Bölüm 19: "Sessiz Hamle"
Salı sabahı Zeynep gözlerini açtığında kafasında tek bir düşünce vardı: Ayşe’yi yerinden etmek. Yatağından kalktı, masaya oturdu, defterini açtı. “Ayşe’nin tahtı,” diye yazdı, altına birkaç kelime karaladı: “Kara Kutu, otorite, zayıf nokta.” Gülümsedi, “Hihihi, kraliçe, bu iş bitecek,” diye mırıldandı. Telefonunu eline aldı, ama kimseye mesaj atmadı. Bu kez kendi planını kendi yürütecekti.
Gün boyu okulda aklı başka yerdeydi. Dersler sıkıcıydı, ama Zeynep not bile almadı, kafasında Kara Kutu’yu kuruyordu. Akşamüstü eve döndü, kot ceketini giydi, siyah tişört ve eşofmanla sade bir şekilde hazırlandı. Aynaya baktı, “Bugün başlıyoz,” dedi kendi kendine.
Saat 7’de Kara Kutu’nun kapısındaydı. Hafta içi olduğu için mekan sakindi, Ömer’in vardiyası yoktu. Zeynep içeri adım attı, loş ışıklar ve duman kokusu yine burnuna çarptı. Gözleri hemen Ayşe’yi buldu. Ayşe masasında oturuyordu, deri korsesi, uzun çizmeleri ve soğuk duruşuyla her zamanki gibi kraliçe havasındaydı. Yanında uzun saçlı, zayıf bir adam vardı, elinde bira, Ayşe’ye bir şeyler anlatıyordu.
Zeynep bir masaya oturdu, çay sipariş etti, gözlerini Ayşe’den ayırmadan izlemeye başladı. Ayşe fark etti, sert bir bakış attı, ama Zeynep geri çekilmedi, sırıttı: “Hihihi, bakalım ne kadar dayanacan.” Çayını yudumlarken planını kafasında netleştirdi: Ayşe’nin krallığını sallamak için önce etrafındaki insanları çözmeliydi. Uzun saçlı adam dikkatini çekti, Ömer’in “Mert” dediği herif olabilirdi.
Zeynep çayını bitirdi, cesaretini topladı, Ayşe’nin masasına yaklaştı. Ayşe kaşlarını kaldırdı, sesi keskin:
“Sen yine burda mısın, küçük hanım? Ne istiyosun?”
Zeynep gülümsedi, ama bu gülüşte masumiyet yoktu:
“Hihihi, burayı sevdim, ilginç bi yer. Seni izlemek hoşuma gidiyo.”
Ayşe’nin gözleri kısıldı, masaya vurdu:
“İzlemek mi? Burası senin eğlence yerin değil, ne bok yemeye geldin?”
Zeynep omuz silkti, uzun saçlı adama bir bakış attı:
“Merak işte, kraliçe gibi duruyosun, herkes sana tapıyo galiba.”
Ayşe kahkaha attı, ama sinirliydi:
“Tapıyo, evet. Ama senin gibi meraklı karılar burda barınamaz, haberin olsun.”
Zeynep sakin kaldı, adama döndü:
“Sen de kraliçenin yardımcısı mısın?”
Uzun saçlı adam sırıttı, Ayşe’ye baktı:
“Adım Mert, evet, burda işleri yürütürüm. Sen kimsin?”
Zeynep: “Hihihi, Zeynep. Yeni geldim, ama burayı çözmek istiyom.”
Ayşe araya girdi, sesi tehditkâr:
“Çözmek mi? Köylü Ömer’in arkadaşı değil misin sen? Ne peşindesin, söyle!”
Zeynep gözlerini Ayşe’ye dikti:
“Ömer’le arkadaşız, evet. Ama buraya kendi işim için geldim.”
Ayşe’nin dudakları titredi, Mert’e bir işaret çaktı, ama Zeynep geri adım atmadı. Ayşe sertçe:
“Kendi işin ha? Bakalım ne kadar dayanacan.”
Zeynep sırıttı, masadan uzaklaştı, ama içinden zafer kazanmış gibi hissediyordu. Mert’i ve Ayşe’nin tepkisini görmüştü, ilk hamle işe yaramıştı. Masasına geri döndü, çayından bir yudum daha aldı, gözleri hâlâ Ayşe’yle Mert’in üzerindeydi. Planı işliyordu, ama Zeynep hâlâ mekândaydı, gece daha bitmemişti.
Zeynep masasına döndü, çay bardağını elinde tutarken gözleri Ayşe ve Mert’in üzerindeydi. Ayşe’nin sert tepkisi, Mert’in rahat tavrı… “Hihihi,” diye içinden geçirdi, “burda bi şeyler dönüyo, ve ben bunu bulucam.” Planı netleşmişti: Ayşe’nin otoritesini sarsmak için Mert’i kullanacaktı. Eğer Mert gerçekten Ayşe’nin sağ koluydu, onunla yakınlaşmak Ayşe’nin zayıf noktalarını açığa çıkarabilirdi.
