Adım Nurdan; 39 yaşında bir şirket yöneticisiyim. 1.74 boyunda, 61 kilo, beyaz tenli, siyah saçlıyım ve 39 numara giyiyorum. Eşimden bir sene önce boşandığım için kızımla birlikte yaşıyoruz. Eşimden boşanmadan önce apartman yöneticisi oydu ve eşim evi terk ettikten sonra yöneticiliği devr aldım. Kızımın adı ise Pelin. 20 yaşında bir üniversite öğrencisi; 1.76 boyunda, 55 kilo, turuncu saçlı ve 40 numara giyiyor.
Şirketteki pozisyonumda olmamın en büyük sebebi baskın karakterli olmamdı ve şirkette sözüm geçiyordu. Kızım da bana benziyordu, okulda söz sahibi taraf daima oydu. İpleri daima elimizde tutmak adına üç senedir spor salonunda düzenli olarak idman yapıyoruz. İlk iki sene sadece pilates ve fitness yapsak da bu sene fitness'i azaltıp judo yapmaya başladık. Eskisinden çok daha güçlü hissediyorduk, hatta bunu ikiye iki bir karşılaşmada kanıtlamıştık. Bizimle aynı salonda çalışan anne kız ile kimin daha iyi olduğu hakkında ister istemez bir rekabet yaşamıştık ve onları rövanş istemeyecekleri kadar ağır bir şekilde dize getirmiştik. Özgüvenimiz her geçen gün artıyordu.
Eski apartman temizleyicisi işi bıraktığı için yerine yeni bir kadın gelmişti. Adı Şennur'du. 36 yaşında, 1.58 boyunda, 50 55 kilo civarındaydı ve 37 numara giyiyordu. Bakımsız bir cildi de olsa yüzünde daima güçlü bir görünüm vardı. Saçları sarıydı, fakat saçını boyadığı belliydi. Diz kapağının biraz altına gelen eteğiyle apartmanı temizliyordu. Kızı da yan apartmanda çalışmaya başlamıştı. Komşumdan öğrendiğime göre adı Seval'di; kızımla yaşıttı ve 1.55 boylarında, 50 kilo civarındaydı. 36 numara giyiyordu, simsiyah saçı ve beyaz teni vardı. O da tıpkı annesi gibi güçlü bir duruş sergiliyordu. Aslında onları takdir ediyordum, çünkü böylesine kısa ve zayıf olmalarına rağmen özgüvenli bir görünüm sergiliyorlardı. Onlarla iyi anlaşacağımızı düşünüyordum, fakat hiç olmadığı kadar yanılmıştım.
Şennur aidat parasını almak ve kovadaki suyu doldurmak için kapıyı çaldı. "Hoşgeldin." dedim. "Hoşbulduk, aidat için geldim." dedi. O sırada kızımı çağırarak yerdeki suyu alıp tuvalette doldurmasını istedim ve cüzdanı almak için odaya geçtim. Cüzdandaki para eksikti, apartmanda iki aile aidatını aksatmıştı. Parayı verdiğimde "Bir gün sonra kalanını da vereceğim, iki aile aidatı geciktirdi." dedim. Şennur ciddiliğini korudu ve "Sende fazladan varsa ver, yarın denkleştirirsin." dedi. Kredi kartımda para vardı ve bankamatik buradan uzaktı. Bunu açıklayıp beklemesini söylediğimde sinirlenerek "Bana bir saat içinde yüz yirmi lira lazım, bekleyemem. Sen nasıl apartman yöneticisisin hem? Paranı alamıyorsan söyle bana ben onların kulağını çeker alırım paramı." dedi. Sözleri kulağımda yankılanmıştı, bu tavrı beni iyice zıvanadan çıkarıyordu. Ağzımı açacakken Pelin su dolu kova ile yanımıza geldi ve suyu Şennur'un ayakucuna koydu. O sırada terlik giyen Şennur'un ayaklarına oje sürdüğünü fark ettim. Bakım yapmıyor olması doğaldı ve bunu yadırgayamazdım, ama sadece ayaklarına kırmızı oje sürmesi tuhaf bir durumdu. Bu sırada Şennur alaycı bir gülümsemeyle "Kızın da at gibiymiş ha." dedi. İkimiz de bir anda Şennur'a patlayarak "Haddini bil, doğru konuş!" diye çıkıştık. Pelin para biriktiren biri olduğu için onda eksik kısmın olduğunu düşünüyordum. Ama Şennur'un bu tavrı beni çileden çıkarmak üzere olduğu için konuyu kapattım. "Hadi kolay gelsin!" diye çıkışarak kapıyı kapamak üzereydim ki Pelin yanımdaki komidin üstünde duran örtüyü çekti ve parayı alıp Şennur'un karşısında dikildi. "Yarın gel al, bu tavırla babayı alırsın sen." diyerek kapıyı sertçe kapadı Pelin. İkimiz de öfkeden kuduruyorduk. "Bu ne biçim bir kadın ya!" diye bağırmaya başladı Pelin. Ben de sinirime hakim olamayarak "Boyuna posuna bakmadan ahkam kesiyor, böcek gibi ezerdim de hanımefendiliğime yakışmaz." dedim. Pelin kapıyı açıp dışarı baktığında suyun yerinde durduğunu, ama Şennur'un ortalıkta olmadığını gördü.
