O gün öğleden sonra başladık. Saat üçü geçiyordu. Ben salonda laptopumla iş maillerini cevaplıyordum. Evden çalışıyordum, yarı zamanlı işimin çoğu böyle geçiyordu. Müdür yine sunum hakkında yazmıştı, kısa bir cevap attım. Helin yanımda yere oturmuş, defterini açmıştı. Ara sıra “Abla, bu soruyu bir de sen bak” diyordu. Ben bırakıp eğiliyordum.
Bir süre sonra kapı çaldı. Buse’ydi. Helin açtı, ikisi gülüşerek içeri girdi. Buse sırt çantasını bıraktı, yere oturdu. . Ayakkabılarını çıkardı, yeşil çoraplı ayakları kaldı.Ben ekrana bakıyormuş gibi yaptım ama gözüm onun ayaklarına kaydı. İnce bilekleri, çorabın altında belli olan parmak hatları… İçimde garip, tanıdık bir gerilim belirdi. Onu koklamak istedim. Ayaklarını yüzüme yaklaştırmasını, bana emir vermesini… Neden? Bilmiyordum. Sadece istedim. Ve bu isteği her zaman ki gibi bastırdım. Ekrana döndüm. Kimse fark etmemeliydi. Bu, sadece benim bileceğim bir sır gibi duruyordu içimde.
İkisi kitaplarını açtı. Ben de laptopuma döndüm. Ara sıra konuşmalarını duyuyordum. Sonra ikisi gülüyordu. Bir ara Buse ayağa kalktı, mutfağa gitti. Su aldı.
Ders arasında Helin gerindi. “Biraz ara verelim.”
Buse “İyi olur” dedi. Üçümüz salonda oturduk. Buse ayaklarını uzattı, parmaklarını oynattı. Ben çay koydum, getirdim. Otururken gözüm yine onun ayaklarına gitti. Kokusu aklıma geldi. (bir kaç kere kirliden alıp koklama şansım olmuştu)
Emir verse… “Bakma” dese, “yaklaş” dese… İçimde bir şey kıpırdadı. Hemen susturdum. Konuşmaya katıldım.
“Sınavlar nasıl gidiyor?” diye sordum.
Helin “İdare eder” dedi. Buse “Benimki berbat” diye ekledi. Biraz gülüştük. Sonra tekrar defterlerine döndüler. Ben de işime.
Bir ara Helin telefonuna uzandı. Ekranı açtı, bir şeyler yazmaya başladı.
“Ders çalışırken telefona bakma,” dedim.
“Sadece arkadaşıma cevap veriyorum.”
“Sonra ver. Şimdi çalış.”
Helin telefonu indirdi ama suratını astı. Kalemi geri aldı, deftere sertçe bir şeyler karaladı. Birkaç dakika sonra yine telefonuna uzandı. Bu sefer ben de dayanamadım.
“Helin, dedim ya.”
“Ne var ki? Bir mesaj atıyorum.”
“Bir mesaj değil. Sürekli bakıyorsun. Sonra da ‘çalışıyorum’ diyorsun.”
artık bu tartışmalar monotonlaşmıştı sürekli telefona bakan dikkat dağınıklığı yaşayan asi ergen bir kız kardeşiniz varsa beni anlarsınız ancak. fakat ailemin umudunu kestiği kız kardeşime yardımcı olmak benim ablalık görevimdi pes etmeyecektim.
O gün öğleden sonra salondaydık. Saat dört civarıydı. Ben laptopun başında, iş maillerini cevaplıyordum. Evden çalışıyordum. Müdür “Sunumu yarın sabah istiyorum” yazmıştı. Kısa bir “Tamam” attım. Helin ve Buse yere oturmuş, defterlerini açmışlardı. Buse ayakkabılarını çıkarmış, çoraplı ayaklarını altına çekmişti.
Bir süre sadece kalem sesi vardı. Sonra Buse gerindi.
“Bu netler beni bitirecek,” dedi.
Helin gülümsedi. “Seninki daha iyi en azından. Benim matematik yerlerde.”
“Yalan söylüyorsun. Geçen denemede senin netin daha yüksekti.”
İkisi de hafifçe güldü. Ben ekrana bakıyormuş gibi yapıp ara sıra onları dinliyordum. Buse saçını kulağının arkasına sıkıştırdı, deftere döndü. Helin kalemini çeviriyordu.
Bir ara Helin bana döndü. “Abla, senin iş nasıl gidiyor? Müdür yine mi baskı yapıyor?”
“İdare ediyor,” dedim. “Yarın sunum var.”
“Kolay gelsin.”
Buse de başını kaldırdı. “Zor mu oluyor evden çalışmak?”
“Alıştım.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Helin kalemini indirdi. Buse’ye eğildi, bir şey fısıldadı. Buse başını salladı. Helin tekrar fısıldadı, bu sefer daha ısrarlı. Buse yüzünü buruşturdu ama sonunda bana döndü.
“Abla… su getirir misin?”
