Araya hafta sonu girmiş ve bu bi kaç günlük tatilde Melek Hoca'yı görmemek Tuğçe'ye çok iyi gelmişti. Fakat bu gün okula gitmek zorundaydı. Oysa ki devamsızlık umrunda bile değildi. O derse girmek istemiyordu. Fakat bu sefer de kızlara karşı olan otoritesi düşebilir, Melek Hoca'dan korktuğunu sanabilirlerdi. Korkmuyordu.. Sadece o kadın sinirlerini bozuyordu. İstemeyerek de olsa derse girdi. Ortalara biyerlere oturup dersi dinlemeye başladı. Melek Hoca hiç bir şey dememişti. Mola oldu, tekrar ders başladı, bitti. Herkes dağıldı, Melek Hoca sınıftan çıktı gitti. Tuğçe şaşırmıştı. Son ana kadar Melek Hoca kendisine laf atar diye bekliyordu fakat olmamıştı böyle bir şey. Endişe yaptığı kadar önemli bir şey yokmuş heralde diye düşündü. Derin bi oh çekerek evine gitti.
....
Bir süre geçmiş, vize haftası gelmişti. Sınavlar başlamış bitmişti. Dersler kaldığı yerden devam ediyordu. Her ders hocası kendi dersinde notları açıklıyor, Tuğçe her seferinde başarılı sonuçlar alıyordu. Melek Hoca'nın dersi gelmişti.
M: Arkadaşlar, genel olarak iyi sonuçlar almışsınız denebilir. (Tuğçe'ye bakarak) tabi bazı arkadaşlarımız beni de şaşırtarak baya iyi sonuçlara ulaşmış. Fakat notlarınızı size söylemicem. Aranızdan 100'e ulaşan olmamış, yani herkesin bir hatası var. Bu yüzden notlarınızı öğrenmek için yarın size verdiğim saatlerde sırayla odama gelecek, hem notunuzu öğreniceksiniz hem de yanlışlarınızı göstereceğim.
Tuğçe, her ne kadar sonucunu merak etse de Melek Hoca'yla yalnız kalmak istemiyordu. Her ne kadar aralarında ilk sürtüşmelerinden başka bir şey yaşanmadıysa da kadının bakışları her zaman kendisini rahatsız etmişti. O aşağılar, küçümseyici, acıyan bakışlar... Kendisinin kızlara baktığı gibi bakıyordu. Sevmiyordu şu kadını, sevemedi bi türlü. Fakat yapacak bir şeyi yoktu. Akşam eve döndüğünde kızlarla iyi bi stres attı. Fakat Melek Hoca'yı kafasından bir türlü atamadı.
Tuğçe, Büşra ve Aslı ertesi gün derse girmeden önce Melek Hoca'nın odasının kapısında ki listeden saatlerine baktılar. Tuğçe ismini göremedi ilk başta. Aslı birazdan girecekti, Büşra ise 1 saat sonra. Tuğçe kızlara kendisini bulmalarını söyledi. en alttaydı. Son randevu onundu. Daha 5 saat vardı Tuğçe'nin girmesine. Derse girdiler, ardından Tuğçe kantinde saatini beklemeye başladı. Yine stres yapmıştı, Aslı ve Büşra karşısında oturuyordu. Ayağında ki spor ayakkabının bağcığının çözüldüğünü farketti. Diğerini de kendi çözdü. Tekini Büşra'ya tekini Aslı'ya uzattı.
T: Kızlaaar, bağlarmısınıız
Kantin tenhaydı, kalabalık sayılmazdı. Bi kaç kişinin bakışlarına aldırmadı Tuğçe, fakat kızlar o kadar rahat değillerdi. Kendilerini bir an için kötü hissetseler de güzelce bağladılar Tuğçe'nin ayakkabı bağcıklarını. Tuğçe'nin bu küçük oyunu kendisini rahatlatmıştı. Saatinin yaklaştığını farkedip Melek Hoca'nın yanına doğru gitmeye başladı. Kızlara da izin vermişti, onlar da arabalarına doğru yol aldılar. Tuğçe, her ne kadar biraz daha rahatlamış olsa da Melek Hoca'nın kapısının önüne geldiğinde yine içini bi huzursuzluk kaplamıştı. Yavaşça kapıyı tıklattı...