Zeynep cesaretini topladı, bardağını masaya koydu, tekrar Ayşe’nin masasına yöneldi. Bu sefer daha kararlıydı. Ayşe onu fark etti, kaşlarını çattı:
“Lan yine mi sen? Ne istiyosun, defol git!”
Zeynep sakin bir gülümsemeyle cevap verdi:
“Hihihi, Ayşe, sakin ol. Buraya kavga etmeye gelmedim, sadece konuşmak istiyom.”
Ayşe’nin gözleri kısıldı, Mert’e bir bakış attı, sonra Zeynep’e döndü:
“Konuşmak mı? Seninle neyi konuşayım, Ömer’in küçük köylü kızı?”
Zeynep bu lafı yuttu, ama içindeki öfke büyüdü. Mert’e döndü, sesini yumuşattı:
“Mert, sen burda işleri yürütüyosun dedin ya, nasıl bi iş bu, ne yapıyosunuz?”
Mert sırıttı, birasından bir yudum aldı:
“Ne yapalım, Ayşe’nin işlerini hallediyom. Siparişler, müşteriler, ufak tefek şeyler.”
Zeynep başını salladı, masaya yaklaştı, sanki sohbet ediyormuş gibi doğal davranarak:
“Hihihi, ilginçmiş. Ayşe’ye çok mu yardım ediyon?”
Ayşe araya girdi, sesi sert:
“Ne bok yemeye soruyosun bunları? Mert, buna cevap verme!”
Mert omuz silkti, ama Zeynep’in sorusu aklını kurcalamıştı. Zeynep devam etti, Ayşe’yi iyice sinirlendirmek için:
“Ayşe, niye geriliyosun ki? Mert senin sağ kolun değil mi, bi şey mi saklıyosun?”
Ayşe’nin yüzü öfkeden kıpkırmızı oldu, masaya yumruğunu vurdu:
“Lan sen kimsin ki bana hesap soruyosun? Burası benim yerim, kraliçeyim ben!”
Zeynep sırıttı, bu tepkiyi bekliyordu:
“Hihihi, kraliçe, evet, ama herkesin bi yardımcısı var. Mert mesela, o olmasa ne yapardın?”
Mert kaşlarını kaldırdı, Ayşe’ye baktı:
“Ayşe, bu kız neyi kastediyo?”
Ayşe dişlerini sıktı, Zeynep’e döndü:
“Mert’i mi dolduruşa getirmeye çalışıyosun? Aptal karı, burda oyun oynayamazsın!”
Zeynep geri adım atmadı, Mert’e bir kez daha baktı:
“Hihihi, oyun değil, sadece merak. Mert, Ayşe sana ne kadar güveniyo ki?”
Mert duraksadı, Ayşe’nin sert bakışları altında kekeledi:
“Tabii ki güveniyo, burda her şeyi ben çekip çeviriyom.”
Zeynep gülümsedi, planı işliyordu. Ayşe’nin Mert’e bağımlı olabileceği fikrini Mert’in kafasına sokmuştu. Ayşe öfkeden çıldırmış gibiydi, ayağa kalktı, Zeynep’in üstüne yürüdü:
“Senin derdin ne lan? Ömer’in hatırına bi şey demiyom, ama burda bana kafa tutamazsın!”
Zeynep sakin kaldı, gözlerini Ayşe’ye dikti:
“Hihihi, kafa tutmuyorum, sadece soruyorum. Mert’e bu kadar bağırıyosun, o da kraliçenin yardımcısı değil mi?”
Ayşe’nin eli titredi, Mert’e döndü:
“Mert, bu karıya bi daha cevap verirsen seni de kovarım!”
Mert şaşkınlıkla geri çekildi: “Ayşe, sakin ol, bi şey demedim ki!” Zeynep içinden zafer çığlığı attı, Ayşe’nin sinirleri bozulmuştu, Mert’le arası gerilmişti. Masadan uzaklaştı, çay masasına geri döndü, ama gözleri hâlâ Ayşe’yle Mert’in üzerindeydi.
Zeynep masasında otururken Ayşe, Mert’e bir şeyler fısıldadı, ama sesi öfkeliydi. Mert başını salladı, ama yüzünde bir huzursuzluk vardı. Zeynep çayından bir yudum aldı, “Hihihi, ilk fiske vuruldu,” diye düşündü. Ayşe’nin otoritesi sallanıyordu, Mert’i sorgulaması Ayşe’nin zayıf noktasını açığa vurmuştu. Zeynep hâlâ mekândaydı, gece bitmemişti ve planları daha yeni başlıyordu.
