Hayallerin ve Gerçeklerin Dansı
Başarılı bir mühendistim, hayatımı da yıllarımı da bu sektöre harcamıştım. Akla gelmeyen yüzlerce sorun çözmüş, birçok defa şirketi sorunlardan kurtarmıştım. Bu nedenle de çalıştığım Holdingde çok seviliyordum. Fakat bir türlü beklediğim terfiyi alamamaktaydım. Bunun biraz da sebebi sanırım yaptığım işin lanetinden dolayıydı. Yükselebileceğim bir nokta daha kalmamış direktör seviyesinin bir altında müdürlüğümü sürdürüyor, aslında müdürlük kisvesi altında yine teknik danışmanlık yapıyor, kimsenin çözemediği sorunları çözüyordum. Hiç tahmin etmediğim birşey oldu yeni işe başlayavcak bir kişinin adını gördüm. özden G.... bu isim hiç yabancu gelmedi, facebook hesabıma baktım evet oydu... Ortaokul ve lisedeyken can arkadaşım. Sonradan evlenmişti. Eşinin soyadını aldığı için bir an tereddüt etmeme rağmen o olduğunu anladım.. O kadar yakındık ki, anlatamam her üzüntümde her sevincimde yanımdaydı... Liseden sonra yurtdışında okumuş ve yıllarca dönmemişti. Ne olmuş da dönmüş diyordum kendi kendime. İşe başlayacağı gün çok ama çok heyecanlıydım. Benim burada çalıştığımı bildiğini zannetmiyordum. İlk gün, Özden'i direktörümüz tek tek odalarla tanıştırmaya geldiğinde, özden'in yüzünü görmek beni çok mutlu etmişti. Tarifi mümkün olmayacak kadar çok değişmişti. Ortaokul ve lisa hayatım boyunca son derece güler yüzlü, dünya tatlısı hafif balık etli, miskin kız yerine atletik fizikli güzellik abidesi ve kesinlikle aynı sevimlilikle karşımdaydı. Boyu da uzamış gibiydi, sonra ayaklarına baktığımda gördüğüm stilettolar beni bir an için başka bir boyuta taşımıştı. Onu ilk kez bu şekilde görüyordum. Beni tanıdığını söylediğinde direktörümün yüzünü görmeliydiniz. Zira kendisi eminim Özden'den hoşlanmıştı. Özden odasına yerleşmeden direk elinde birer fincan kahveyle yanıma geldi. "Hatırladın mı dedi, ders çalışırken kahveleri hep sen hazırlardın, hep elinden almaya çalıştım, bir türlü fırsat vermezdin, bunca yıllık dostluğumuzda ilk kez ben sana kahve getirdim, sonunda başardım" diyerek gülmeye başladı. İşin doğrusu ben aslında hep Özden'in ayaklarına yakın olmaya çalıştım, onu hep beğendim ama sevgilim olmasını hiç istemedim, hep sahibem olmasını bana emir vermesini beni yönetmesini istedim. Her zaman domestik, destek olan iyi dostum oldu. Hatta birkaç kere ayağını bile öptüm olmadık bahanelerle, ama yine de işe yaramadı... Zira aman yapma biz eşitiz, ne gerek var, ayak da öpülür mü diyerek kaçardı. Sebebini domuz gibi biliyordum, benden hep hoşlandı, her seferinde ufak sinyallerle belli etti aslında.... Ben bir türlü yüz vermedim, her adım attığında kaçtım, hile yaptım... Hoşlandığım diğer kızları anlattım ki bana sinir olsun. Bahane edip ayağını öptüm ki acısını çıkartsın diye.. Bahaneler genelde tavla partilerinde oluyordu. Kahve yapardım, gidip yemek alırdım. ille de ben hizmet ederdim o da hiç sevmezdi.... Bilmiyorum, onun sahibem olmasını bana emirler verip yalvartmasını, arkadaşlarının yanında ayağına kapandırmasını istiyordum. Hatta bir keresinde kuzenine ders çalıştırıyordum. Benim matematiğim daha iyiydi, bizden bir yaş küçüktü kuzeni.... Ona da kahve hazırlamaya giderken sinirlenmişti, "sen sadece benim kahve arkadaşımsın" diyerek.... Kuzeninin kız olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım Ben bunları düşünürken dalmış boş boş bakıyordum. Bir anda elini gözümün önünde sallayarak, "gene nerelere daldın" diye beni gerçek dünyaya döndürdü... "Hala aklın kayıyor başka yerlere kimbilir nerelere daldın Barbaros yahu" diyerek güzel yüzünde harika bir gülümseme taktı yine. "Nerelerdeydin bunca zamandır Özden, neden hiç aramadın" diye sordum. Yüzünde bir durulma, bir hüzün belirdi. Biraz daha derine inmek için sorgulamaya devam ettim. "Seni üzdüysem özür dilerim, fakat parmağında yüzük göremiyorum, evlenmiştin, ne oldu kızım anlat işte" "Ne dememi bekliyorsun Barbaros, bitti işte" "Tamam da nasıl, ne oldu nasıl bitti anlatsana canım" Karşılıklı bir süre baktıktan sonra "beni öğle yemeğine götürürsen anlatırım" diyerek yine güzel yüzüne bir gülümseme taktı. Özden'in nasıl görüntüğünü merak edenler için eski hali değil