"Gir" sesini duymasıyla beraber Tuğçe yavaşça içeri girdi. Melek Hoca, her zamanki gibi çok şıktı. Kısa kollu beyaz bir gömlek, dizlerinin yaklaşık bir karış üstünde biten siyah etek, siyah fileli çorapları ve yine siyah bir stilettosuyla klasik fakat çok şık bi şekilde görünüyordu. Tuğçe, Melek Hoca'yı izlerken hoca, önündeki kağıtlardan başını kaldırmamıştı bile. Tuğçe, hocasının karşısında sabırla bekliyordu. Bi kaç dakika sonra dayanamayarak
T: Hocam sınav kağıdım için geldim.
M: Ne bu sabırsızlık tatlım. Bi saniye
Melek Hoca işlerini yavaşça halletti. Ardından kafasını kaldırıp gülümseyerek Tuğçe'ye baktı. Hala ayakta, ilk girdiği gibi bekliyordu. Sinir olduğu yüzünden belliydi. Melek Hoca daha şimdiden keyiflenmişti. Tuğçe'nin kağıdını gösterdi Tuğçe'ye.
M: Canım.. Vizeden başarılı bir not almışsın aferin. Fakat ben dönem başında ki bana ters konuşmandan dolayı biraz not kırdım. Al bak bakalım kaybettiğin puanlara.
T: Ama hocam...
M: İtiraz et demedim Tuğçe'cim. Önce kaybettiğin puanlara bak ardından beraber hepsini halletcez.
Tuğçe bir kaç dakika inceledi kağıdını. Hepsi emin olduğu sorulardı fakat hoca en ufak bi hatadan bile puan kırmıştı. Yazım yanlışından bile puan kırmıştı. Tuğçe sinirden titriyordu fakat elinden hiç bir şey gelmiyordu. Kağıdı hırsla Melek Hoca'nın masasına bıraktı ve arkasını dönüp sert adımlarla odadan çıkmak üzere kapıya doğru yöneldi. Tam elini kapının koluna uzatmıştı ki Melek Hoca'nın sesi kulaklarında çınladı.
M: Eğeeeer... Eğer o kapıdan bana bu tavırları sergileyerek çıkarsan, dersimden sittin sene geçirmem seni !
Tuğçe olduğu yerde durdu, yavaşça Melek Hoca'ya döndü. Melek Hoca lafına devam etti
M: Bak kızım, her şey benim elimde. Fakülte de nazımı geçiremeyeceğim kimse yok. Dersimden geçirmem dedim ya hani, eğer beni daha da sinirlendirirsen bu bölümden mezun bile olamazsın! İstersen işe küçük bi adımla başlayalım ve neler yapabileceğimi gör. Seni sınava girmedi olarak göstermek çok ta sıkıntı değil benim için. Kağıdını yırtar atarım bu kadar basit
Melek Hoca bu lafları söyledikten sonra masanın üstünden bi kağıt alıp Tuğçe'ye gösterdi. Arada ki mesafe çok yakın olmadığı için yazıları okuyamıyordu Tuğçe. Fakat demin baktığı kağıtla aynıydı, kendi vize kağıdıydı. Ardından kağıt, Melek Hoca'nın elleri arasından kayıp düştü. Tuğçe'nin bakışları kağıdını izlerken elinden bir şey gelmiyordu. Kağıt süzülerek Melek Hoca'nın ayaklarının dibine düştü. Tuğçe kendine geldi. Kendisinin sınav kağıdıydı o. Eğer o kağıdın başına bir şey gelirse haksız yere koca bi 0 yiyecekti. Hemen Melek Hoca'nın masasının yanında eğildi ve kağıdına uzandı. Melek Hoca ise hiç istifini bozmamış, bacak bacak üstüne atmış bir şekilde Tuğçe'yi izliyordu. Tuğçe, kağıda uzanamamıştı. Masanın altına biraz daha sokuldu, neredeyse Melek Hoca'nın ayaklarının dibine yatarak kağıda uzandı. Tam kağıdı tuttuğunu hissettiğinde, Melek Hoca, üstteki ayağını Tuğçe'nin elinin üstüne koyup biraz canını acıtacak şekilde bastırdı.