Zeynep masasında çayını yudumlarken Ayşe’nin Mert’e öfkeli fısıltılarını izliyordu. “Hihihi, çatlağı verdim,” diye düşünüyordu, ama tam o anda Ayşe başını çevirdi, Zeynep’e uzun ve sakin bir bakış attı. Zeynep’in kaşları kalktı, Ayşe’nin gözlerinde öfke değil, soğukkanlı bir farkındalık vardı. Ayşe, Mert’e bir şey söyledi, sonra yavaşça kalktı, çizmelerinin tok sesleri zeminde yankılanarak Zeynep’in masasına doğru yürüdü.
Zeynep gerildi, ama sakin görünmeye çalıştı. Ayşe masanın önüne geldi, sandalyesini çekip karşısına oturdu, bacak bacak üstüne attı. Sesinde tehditkâr bir tını yoktu, ama ağırlığı hissediliyordu:
“Zeynep, değil mi? Niyetini anladım.”
Zeynep gülümsedi, ama bu sefer tedirgindi:
“Hihihi, niyet mi? Ne niyetim var ki?”
Ayşe gözlerini Zeynep’e dikti, sakin ama kararlı:
“Beni tahttan etmek istiyosun. Mert’i sıkıştırıp aramızı bozmaya çalışıyosun, burdaki otoritemi sarsmak istiyosun. Ama şunu bil, küçük hanım, beni yerimden edemezsin.”
Zeynep çay bardağını masaya koydu, Ayşe’nin sakinliği onu şaşırtmıştı:
“Niye edemiyormuşum? Burası senin krallığın olabilir, ama her kraliçe düşer.”
Ayşe hafifçe güldü, ama bu gülüşte alay yoktu, deneyim vardı:
“Düşer, evet, ama senin gibi biriyle değil. Kraliçe olmak sandığın kadar basit değil. Buraya gelip iki laf edip Mert’i kafalamakla beni bitiremezsin.”
Zeynep kaşlarını çattı: “Hihihi, basit mi? Seni izliyolar, tapıyolar, ama bi hata yapsan hepsi biter.”
Ayşe başını salladı, sesi derinleşti:
“Hata yapsam bile, bu tahtı almak için yılların geçmesi lazım. Ben buraya tırnaklarımla geldim. Köyden çıktım, sıfırdan başladım, her boktan adamın ayaklarını yalattım, her iğrenç şeyi yaşadım. Sen daha dün geldin, neyi biliyosun ki?”
Zeynep sustu, Ayşe devam etti:
“Kraliçe olmak zor, Zeynep. Her gece miden bulanır, ama gülümseyip para alırsın. Herifler sana tapar, ama sen kendini satarsın. Senin gibiler bunu yapamaz, çünkü bu iş sabır ister, dayanıklılık ister. Yıllar ister.”
Zeynep’in gözleri Ayşe’nin çizmelerine kaydı, sonra yüzüne:
“Hihihi, peki ben seni burdan etsem? Mekanı elinden alsam?”
Ayşe sırıttı, ama bu gülümseme kendinden emindi:
“Burdan etsen bile, Türkiye genelinde kraliçeyim ben. Kara Kutu benim evim, ama bu alemde adım her yerde. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de… Müşterilerim beni bulur, çünkü ben Ayşe’yim. Sen beni burdan kovsan bile, bi hafta sonra başka bi mekânda yine tahtım olur.”
Zeynep’in yüzü düştü, Ayşe’nin sözleri kafasına dank ediyordu. Ayşe öne eğildi, sesini alçalttı:
“Anladın mı şimdi? Benim müşterilerimi alamazsın, çünkü onlar bana bağlı. Senin gibi çay içip sırıtarak olmaz bu iş. Git, Ömer’le arkadaşlığını yaşa, burası sana göre değil.”
Zeynep bir şey diyemedi, Ayşe’nin sakin ama güçlü sözleri onu susturmuştu. Ayşe kalktı, masasına geri döndü, Mert’e bir şey söyledi, sonra işine devam etti. Zeynep çay bardağına bakakaldı, “Hihihi,” diye mırıldandı, ama bu sefer gülüşü boştu. Ayşe’yi tahttan edemeyeceğini, müşterilerini elinden alamayacağını anlamıştı. Planları çökmüştü, ama içindeki öfke hâlâ sönmemişti.
Zeynep masasında oturmuş, Ayşe’nin masasını izliyordu. Ayşe yine kraliçe gibiydi, Mert yanında, müşteriler etrafında. Zeynep’in eli bardağa gitti, ama içmedi. Ayşe haklıydı, bu iş onun sandığından çok daha büyüktü.
