başarısız intihar girişimimden 2 gün sonra nihayet, doktorların şirin göstermek için rehabilitasyon merkezi dediği, benim içinse akıl hastanesi olan yere yatmayı kabul etmiştim.
girişte çok detaylı bir aramadan sonra, cüzdan, kemer ve sigara paketi dahil her şeyimi aldılar. hastanenin oldukça kuralcı olduğunu söylemişlerdi fakat bu kadarını beklemiyordum. içeriye laptop sokmak yasaktı ve cep telefonuma da el koymuşlardı. odalardaki pencerelerin açık tutulup tutulmayacağına bile onlar karar veriyordu. belli ki hastaları olabildiğince kontrol altında tutmaya çalışıyorlardı.
içeriye girdiğimde binanın ne kadar modern olduğunu fark ettim. danışmada siyah düz uzun saçlı, oldukça güzel yüz hatlarına sahip bir kız oturuyordu. göz göze geldik, bir gülümseme bekledim. bir an yüzüme bakıp kafasını çevirdi. az sonra hastabakıcı geldi ve odamın koridorun diğer tarafında olduğunu söyleyerek beni götürdü.
odadaki eşyalar da binanın içi gibi yeniydi. her hastayı kabul etmeyen ve insanları ‘kontrol etmek’ için oldukça yüksek bir meblağ isteyen bir hastane için aslında normal sayılırdı.
-birazdan merve hemşire gelip sizinle ilgilenecek
-...
iki dakika sonra, danışmadaki kızdan daha kısa olduğunu tahmin ettiğim, ama yüzü en az onunki kadar güzel olan merve hemşire elinde serumla odaya geldi.
bir tepki veya gülümseme bekledim. ondan da tepki yoktu.
yüzüme bakmadan merhaba dedi, merhaba diye karşılık verdim.
gözüm ayaklarındaki beyaz sabolara takıldı.
merve hemşire arkası bana dönük, serumun ıvır zıvırıyla ilgilenirken içsesimi duymuş olacak ki, sağ ayağını hafifçe terliklerinin topuk kısmına doğru çekip parmak ucunda durdu. beyaz çoraplı tabanlarını görebiliyordum. içimden 38 numara diye düşündüm.
bana doğru döndüğünde kafamı çeviremedim ve ayaklarına bakarken yakalandım. alışık olduğum bir durumdu.
-kolunuzu uzatın lütfen.
serum takıldıktan sonra elini hafifçe omzuma dokundurarak beni yatırdı.
odadan çıkarken döndü: lütfen yerinizden kalkmayın ve uyuyun.
aslında hiç niyetim yoktu ama bu oldukça ciddi ve güzel yüz hatlarına sahip, dominant tavırlı kızın isteklerine karşı koymak kolay değildi.
dış dünyayla hiçbir iletişimim kalmamıştı ve kuralları onlar koyuyordu. tek umudum burada kalan birkaç güzel ayaklı kızın varlığıydı. belki de sadece benim gibi zavallı erkekler vardı. beni nelerin beklediğini yaşayıp görecektim. gözlerimi kapatıp merve hemşirenin beyaz çoraplarını sergilediği kareyi düşünürken rüyalar alemine daldım...
sabah kolumda bir acıyla uyandım. serum çoktan bitmişti ve kolum kanamıştı. yerimden doğrulup serumu sürükleyerek danışmaya doğru yürüdüm. merve hemşire her zamanki ciddiyetiyle beni çağırabilirdiniz dedi ve serumu çıkartıp pansuman yaptı. teşekkür ettim. bankın arkasında durduğu için ayaklarını göremiyordum. o sırada hemen ileride duran su sebili imdadıma yetişti. çok susadığımı söyleyip sebile doğru yürüdüm. böylece merve arkamda kalmıştı. ayaklarına bakmak için doğru anı kolladım. bu sefer beni bir sürpriz bekliyordu: beyaz spor çoraplarını yerine, ince bir çorap giymişti ve yine terliğiyle oynamakla meşguldü. tam tahmin ettiğim gibi, en az elleri kadar güzel ayaklara sahipti. ojesiz ama doğal ve güzeldiler. ince çoraba rağmen düzgün ve bakımlı parmaklara sahip olduğunu görebiliyordum. bir süre sebilin başında oyalanarak ayaklarını izledim. arada ayak parmaklarını kıvırıyor, parmak ucunda ayağını terliğin içinde yavaşça ileri geri hareket ettiriyor, sonra ayağını yukarı kaldırarak tabanlarını sergiliyordu. bunu yapmaktan zevk alır gibiydi. tam sebilin yanından ayrılırken bir kez daha göz göze geldik. ilk gün içinde ikinci kez ayaklarına bakarken yakalanmıştım. ciddi suratında hafifçe bir gülümseme gördüm. bu haliyle olduğundan çok daha güzeldi.
az sonra beni merve’den ayırmaktan başka hiçbir vasfı olmayan hastabakıcı geldi ve doktorların sabah toplantısı yapacağını söyledi.
