Bölüm 1 Yuva
Her şey 2020 yılının ilk çeyreğinde başladı. Dünyayı kasıp kavuran yeni bir virüs vardı: S-V. Yani küçülme virüsü.
Bu virüse yakalanan herkes kendi boy ve kilosuna oranla küçülüyor, normal insanın avucuna sığacak bir aksiyon figür boyutuna düşüyordu. Genç, yaşlı, güzel, çirkin, zengin, fakir, kadın, erkek ayırt etmeksizin herkese bulaşabilen virüs hava yoluyla yayılıyordu. İşin kötü tarafı, kurbanlarını neye göre seçtiği belli olmadığı için, bir antivirüs aşısı da gelştirilemiyordu. İşte 2020'nn ger kalan üç çeyreği bir antivirüs arayışı ve küçülenler geri kendi boyutlarına getirecek br tedavi arayaşı ile geçmişti. Yapılan harcamalar büyük ülkelerin savaşlar için ayırdıkları ekonomiyi bile geçince, tedavinin ve antivirüsün uzun yıllar içnde bulunabileceği gerçeği halka empoze edilmiş ve küçülen insanların bakımı için devletler tarafından organze edilen yardım kurumları kurulmuştu. Detaylarla sizi sıkmayacağım; keza hikayedeki küçük adam benim ve benim başımdan geçenler size tüm detayları bir bir verecek zaten.
Adım Kaan. Şu an 33 yaşındayım, virüse yakalandığımda ise 32 yaşındaydım, yani yıl 2021 idi.
OCAK-2021 Gözlerimi açtım, yatağımdaydım, işe gitmek için söylenerek yataktan kalktım, rutin hazırlığımı yapıp evden çıktım. Ancak garp gelen bir şeyler vardı. Gömleğim bol, ayakkabılarım büyük, pantolonum uzun geliyordu. Uyku sersemliği ile her şeyi idrak edemiyordum, ta ki yolda bir arkadaşıma denk gelene kadar. Normalde benden kısa olan arkadaşımla göz göze geldiğmizde gözlerimizin aynı hizada olduğunu fark ettim. Onun bir günde boy atma olasılığı olmadığına göre ben kısalmıştım. Durumun ne olduğunu kavramam bir kaç saniyemi aldı, küçülüyordum, beynim inkar ediyor, kalbim ise gerçeği bildiği için vücuttaki tüm kanı del gibi pompalıyordu. Normalde birkaç tane simit alıp iş yerme gidecektim ama artık orası benim mi yoksa kamunun mu; onu bile bilmiyordum. Hemen yolumu değiştirip, Küçülen İnsanları Kontrol Merkezi'ne (KİKM) doğru yola koyuldum.
KİKM'ye varıp içeri girdim ve "Yardım edin, küçülüyorum!" diye bağırdım. Ancak beklediğim gibi bir tepki olmadı aksine çalışanlar bana sanki "Yardım edin, dişim ağrıyor." demişim gibi bir bakıp işlerine devam ettiler. Benim için sağda solda tek tük gördüğüm, haberlerde izlediğim o küçük insanlar, onların günlük iş rutinin bir parçasıydı. Hemşirelerden bir yanıma sokulup sakin olmamı, gösterdiği sandalyeye oturup beklemem işaret etti. Ağlamaklı bir şekilde oturup beklemeye başladım. Birazdan bir kadın gelip onu takip etmem isted. Klinikvari odasına girdiğimizde bana sırasıyla adımı, yaşımı, kilomu, asıl boyumu, yakınlarımı sordu. Adımın Kaan olduğunu, 74 kilo olduğumu,183 cm. boyunda, 32 yaşında ve kimsem olmadığını söyledim. Son dediğime dudak bükercesine bir gülüş attı ve benden duvarda bulunan boy ölçme şemasının önüne geçmem istedi. Oraya geçtim, gelip karşımda durdu ve "1.70" dedi. "Dünden bugüne 13 cm. küçülmüşsünüz, Kaan Bey. Daha önceki verilerle kıyaslarsam bir hafta içinde 8 cm. civarı bir boyda kalacağınızı söyleyebilirim. Ne yazık k artık tesisimizi terk edemezsiniz, arkadaşlarımız sizi bu duruma hazırlayacaklar. Bir hafta içinde bir yakınınızın ismini iletirseniz, prosedürler tamamlandıktan sonra sizi alması için kendisine ulaşabiliriz. Eğer isim vermezseniz Kimsesiz Küçülmüşler Sahiplendirme Merkezine (KKSM) gönderileceksiniz. Oraya gelen gönüllü vatandaşlardan biri sizi alacaktır. Biri alana kadar her türlü ihtiyacınız KKSM tarafından karşılanacaktır...