Kalktım. Getirdim. Hiçbir şey demedim. Buse teşekkür ederken gözlerini kaçırdı. Helin köşeden izliyordu. Ağzının kenarında ince bir ifade vardı.
Biraz daha çalıştılar. Buse bir soruyu yüksek sesle okudu, Helin cevap vermeye çalıştı. Ben arada bir cümleyle yardımcı oldum. Sonra yine fısıldaşma. Buse bu sefer daha zorlanarak konuştu.
“Abla… pencereyi açar mısın? Hava boğucu.”
Açtım. 1 yıldır buseyi tanıyordum ama benden bir şey istemeyi bırakın yemek getirdiğimde bile bulaşığını kendisi yıkıyordu. bunu helinin yaptırdığını anlamıştım
Helin artık saklamıyordu. Buse’ye bakarak, “Bir de çay iste,” dedi fısıldayarak. Buse eliyle “yeter” işaretı yaptı ama Helin devam etti. Buse derin bir nefes aldı.
“Abla… çay koyar mısın?”
Koydum. Üç bardak. Getirdim. Buse “Teşekkürler” dedi, sesı küçüktü. Helin ise bana bakıyordu. Gözleri daralmıştı.
Bir süre daha defterlerine döndüler. Buse “Bu soru mantıksız” dedi, Helin “Senin mantığın yok” diye karşılık verdi. İkisi de güldü. Ben laptopu kapattım, onları izledim. Helin bir ara yine Buse’ye eğildi. Bu sefer daha uzun fısıldadı. Buse başını iki yana salladı, “Olmaz” dedi. Helin ısrar etti. hatta yalvardı Buse’nin yanakları kızardı.
Sonunda Buse bana bakmaya cesaret edemeden konuştu.
“Abla… ayaklarım ağrıyor biraz. masaj Yapabilir misin? Helin bu konuda ders aldığını ve çok iyi olduğunu söyledi"
işte buna şok olmuştum gıcık kız kardeşim sınırları zorluyordu ama bu benim busenin ayağına en çok yaklaştığım an olabilirdi ve "tabi sorun değil yaparım yeter ki siz ders çalışın" dedim
Yere, onun yanına oturdum. Çoraplı ayaklarını dizlerime aldım. Parmaklarım bileğine değdiği an hiçbir şey düşünmedim. Sadece yaptım. Yavaşça, dikkatle masaja başladım. Buse kıpırdamadı. Nefesini tutmuş gibiydi.hayatımda bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum sanki orgazm oldum ama normalde kendimi iyi bastıran birisiyim ama o an dışardan nasıl gözüküyorum diye düşünmedim
O anda Helin patladı.
Yüksek, boğuk, kontrolsüz bir kahkaha. Elleriyle ağzını kapasa da sesi salonu doldurdu. Gözleri yaşarmıştı. Bize bakıyordu. Buse’nin ayaklarına, benim ellerime, sonra tekrar yüzüme.
Kahkahası kesilmiyordu.
Ben masaja devam ettim.
Helin hâlâ gülüyordu.
"işte ablaların görevi " diyordu.
O gece Helin odasındaydı. Kapısı aralıktı. Yatağında sırtını duvara dayamış, defterini dizlerinin üzerine açmıştı. Saçını parmağına doluyordu. Ben koridordan geçerken durdum. İçeri baktım.
“Hâlâ çalışıyor musun?”
“Evet.” Sesı sakin ama uyanıktı. “Girsene abla bir şey sorcam.”
İçeri girdim. Kapıyı arkadan kapatmadım. Yatağın kenarına oturdum. Helin defterine bakıyordu ama gözleri bende değildi. Bir süre sessizlik oldu. Sonra konuştu.
“Bugün Buse’ye ne kadar hızlı hizmet ettiğini gördüm.”
Kıpırdamadım.
“Su, pencere, çay… Sonra ayak. Hiç itiraz etmedin.” Başını kaldırdı. Gözleri bana kilitlendi. “Neden?”
Cevap vermedim. Helin hafifçe gülümsedi. O gülümseme tatlı değildi.
“Anladım sanırım.” Defteri kapattı. “Bir şey istiyorum.”
Bekledim.
“Su getir.”
Kalktım. Mutfağa gittim, getirdim. Yatağın kenarına bıraktım. Helin başını salladı.
“Pencereyi aç.”
Açtım. Hava içeri girdi. Helin saçını kulağının arkasına sıkıştırdı.
“Şimdi…” Bir an durdu. “Telefonumu şarj aletine tak.”
Bu sefer hareket etmedim. “Yeter sen ders çalışacaksın diye dediğin her şeyi yapamam kızım.”
Helin’in kaşları kalktı. “Yeter mi?”
“Evet.”
Yatağın içinde doğruldu. “Yap.”
“Hayır.”
Bir süre baktı. Sonra sesini alçalttı ama daha net konuştu.