koridordaki genişçe bir odaya girdiğimde herkesin yerini almış olduğunu gördüm. doktorlar bir tarafta dizilmiş, karşısındaki iki geniş koltukta ise önümüzdeki bir ayımı beraber geçireceğim hastalar oturuyordu. gözlerin üstümde olduğunu bildiğimden çok kısa bir süreliğine hastalara bakabildim ve içlerinde birkaç güzel kız olduğunu fark ettim. boş bulduğum yere oturdum.
tam karşımda hastaneye girmeden önce tanıştığım uzman psikolog sanem oturuyordu. sağında ve solunda ise ikişer tane, birbirinden güzel 4 genç doktor yerini almıştı. stajyer psikologlar olduklarını tahmin ediyordum.
sanem oldukça çekici ve karizmatikti. sözünü dinletmesini bilen, işinde başarılı ve dişli kadınlardandı. beni hastaneye yatmaya nasıl ikna ettiğini bile anlayamadan kendimi burada bulmuştum. yüksek bir tabureye oturmuştu. hemen yanındaki alçak koltuklarda oturan zavallı stajyerler onun ayak hizasında kalmışlardı. sanırım stajlarını tamamlayana kadar sanem’in babetleriyle muhatap olacaklarını biliyorlardı ve durumu kabullenmişe benziyorlardı. doktorun mesajı açıktı: yerinizi kabullenin.
yaz ayında olduğumuz için hem sanem’in hem de stajyerlin ayağında babet vardı. tanışma faslı başladığında gözlerimi ayaklarına diktim. uzun süre bekledim ama lanet olası babet, sanem’in ayağından bir türlü kurtulmadı.
bu arada beraber kalacağım hastaları da tanımış oldum. içlerinde 4 tane çekici kız vardı:
sinem (minyon ve çok güzel yüzlü ve buğday tenli)
tuğba (annesinin refakatçisi olarak gelmiş, kızıl saçlı gotik giyinen oldukça çekici)
aydan (kısa boylu ama oldukça güzel yüzlü, sarı saçlı)
dilara (sorunlu bir tip. 1.75 boylarında ve fiziği oldukça düzgün)
kızların hepsi hastanenin verdiği otel terliğine benzer beyaz terlikleri giymişti. sinem hariç. ona bakmaktan kendimi alamıyordum. her baktığımda da gözgöze geliyorduk. sanırım onun da gözü benim üstümdeydi.
ayak parmaklarını kısmen belli eden siyah bir babet giymişti ve bir süre sonra ayağının biri babetten kurtuldu. arada dönüp bana bakıyordu. sanırım ayaklarına baktığımı belli etmiştim. sol ayağındaki babeti parmak ucunda sallıyordu. ayak parmaklarının tamamını görmek için deliriyordum. adeta benimle oynuyordu.
hastalardan biri çocuk denecek yaşta ve oldukça hareketliydi fakat doktor sanem’in sert bir ses tonuyla ekrem demesi muma dönmesine yetiyordu. sanem onunla konuşacağı zaman onun olduğu tarafa doğru bacak bacak üstüne atıyor ve belli belirsiz ayak tabanını ona doğru gösteriyordu. ekrem’in muhtemelen bundan haberi yoktu ama ben psikolojideki karşılığını biliyordum: “ayağımın altındasın”. zavallı çocuk aşağılandığının farkında bile değildi.
doktor sanem tek tek stajyerleri tanıttı. dördü de özel üniversitede okuyan öğrencilerdi ama sanem söz vermediği için konuşamamışlardı bile.
sabah toplantısı sanem’in şu sözleriyle kapandı: “biliyorsunuz arkadaşlar, şirketlerde stajyerlere genelde köle muamelesi yaparlar. biz fotokopi çektirmiyoruz ama burada da durum çok farklı değil.”
dört stajyer kızın başı bir anda utançla öne eğilirken, doktor sanem’in suratını muzip bir gülümse kaplamıştı. kusursuz bir ‘public humiliation’.
çok canımın sıkılacağı tahmin ettiğim hastane, sabah toplantısından gözüme cennet gibi görünmeye başladı. yoğun bir kadın dominasyonu ve ayaklarını sergilemekten hoşlanan kadınlar. belli ki çok güzel maceralar beni bekliyordu...
ertesi gün doktor sanem’le bireysel görüşmemiz vardı. şimdiden sabırsızlanıyordum.
odaya girdiğimde koltuğundaki yerini almış, bacak bacak üstüne atmıştı. ayağında siyah, ince topuklu ayakkabıları vardı. gayet rahat ve çekiciydi.
dört stajyer onun arkasında ayakta dikilmiş, adeta asker olmuşlardı. odaya girer girmez ortama kimin hükmettiği anlaşılıyordu.
göz teması kurmadan karşısındaki koltuğu işaret etti. oturdum. gözlerini hafifçe devirerek susadım demesiyle iki stajyerin sebile koşmak için hareketlenmesi ve birbirlerine çarpması bir oldu. ikisi de çarpmanın etkisiyle afalladı. doktor sanem ise rahat koltuğunda gülme krizine girmişti. iki kızı birbirine düşürmüş, tabiri caizse aptal yerine koymuştu.