Zeynep masasında çay bardağına bakarken Ayşe’nin masasından kalktığını fark etti. Çizmelerinin tok sesleri zeminde yankılandı, Zeynep başını kaldırdığında Ayşe yine karşısındaydı. Bu sefer oturmadı, ayakta durdu, kollarını göğsünde kavuşturdu. Gözlerinde sakinlik değil, keskin bir meydan okuma vardı. Zeynep’e baktı, sesi sert ama sakin:
“Zeynep, bir şey soracağım, dürüst ol.”
Zeynep yutkundu: “Hihihi, neyi soracan?”
Ayşe masaya ellerini koydu, gözlerini Zeynep’e dikti:
“Sen hiç bedenini sattın mı?”
Zeynep’in yüzü dondu, cevap veremedi. Ayşe beklemedi, devam etti:
“Tanımadığın erkeğin altına yattın mı? Seni hiç zorla siktiler mi ha, söyle, siktiler mi?”
Zeynep’in nefesi kesildi, eli bardağa gitti ama tutamadı. Ayşe’nin sesi yükselmedi, ama her kelime bir bıçak gibiydi:
“Hiç zorla döl yutmak zorunda kaldın mı, miden bulanırken? Hiç vücuduna döl aktı mı, Zeynep?”
Zeynep’in ağzı açıldı, ama tek kelime çıkmadı. Ayşe doğrularak derin bir nefes aldı, sonra kendi hikâyesini anlattı:
“Ben yaptım. Hepsini yaptım, çünkü mecburdum. Köyden çıktığımda elimde bir bok yoktu. Bedenimi sattım, tanımadığım heriflerin altına yattım, zorla sikildim, döl yuttum, midem kalkarken suratlarına gülümsedim. Vücuduma döl aktı, iğrendim ama yıkandım, kalktım, devam ettim.”
Zeynep’in gözleri faltaşı gibi açılmıştı, Ayşe’nin soğukkanlılıkla anlattıkları onu sarsıyordu. Ayşe devam etti:
“Ben yaptım, Zeynep. Bütün bu iğrençliklere katlandım ve bugünlere geldim. Fetiş dünyasının kraliçesi oldum. Almanya’dan, İngiltere’den, ama en çok Dubai’den zengin herifler beni tercih ediyor. Niye biliyor musun? Çünkü ben bu işi biliyorum, bu tahtı hak ettim.”
Zeynep’in aklı allak bullak oldu. Bir an kendi hayatını düşündü: Henüz bakireydi, bırak erkek penisini görmeyi, bir erkeğin elini bile doğru dürüst tutmamıştı. Ayşe’nin anlattıkları onun dünyasından o kadar uzaktı ki, ne diyeceğini bilemedi. Ayşe Zeynep’in suskunluğunu fark etti, sırıttı:
“Ne o, sustun? Hiçbirini yaşamadın, değil mi? O yüzden beni tahttan edemezsin. Sen daha bu dünyanın kapısından geçemezsin.”
Zeynep başını kaldırdı, sesi zayıftı:
“Hihihi, belki… belki yaşamadım, ama bu seni yenemeyeceğim anlamına gelmez.”
Ayşe kahkaha attı, ama bu gülüşte acıma vardı:
“Yenmek mi? Zeynep, senin gibi masum kızlar bu alemde yem olur. Git, okuluna dön, Ömer’le şakalaş, bu iş sana göre değil. Benim geçtiğim yollardan geçmeden kraliçe olamazsın. Senden ve senin gibilerden ancak sanal seans veren sahibe olur, seans vermeden para karşılığı mesajlaşarak sahibelik yaparsın ancak.”
Ayşe döndü, masasına geri yürüdü. Zeynep sandalyesine çöktü, elleri titriyordu. Ayşe’nin sözleri kafasında yankılanıyordu: “Bedenimi sattım, mecburdum, ben yaptım.” Zeynep’in masum dünyası Ayşe’nin karanlık geçmişiyle çarpışmıştı. Bir an gözleri doldu, ama gözyaşlarını tuttu. “Hihihi,” diye mırıldandı, “belki haklısın, ama pes etmicem.” İçindeki kararlılık sönmemişti, ama Ayşe’nin gücü onu derinden sarsmıştı.
Zeynep masasında otururken Ayşe masasına döndü, Mert’e bir şey söyledi, sonra çizmelerini masaya uzattı, bir müşteri yalamaya başladı. Zeynep izledi, ama bu sefer iğrençlik değil, Ayşe’nin dayanıklılığına bir saygı hissetti. Kendi bakireliği, tecrübesizliği aklına geldikçe içi sıkıldı. Ayşe’yi tahttan etmek istiyordu, ama nasıl? Ayşe’nin geçmişi bir zırh gibiydi, Zeynep’in ise elinde hiçbir şey yoktu. Yine de masadan kalkmadı, çayından bir yudum aldı, gözleri Ayşe’deydi. Gece bitmemişti, ama Zeynep’in kafası karışmıştı.