Lise 3'e gittiğim yıldı ve bir yandan da dersaneye gidiyordum.
Eşit ağırlık bölümünün en iyi ikinci sınıfındaydım ve deneme sınavı sonucu en iyi sınıfa yükseltilmiştim. Sanırım kasım veya aralık ayıydı.
Yeni sınıfıma gittiğimde hiç kimseyi tanımıyordum. Arka sıraların birine geçtim ve tek başıma oturdum. Bir kaç ders geçti ve yavaş yavaş sınıftaki diğer öğrencilerle tanışmaya başlamıştım.
Son dersten önceki teneffüste sınıftaki kızlar kantine gitmeye hazırlanıyorlardı ki, Ezgi botunun bağcıklarının çözüldüğünü söyledi.
Bir süre sessizlik oldu ve Ezgi ''bir türlü beceremiyorum ben bunları bağlamayı'' dedi. Dikkatimi hemen oraya çevirmiştim. Gizem ''tamam o zaman sen otur, biz gider geliriz hemen'' dedi ama Ezgi buna karşı çıktı ve Gizem'e bağcıklarını bağlayıp bağlayamacağını sordu.
Gizem biraz bozulsa da kabul etti ve Ezgi'nin çözülen bağcıklarını bağladı. Ben bu esnada Ezgi'yi seyrediyordum ki, tam o esnada Ezgi bakışlarımı yakaladı. Ancak hiç bir şey demedi ve kantine gittiler.
O an aklımdan geçenler, Ezgi'nin bağcıklarını bağlatmasının masum bir istek olup olmadığı ve Gizem onun bağcıklarını bağlarken yüzündeki mutluluğun kaynağının ne olduğuydu.
Kızlar bir süre sonra kantinden geldiler, son ders başladı ve bitti. O hafta öğlenciydik ve saat 19.00 olmuştu. ''İyi akşamlar'' diyerek sınıftan çıkmak üzereydim ki, Ezgi bana seslendi: ''Hey, bir saniye bakar mısın?''
Dönüp baktım ve Ezgi yanıma doğru geliyordu. Nerede oturduğumu sordu, söyleyince de evimin dersaneye yakın olmasından dolayı şanslı olduğumu, kendisinin 20 dakikadan fazla yürüyeceğini ve bu yürüyüşlerin kendisini yorduğunu söyledi.
''Artık eve varınca ayaklarını uzatır dinlenirsin'' dedim ve zaten öyle yapacağını söyledi. Biraz daha konuştuktan sonra da yollarımız ayrıldı.
Aradan bir hafta geçti ve cumartesi sabahı tekrar dersaneye gittim. Sınıfa girdiğimde benden başka kimse yoktu.
Bir süre sonra Ezgi geldi, biraz konuştuk ve ders başladı. Bir teneffüste kantine çıkacağımı ve kendisinin de gelip gelmeyeceğini sordum.
Her ne kadar dikkatimi çekmesinin nedeni bir önceki hafta botlarını arkadaşına bağlatması olsa da, Ezgi 1.70 boylarında, dalgalı saçlı, esmer ve alımlı bir kızdı.
Ezgi de kantine gelmeyi kabul etti, bir şeyler içtik ve sınıfa doğru iniyorduk ki, ''Yine bağcıklarım çözülmüş'' dedi. Sınıfa gelmemize çok az kalmıştı ve ben de sınıfa kadar idare edebileceğini söylemiştim. Ezgi de ''Öyle yapacağım zaten de, Gizem'e iş çıktı yine. Geçen hafta ne güzel bağlamıştı. Onur hiç beceremiyor'' dedi.
Biraz gülümsedim ve Onur'un kim olduğunu düşünmeye başladım. Acaba sevgilisi mi vardı, sevgilisine ayakkabılarını mı bağlatıyordu...
Sınıfa girdik ve Ezgi Gizem'e ''Ya canım, bak botlarımın bağcıkları yine açıldı. Bağlayabilir misin tekrar?'' dedi. Gizem biraz üfleyip püflese de bağlamaya başlamıştı ki, o sırada içeriye Selma hoca girdi. Selma hoca felsefe hocasıydı ve 25-26 yaşlarındaydı.
Gizem'le Ezgi'yi o şekilde görünce biraz şaşırdı, Ezgi de ''Hocam, bir türlü öğrenemedim bağlamayı. Ama Gizem çok iyi bağlıyor, haberiniz olsun.'' dedi.
Ezgi'nin son cümlesi yine aklıma takılmıştı. ''Haberiniz olsun?''
Dersler bittiğinde öğlen olmuştu ve aralık ayı için güzel bir hava vardı. Ezgi'ye ne yapacağını sordum, o da eve gitmek istediğini söyledi.
Böyle güzel bir havada eve gidesim yoktu ve Ezgi gibi güzel bir kızla vakit geçirmek istiyordum. Kendisine sinemaya gitmeyi teklif ettim, ''Peki gelirim ama uyuyabilirim haberin olsun'' dedi.
Sinemaya gittik ve ilk bölümün ortalarında Ezgi uykusunun geldiğini söyledi. Salonun arkasındaydık ve o sırada bizden başka kimse yoktu. Botlarının bağcıklarını çözdü, ayaklarını çıkardı ve ön sıraya koydu. ''Biraz uyumak iyi gelecek, film bitince uyandır beni'' dedi, ben de başımı salladım.
Gözüm ayaklarındaydı. Ne kadar da kolay çıkarıp koymuştu ayaklarını ön sıraya doğru böyle?
Filmden pek bir şey anlamadım ve biter bitmez Ezgi'yi uyandırdım. Ezgi önceki gece uyuyamadığını ve bu uykunun iyi geldiğini söyleyerek ayaklarını indirdi, botunun içine soktu. Bağlamaya yeltendi ama beceremedi.
Gözüm onun üzerindeydi, bana bakarak ''Sıra sana geldi, bağla bakalım botlarımı'' dedi. Gülümsüyordu ve şaka yapıyor gibiydi. Ama bir yandan da kendinden emin bir şekilde söylemişti.
''Peki bağlarım ama sen de öğren artık şu işi, bu yaşta nasıl bilmiyorsun'' dediğimde, küçükken bir türlü öğrenemediğini, şu an ise öğrenmek istemediğini söyledi.
''İnsanlar mecbur mu senin botlarını bağlamaya'' dediğimde ise gülümseyerek ''Yoo, ama gördüğün gibi bağlıyorlar'' dedi.
Salondan çıktık ve vedalaşarak evlerimize doğru gittik.
Pazar sabahı tekrar dersaneye geldim, Ezgi'yle merhabalaştım ve yerime geçtim. Artık Ezgi'yle aramız oldukça iyiydi. Sınıfta çok fazla aksiyon yaşanmadı ve çıkışta eve döndüm.
Artık bir sonraki haftasonunun gelmesini ve Ezgi'yi görmeyi düşünüyordum...