Hala anlatmaya devam ediyordu ama tansiyonum düşmüş, midem bulanıyordu. Kulaklarım anlatılanları duymak istemiyordu. Gözlerimin görüşü bulanıklaşmıştı ki odadaki boğuk sesin uzaklaştığını fark ettim. Kadın gidiyordu. Topuk sesleri bir bir benden uzaklaşırken bedenim de her saniye biraz daha ufalıyordu. Kadın kapıyı çekip kapattığında kulaklarımda küçü bir çınlama oldu ve tüm fizyolojim adeta normale döndü. Net görüyor ve duyuyordum ama bir o kadar da net düşünebiliyordum. Bildiğim hayatım sona etmişti. Bir hafta içinde ortalama bir hamster boyutuna düşecektim. Ailem kalmamıştı, arkadaşlarımın ise karşısına 8 cm olarak çıkmak istemiyordum. Peki ya kime ulaşacaktım.
Kapı açıldı. İçeriye genç,kızıl saçlı, yeşil gözlü bir kız girdi.''Kaan bey siz misiniz?'' diye sordu. Sadece başımı onaylarcasına sallayabildim. ''Benimle gelin lütfen.'' dedi. Şu an kimseye hayır diyecek bir iradem yoktu. Peşi sıra gittim. Bana hücrevari bir oda gösterip, burada kalmam gerektiğini söyledi. Ben içeri girdikten sonra, demir parmaklı kapıyı kapatıp kilitledi. ''hey! Neden kilitledin kapıyı?'' diye sorduğumda arkasını dönüp '' Küçülmekte olan insanlar kaçmaya çok meyilli oluyorlar. Sizin güvenliğiniz için.'' deyip uzaklaştı.
Yatağa oturdum ellerimi başımın arasına aldım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ancak aynı kız tekrar geldi. Beni bir sınıfa götürdü. Sınıfta benim gibi küçülmekte olan başka kadın ve erkekler vardı.Kimisi 50 cm'e kadar düşmüş, kimisi ise 1 metre boylarında idi. Küçük bir ucube sirkini andırıyordu ortalık. Boş bulduğum ilk sıraya oturdum. İlk gün beni karşılayıp kaydımı yapan kadın gelip slayt gösterileri ile küçülen insanların yaşamları, dikkat etmesi gereken şeyler vs. üzerine bir çuval ders verdi bize. Hem korkutucu hem bilgilendirici olan bu dersler hafta boyunca devam etti. Sırasıyla 130, 100, 70, 50, 30, 10, 8 cm olarak katıldım bu derslere. Her derse yeni bir kıyafet ile gitmiştim. Keza bir gün önce giydiğim artık bana çok ama çok büyük geliyordu. Son iki derse kızıl saçlı kızın elinde gitmiş, yine o iki gün ise küçük bir kafeste kalmıştım. Nihayetinde yedinci günde bitmiş, artık sona gelmiştim
Kızıl saçlı kız yine gelip, kafesimin kapısını açıp, beni nazikçe tuttu. "Demek gidiyorsun." dedi. Bir şey demedim, keza nereye gideceğimi bilmiyordum. Beni kaydeden kadının ofisine götürdü ve kadının masasına bırakıp çıktı. Kadın bana bir bakış attıktan sonra "Evet Kaan, son kez soruyorum, eğer bana bir isim vermezsen KKSM'ye gidişini onaylayacağım" dedi. Tanıdığım herkesi deli gibi aklımdan geçirmeye başladım, suratlar, isimler durmadan kafamdan geçiyordu ki masanın sarsılmasıyla kendime geldim. Elindeki kaşeyi kağıda vurmuştu. "Bugün senin gibi bakmam gereken yüzlerce ufaklık var, her birinizi dakikalarca beklersem akşam evime geç kalırım. KKSM'de iyi birileri seni alacaktır." dedikten sonra beni eline aldı, yandaki çekmecesini açtığında içinde onlarca küçülmüş insan olduğunu fark ettim, beni de yanlarına bıraktı. Kafamı kaldırıp ona baktığımda, "Biraz daha birikin, hepinizi bir göndereyim." deyip çekmeceyi geri kapattı.