“Yaparsan… ayaklarıma masaj yapmana izin veririm.” diyip tiz sesiyle güldü
Odada hava durdu. Helin battaniyenin altından bir ayağını çıkardı. Çoraplıydı. Parmaklarını yavaşça oynattı. Gözleri hâlâ benimkilerdeydi.
“dediğimi anladın. Yap. Sonra izin vereceğim.”
Ben hâlâ yerimdeydim.
Helin bekliyordu.
odadan çıkıp kapıyı çarptım direkt odama gidip uyudum. bu ne cüret dedim yarın aileme bu kızın sorunluluğunu artık almayacağımı söylemeyi düşündüm ama en önemlisi ilk defa çözüldüğümü hissettim hem de en yakınım olan kız kardeşime...
pzt ...
O gece uzun sürdü. Yatağa uzanmış, tavanı izliyordum. Helin’in odasından hâlâ ses geliyordu. Buse’yle konuşuyorlardı. Kapı aralıktı. Ben de duyuyordum.
Helin’in sesi netti. “Sadece test ediyorum. Bugün Buse’ye o kadar çabuk uydu ki… Bir şeyler var. Görmezden gelemem.”
Buse bu sefer daha sert konuştu. “Helin, dinle beni. Abllanla böyle oynama. Ciddiye alıyorum bu işi. Durmazsan ben bir daha bu eve gelmem. Anladın mı?”
Helin bir süre susmuştu. Sonra kısık sesle “Tamam” demişti. Ama sesinde teslimiyet yoktu. Sadece erteleme vardı.
Ben tavanı izlemeye devam ettim. İçimde o çözülme hissi hâlâ duruyordu. Helin bir kapı aralamıştı. Tam olarak ne olduğunu bilmiyordu belki. Ama bastırdığım şeyin kokusunu almıştı. Ve bırakmayacağını biliyordum. Buse engellemeye çalışsa bile.
Ertesi akşam yemekten sonra salondaydık. Annem ve babam odalarına çekilmişti. Televizyon açık, sesi kısık. Helin yanımda oturuyordu. Buse gelmemişti. Helin telefonunda bir şeyler yazıyordu. Bir ara başını kaldırdı.
“Dün gece Buse bana kızdı.”
Cevap vermedim.
“Gelmemekle tehdit etti. Ama yine de gelecek. Biliyorum.” Saçını parmağına doladı. “Sen de biliyorsun ki içinde bir şeyler var. O gün Buse’nin ayaklarına o kadar rahat dokundun ki… Normal değildi. Ben gördüm.”
İçimde bir gerilim yükseldi. Helin’in bakışları ağırdı. Kaçmıyordu. Direkt konuşuyordu. Bu sefer “su getir” demiyordu. Daha derine iniyordu. Ve bu, önceki isteklerinden daha tehlikeliydi.
“Bir şey yok,” dedim.
“Var.” Sesı sakin ama kararlıydı. “Ve ben öğreneceğim. Buse engellemeye çalışsa da. Sen kaçsan da. Bir yerde patlayacak.”
Kalktım. “Ben odama geçiyorum.”
Helin yerinden kıpırdamadı. Sadece arkamdan konuştu.
“Kaçabilirsin abla. Ama ben burada bekliyorum. Ve artık daha sabırlıyım.”
Odaya girdim. Kapıyı kapattım. Sırtımı dayadım. Ellerim titriyordu.
nasıl davranacağımı ne diyeceğimi bilemez halde buldum kendimi en yakın arkadaşıma duruya mesaj attım sonra haftasonu buluşmayı teklif ettim.
ertesi akşam mutfakta tartışmıştık. Konu yine aynı yerden açılmıştı. Helin tezgâhın kenarına yaslanmış, kollarını kavuşturmuştu. Kaşları çatıktı, çenesi sıkılıydı.
“Sen hep sakin kalıyorsun,” demişti. “Ben bağırınca ‘anla’ diyorsun. Ben kapı çarpınca ‘yorma kendini’ diyorsun. Hiçbir şeyi gerçekten duymuyorsun.”
Ben bulaşık süngerini elime almış, lavaboya bakıyordum. “Sadece yorulduğunu düşünüyorum. Sınavlar, ailemiz… Herkes senden bir şey bekliyor.”
Helin kısa bir kahkaha atmıştı. Gözleri daralmış, dudakları ince bir çizgiye dönüşmüştü. “Yorulmakla ilgili değil. Seninle ilgili. Sen her zaman bir adım geride duruyorsun. Hiçbir şeye karışmıyorsun. Sonra da ‘anlıyorum’ diyorsun. Anlamıyorsun.”
Sözleri bitince odasına yürümüş, kapıyı sertçe kapatmıştı. Kilit sesi koridorda çınlamıştı.
Ben bir süre mutfakta kaldım. Süngeri bıraktım. Ellerimi kuruladım. İçimde o tanıdık sıkışma vardı. Helin’in öfkesi her zamanki gibi doğrudan bana yönelmişti. Ve ben yine cevap verememiştim. Çünkü cevap verirsem… ne olacağını bilmiyordum.