ama şu anki haliyle Melis Durasi diyebilirim. Öğle yemeği için özel bir hazırlık yapmadım, her zaman yemek yediğim alışveriş merkezindeki restoranlardan birini tercih edebilirdik. Nitekim öyle de oldu, sonunda yemek yerken yavaş yavaş anlatmaya başladı. Eşi Özden'i aldatmaktaymış bunu farkettiğinde üzüntüsünden intihar etmiş. Kendisini aldatan eşi durumu öğrenip hastaneye giderken yolda kaza yapmış birçok insanının ölümüne sebep olmuş bu sebeple de hapse girmiş. Yaşadıkları ülke kanunları doğrultusunda boşanma davasını açmış, fakat kocasının sayesinde vize almış olmasından dolayı bu süreci uzun tutmuş zira çalışma iznini kaybetmeyi istememiş... Sonunda da ağlamaya başladı. Biraz zor da olsa sordum "iyi de özden, sen hafif balık etliydin, bir de üstüne sürekli spor giyinirdin, moralin bozulunca sürekli tıkınırdın, nasıl oldu kızım bu durum, nasıl böyle oldun?" Gülerek cevap verdi, "böyle derken, fiziğimi mi soruyorsun, o kadar çok sıkılmıştım ki kendimi spora verdim, senin gibi herşeyi ayağıma getiren bir dostum da yoktu, ne yaparsın?" Deli olmuştum bu lafın üzerine, üstelik bunu öyle bir ses tonuyla söylemişti ki, oracıkta "kölem ol" diyordu bana sanki.... Keşke gözleriyle gözlerimin içine bakıp aniden aşağıyı gösterse de anında ayaklarına kapansam diyordum. Ertesi gün direktörüm benimle bir öğle yemeği yemek istedi, bayram değil seyran değil dedim, zira bunu calendar dan invitation olarak göderdi, ve resmi bir davetiyeyle yapmış oldu. Normalde odamın kapısından kafasını uzatıp "haydi BarBar, yemeğe" diye beni çağıran insan neden böyle yapmıştı acaba. Üstelik bana BarBar diyen gayet iyi diyaloğum olan yöneticim gönderdiği davetiyenin içine Barbaros Bey diye yazmıştı.... Birşeyler olacaktı evet ama ne??? "Barbaros, Özden ile tanışıyormuşsunuz, uzun zaman sonra ilk kez karşılaşmanıza rağmen senden çok büyük bir mutlulukla bahsetti. Demem o ki Özden ile çalışmaya karar verdik uzun süreli, sen ne diyorsun öncelikle onu sormak istedim" diyerek lafa girdi. Kendi kendime beni kovacaklar mı ulan diye düşündüm. Fakat ikimizin yapacağı işin birbiri ile alakası yoktu. Aslında vardı da, o benim yapacağım işi yapamaz diye düşünürken devamı geldi. "Uzun zamandır senin de terfi beklediğini biliyorum bu nedenle de bunu sana açıklamak istedim, terfin geldi evet, yakında IK dan duyurusu da gelecek, fakat ben bunca zamandır birlikte çalışmamızın hatrına kendim belirtmek istedim. Özden sana bağlı çalışacak, fakat endişelerim var... Senin açından bir sorun olacak mı bu?" Hem sevindim hem üzülmüştüm zira bu durum biraz karmaşık bir hal almaya başlamıştı. "Nasıl yani, ne gibi bir sorun olabilir Cengiz Bey" diye sordum. "BarBar, böyle güzel bir kadını ortaokul ve lise hayatın boyunca sivilcelerinin en çok azıttığı dönemde tanıyacak bu kadar yakın olacaksın ve hiçbirşey olmayacak, sen beni mi yiyosun oğlum?" diye soruyu yapıştırdı Cengiz Bey.. "Yanlışınız var, onu ilk kez böyle görüyorum, ve hiç böyle görmemiştim, o yüzden şaşırdım ama Özden ile aramızda hiçbirşey geçmedi, hatta geçmesini de düşünmedim" tabii ki de yalandı )) "BarBar, ne halt edersen et umrumda değil, işleri bok etmeyin yeter" diye kestirip attı. Anladığım kadarıyla bazı endişeleri vardı, ya da benim ağzımı arıyordu pezevenk.. Herşey mümkün olabilirdi, zira o Özden di ve bir tanrıça gibi görünüyordu.. Neler söylemeli, neler yapmalıydı bilemiyordum. Tek istediğim Özden'in ayağını bir an önce görmek diye geçirdim kafamdan.... Şimdi ne olacaktı? Bunca yıldan sonra ne bahaneler üretip ilerlemeliydim? Hiçbirşey düşünemiyordum. Ben bu kızın ayaklarına kapanmaya, ayaklarının altına girmeye çalışırken kızı şirkette bana bağladılar. Bir yolunu bulmalıydım. Hayatım bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı. Bunu iliklerime kadar hissediyordum... Öğle yemeğinden sonra masama döndüğümde masamda bir çiçek buldum. Ama öyle çiçekçiden alınmış getirilmiş değil, resmen koparılmış bir çiçek. Bir gelincik.. Kırmızı gelincik. "Ulan şirkette bilmediğim bi ibne mi var?" diye düşündüm... Zira hatunların hepsi evli barklı kadınlar, kimse de yok ki tahmin edebileceğim. Üstelik kim bilebilir benim gelincik seveceğimi?