Beş dakika sonra birileri kapıya sertçe vurmaya başladığını duyduk ve aniden kalkıp kapıyı açtık. Kapı açıldığında karşımızda Şennur, kızı Seval ile birlikte kolları kenetli bir şekilde duruyordu. "Ne oluyor?" dememe kalmadan ikisi de terliklerini çıkarmadan içeri girdi. Şok içinde onları itsek de gözleri dönmüştü. İkisi de terliklerini evin içine savurup saçlarımıza sertçe yapıştı. Artık ilimizde de ipler kopmuştu, yaka paça birbirimize girmek üzereydik." Parayı mı vermiyordu bunlar?" diye sordu Seval Pelin'in saçını daha sert sıkarak. "Vermediler, biz de zorla alırız hakkımızı. Beni böcek gibi mi ezecektiniz? HODRİ MEYDAN LAN!" diyerek bir anda üstüme atladı Şennur. Tüm gücümüzle evin kapısının önünde kavgaya başladık. Gücü kalıbına göre fazla olsa da ben daha güçlüydüm. Kavgaya onlar başladığı için pozisyonları iyiydi, sertçe karınlarına tekme atıp hemen yandaki oturma odasına geçtik. Şennur'un karnı sertti, vuruşumdan pek etkilenmemişti. Geniş odada tekrar birbirimize saldırdık. İki taraf da birbirine tekme tokat girişiyordu. İki taraf da etekli olduğu için ayaklarımız eteklerine takılıyordu ve istediğimiz hareketleri tam anlamıyla uygulayamıyorduk. Şennur'un tokat denemeleri başarısızdı, vurma fırsatı bana geçtiğinde sertçe tokat attım ve üstüne çullandım. Yerde böylesine iyi bir fırsatı değerlendiremeyip onu altıma alamasam da üstünlüğü kurmuştum. Pelin ile Seval ise birbirlerine sert tokatlar atıyordu, Pelin'in suratı kıpkırmızı olmuştu. Şennur'un kızı kızımdan çok daha zayıf ve kısa olduğu halde üstün görünüyordu. Kızım dengesini kaybetmeyip güzel bir judo hareketiyle onu yere düşürdü ve onlar da yerde kavgaya devam etti. Birbirimizi fena hırpalarken Şennur'un bacakları ve ayaklarını çok iyi kullanıp hareketlerimi engellediğini fark ettim. Her fırsatta karnıma dirseğini geçiriyordu, dört yumruk da yemiştim. Altımda olduğu halde böyle sert davranması beni daha da sinirlendirmişti. Tüm gücümle onu kavrayıp arkasına geçtim ve yerde karnını bacaklarımın arasına alıp var gücümle kıstırdım. Ellerini de kilitleyip kızlarımın tarafına doğru döndüm. Seval annesini dövüyor olduğumu görmesine rağmen endişeli değildi. İki taraf da bize baktığı sırada Şennur'un kalça kemiği sertçe karnıma çalıştığı bölgeye geldi ve ister istemez onu bıraktım. Şennur'un zekası benim motivasyonumu düşürmüştü ve bu durumu gören Pelin afalladığı için alt konuma düşmüştü. Şennur'la birbirimize yeniden girişeceğimiz sırada Seval'in Pelin'in karın boşluğuna topuğuyla tekme attığını ve kızımın yere yığıldığını gördüm. Seval kahkaha atarak yere düşen kızımın başını bacaklarının arasına