Karanlıkta kalmıştık. İnsanların nefesleri, fısıldamaları ve dışarıdaki yetkili kadının konuşmaları geliyordu sadece kulağıma. Olduğum yere çöküp oturdum, yaklaşık bir 10 kişi daha eklendi aramıza. Akabinde hepimizi çıkarıp, bir kafese koydular. Yine bir çalışan alıp bizi bir kamyonetin arkasına götürdü. Kamyonetin kasa kısmı kapalı, içerisi raflarla doluydu. Her rafa küçük insanların olduğu kafesler düşmeyecek şekilde yerleştirilmişti. Araç çalışıp harekete geçti. Ufak çaplı sarsıntılar eşliğinde gidiyorduk. Kimse kimseyle konuşmuyordu. Herkes alacağı cevaplardan korktuğu için sessizliği yeğliyordu. Bu sessizlik uykumu getirmişti bunun üzerine bende bir köşeye kıvrılıp uyudum.
Uyandığımda araç hala hareket ediyordu. Ne kadar süre geçmişti, bilmiyorum. Tam birilerine sorayım mı, diye düşünürken araç durdu, takip eden bir dakika içinde ise kargo bölümünün kapısı açıldı ve içeri giren KKSM çalışanları kafesleri bir bir taşımaya başladılar. Benim de içinde bulunduğum kafesi sarı renkte uzun saçlı, açık tenli, mavi gözlü bir kız aldı. Kırmızı ojeli parmakları kısmen kafesin içine giriyordu. Muhtemelen ojeyi yeni sürmüş olacaktı ki, kokusu burnumuzu yakıyor varlığını daha da bir hissediyorduk. Kız kafesimizi bir masanın üzerine bıraktı. Eğilip kocaman yüzünü kafese yanaştırdı. Kocaman mavi gözleri, kırmızı dudakları, düzgün burnu, sarı parlak saçları karşımızıda duruyordu.
Hepimizi tek tek süzdükten sonra, isteksiz bir eda ile "Hoşgeldiniz." dedi. Kafesin kapısını açıp bizi ikişer-üçer tutarak arkasında bulunan akvaryumun içine bıraktı. Sonuncu ikiliyi de bıraktıktan sonra "Birisi sizi sahiplenene kadar yeni eviniz bu akvaryum. Günün belli saatleri gönüllü sahiplenicilerin önüne çıkarılacaksınız, onun dışında muhattabınız benim!" dedi. 5 katlı bir binanın çatısına bakar gibi kafalarımızı yukarı kaldırmış, kızı dinlemiştik.
İçimizden biri bir adım öne çıktı ve "Peki sen kimsin?" dedi. Kızın önce bakışları değişti, sonra ise ses tonu. "Sen değil, siz diyeceksin! Ben senin buradaki her şeyinim. Bu akvaryuma gelecek yemek, su, temizlik benden sorulur! Bu akvaryumun gönüllülerin önüne çıkıp çıkmaması kararı da benden sorulur. O yüzden tavrını değiştirsen iyi edersin. Yoksa seni evrak çekmecesine koyup, akvaryumu sensiz de çıkarabilirim gönüllülerin karşısına..." diye anlatırken arkadaki telefon çaldı. Kız gidip telefonu açtı. "Hemen getiriyorum, efendim." deyip kapattıktan sonra akvaryuma yanaşıp "Hadi bakalım, büyük patron sizleri görmek istiyor." dedi.
Yine bizi ikişer üçer tutup geldiğimiz kafese geri koyduktan sonra bir koridordan geçirip şık bir odaya getirdi. Kafesi masaya bırakıp kapısını açarak "Hadi, dışarı, çabuk." dedi. Kafesten çıkıp kendimizi büyük, tahta bir masanın üzerinde bulduk. Karşımızda büyük deri bir koltuk vardı. Yine bizim gibi önceden getirilmiş insanlar masanın üzerinde duruyor, onları getiren gençler ise ayakta bekliyordu. Bir kaç dakika sonra arkamızdan gelen topuk seslerini takip etmek için arkama dönmüştüm ki, hızla yürüyen 4-5 kişinin odaya girdiğini, topuk seslerinin sahibi kadının ise hızlıca masayı geçip, deri koltuğa oturduğunu gördüm. Kadının yanında giren orta yaşlı 2 kadın ve 2 erkek ise masanın sağına soluna geçtiler.