek, arkasından, mutfağa gelmemi emretti.
Hanımlarım, hazırladığım akşam yemeğini afiyetle yemişler, kahvelerini yudumluyorlardı. Ben, yine ayakta emirlerini beklerken, Canan Hanımım "Naciye yemek saati" dedi. Tabak ve kaşığımı aldıktan sonra ayakları dibine kıvrılıp, Canan Hanımın bana vereceği yiyecekleri beklemeye başladım. O sırada Filiz Hanımım, utangaç bir ses tonuyla, kekeleyerek "Kızlar, benim sizden bir ricam olacak. Bu hafta sonu için, Levent, beni ablasının Çeşme'deki yazlığına davet etti. Baş başa olacağız. Yani ilk defa. Ve..." dedi ama gerisini getiremedi. O esnada masa üzerine dökülen yemek ve ekmek parçalarını, peçeteyle tabağıma süpüren Canan Hanımım, işine ara verip, "Eee. Yani bizden ne istiyorsun?" dedi rahat bir şekilde. Sonra masa üzerinde diğer Hanımların kullanıp bıraktıkları peçeteleri de içerisine attığı tabağımı önüme bıraktı.
Filiz Hanımım, kaldığı yerden, sıkılarak tekrar söze başladı. "Yani sizden ricam şu ki naciyeyi hafta sonu için almak istiyorum." İlk karşı çıkan Özlem Hanımım oldu. "Ama Filizcim biliyorsun. Karar almıştık. Genel ev işlerini aksatmamak kaydıyla naciyeyi özelimizde kullanacağız diye." Filiz Hanımım, toplum içerisinde hakarete uğramış birinin vereceği tepkiyle "Ama Özlemcim, sen de naciyeyi Öznur Ablana gönderiyorsun." dedi. Canan Hanımım, gerginleşen ortamda, gayet rahat bir şekilde, "İyi de Filiz, ben de hafta sonu Berke ile buluşucam ve benim de ağdam geldi." dedi gülerek. Özlem Hanımım da koroya uyup, sözlerine alınan Filiz Hanımımı rahatlatmak için "Ben de Serkanla buluşçam, dip boyam geldi" dedi gülerek.
Hanımlarım, yukarıda, kendi aralarında, sorunu çözmeye çalışırlarken ben, tabağım içindeki iki kaşıklık yemeği bitirmiş ve yine doymamıştım. Tabağın içerisinde kalan ve bana Öznur Hanımın banyosunu hatırlatan peçetelere gözlerimi dikmiş ve dalıp gitmiştim. Sonunda Özlem ve Canan Hanımlarım, Filiz Hanımımın beni hafta sonu Çeşme'ye giderken yanına almasına izin vermişlerdi ama onların da bir şartı vardı. Para. Bunu duyan Filiz Hanımım "Aslına bakarsanız, Levent, naciyeyi alma karşılığında size para vermeyi teklif etmişti bana. Hatta sor ne kadar istiyorlar, ben vereceğim demişti. Ben de ona, sen, benim arkadaşlarımı yanlış tanımışsın. O kızlar, paraya önem vermezler demiştim. Ama yanılmışım." dedi, yine duygusal bir sesle. Canan Hanımım, para miktarında da anlaşılıp tatlıya bağlanan olay sonrasında, uzun sarı saçlarını omuzundan geriye attırıp, aniden ayakları dibinde oturan hizmetçisine baktı ve "Hadi iyisin Naciye. Hafta sonu Çeşme'ye gidiyorsun." dedi ama sonrasında atacağı kahkaha, gördüğü manzara sebebiyle boğazında kaldı. O esnada, ben, yukarıda konuşmaları bir tarafa bırakıp, tabağımdaki peçetelerin yarısını iştahla yeyip bitirmiş, ağzım dolu bir şekilde, diğer yarısını da yemeye hazırlanıyordum. İlk şoku atlatan Canan Hanımım, bu sefer daha şiddetli bir kahkaha atıp, sonrasında "Kızlar, ay çabuk gelin, şuna bakın." dedi. Üç Hanımım da cep telefonlarını ellerine alıp yanı başıma geldiler ve ayakta, belgesel film çeker gibi, beni kameraya almaya başladılar...