almıştı. Tam onları ayıracaktım ki Şennur diz kapağımın arkasına basıp beni yere düşürdü ve bacaklarının arasına sertçe aldı. Hakimiyet onlara geçiyor gibiydi. İkimiz de altlarında çırpınıyorduk, çelimsiz vücutlarına rağmen bacağı çok güçlüydü. Ellerim serbest olmasına rağmen bacakları belimden ayrılmıyordu. Kavga boyunca ikisinin de hasar görmemesi, onların enerjisini devam ettirmeye yetmişti bile. Üç yıllık spor yapmamıza rağmen ezildiğimizi hissetmemiz bizi daha da hırslandırmıştı. "Dayak atalım kızım şu züppelere. " dedi Şennur. İkisi de bizden hızlı bir şekilde davranıp ikimizi de altına aldı. Dizleri ellerimizi bloklamış, etekleri nefesimizi zor almamızı sağlamıştı. Zayıf olduğu için kalça kemiği çok sert hissediliyordu. Tam hasar gördüğüm yere basınç uygulayıp kahkaha ile beni tokatlamaya başladı. Parmağındaki yüzük yüzümü ilk tokatında kanatmıştı. O kadar sert vuruyordu ki tüm bedenimde hissediyordum tokatın yankısını. Dayanacak gücüm kalmamıştı, Şennur'un altında ağlıyordum. Seval de kızımı çok fena benzetmişti. Şennur'un iki tokadından birinde kızımı görüyordum, yüzü kanıyordu. Evde ikisinin kahkahası ve bizim çığlık çığlığa ağlayışımız yankılanıyordu. Bir dakikanın ardından Şennur neşeli bir sesle "Bırak kızım, elimizde kalacaklar." dedi. İkisi de çok sert bir tokadın ardından ellerini bellerine koydu ve haşat olmuş yüzlerimize baktı. Yüzlerine bakamıyorduk. "Yüzümüze bakın, yoksa sizi dövmeye devam ederiz!" dedi Seval bağırarak. Hıçkırıklara boğularak yüzlerine bakmaya başladık. "Devam mı lan, böcek gibi ezin bizi hadi!" dedi Şennur ve kalça kemiğiyle zıplayıp beni tokatlamaya devam etti. Seval de bunu görüp kızımın saçını tuttu ve kafasını bana doğru yönelterek "Bak, annem anneni, ben de seni evire çevire dövdüm. Pes mi, söyle!" dedi. Kızım ağlamaktan sesi mahvolmuş bir şekilde "N'olur bırak annemi Şennur abla! PES EDİYORUZ!" dedi. Ardından ikisi de en sert şekilde yüzümüze beş tokat atıp bizi yerden kalamayacak duruma soktu ve üzerimizden kalktılar.
İkisi de sap ayaklarıyla karnımızı içe çökertip zafer işareti yaptı ve ardından göğüslerimizi sertçe ezmeye başladılar. O kadar sert basınç uyguluyorlardı ki, bayılmamak için kendimizi zor tutuyorduk. Bir dakikanın ardından ikisi de sağ ayaklarıyla yüzümüze bastılar. Ayak tabanları yüzümüzü ediyordu. Şennur ağzım kulaklarına varırcasına gülerek "öpün tabanlarımızı"diye talimat verdi. Başta itaat etmedik ve ayaklarıyla sertçe bizi ezmeye başladılar. Ardından çaresizce yüzlerimize koydukları ayakları öptük. Ağlamaya, aşağılanmaya devam ediyorduk. İkisi de yavaşça ayak parmaklarını burnumuza yerleştirdi.