Beni en çok üzen İlayda'nın bu haliydi aslında, onun kadar güzel bir genç kadını elden kaçırmak. Üstelik bu kadar güzel ayaklara sahip olması da cabası. Ben bu aptalca hülyalar içindeyken İlayda Hanım, beni o kadar korkutuyordu ki düşüncelerimin içinde bile İlayda diyemiyordum artık, "Sıra bende" diye atıldı. Karşı cevapsa Pelin Hanım'dan gelmişti. "Yanlışın var canım sıra bende, sen gittin mutfakta sündürdün adamı, İpek üstüne binip gezdi, sıra bende canım." İlayda Pelin'in haklı olduğunu kabul edip sırasını Pelin'e bırakmıştı. Pelin, o şirin kız, o sempatik olan Pelin bakalım bana neler yapacaktı....
Pelin çok sakin hareketler içinde evimin koridorlarında dolaşıyordu, sanki birşeyler arıyor gibiydi, "bana eziyet edecek birşeyler arıyor bu kesin" diye geçirdim içimden. Haklı da çıktım. Yatak odamdan bir kemerle geri dönüyordu.. Bu kemerle ne yapacaktı? Kırbaçlayabilir, boynuma takıp bana eziyet edebilirdi. O kadar yorgundum ki hangisinin daha kötü olacağını kestiremiyordum bile.
Pelin Hanım'ın diğerlerinden daha kibar ve tatlı bir kız olduğunu düşünsem de, bana ilk köle diyen kendisi olmuştu. İlayda Hanım'ın eziyetlerini bir nebze anlayabiliyodum, zira kendisinin beğenip hoşlandığı adam figürünu alt-üst etmiştim, istemeden de olsa. Bu da onu bir hayli sinirlendirmişti.
Ben bunları düşünürken Pelin Hanım geldi. Kemerin tokasını açık bir şekilde boynuma geçirdi,böylece kemer ne kadar gerilirse benim nefes almam o kadar zorlaşacaktı.
"Biraz da ben eğleneyim seninle kölecim, şimdi senden istediğim şeyler var. Öncelikle hoşuma gidecek birşey bul ve beni eğlendir. Eğer bulamazsan başına bu gelir" diyerek sol ayağını sağ omuzuma bastırarak kemeri sıkıca gerdi. Nefes alamaz hale gelmiştim. Dengemi kaybedip sırtüstü yere düştüm. Pelin Hanım ise sanki bunu bekler gibi, ki belki de yapmaya çalıştığı buydu, ileri bir adım daha atıp bu kez sağ ayağıyla çıplak göğsüme basıp kemeri eline dolayıp daha fazla çekmişti. Nefes almak gittikçe zorlaşıyordu. Ben ne yapacağımı bilmiyordum. Başım dönmeye gözlerim kararmaya başlamıştı. Ben bu kadar zor durumdayken, o tatlı şirin kız, diğer ayağıyla da göğsüme bastı. Tamamen göğsümün üzerindeydi artık.
"Ayağımı öpmek için yalvaracaksın, ne kadar iyi yalvarırsan o kadar gevşetirim kemeri." Gerçekten korkmuştum, en şirin, en sakin kız, en acımasız şeyleri uyguluyordu üzerimde. Hem hoşuma gidiyor, hem de korkutuyordu.
Neden sanki ayaklarını uzun uzun yalatıp, yıkatıp suyunu falan içirmezlerdi ki?..
Neden bu kadar zalimlerdi?
Pelin Hanım bir ayağını yüzüme bastırmaya başlamıştı. Ayağının tabanını yüzümün yarısına kaplıyordu. Topuğu ağzıma parmak-uçları alnıma geliyordu. Gözümün üzerine ayağının tabanındaki kemik denk geliyor ve canımı yakıyordu.
Pelin Hanım ayağını yüzümden çekip yüzüme bastığı ayağının tabanıyla sol yanağıma sert bir ayak tokadı patlattı. "Yalvar köle, yok yok tasman da var, artık köpek oldun. Yalvar köpek." Diğer kızlar oldukça eğleniyor, özellikle İlayda kahkahalar atıyordu.
Bütün bunlar birkaç saniyede gerçekleşirken ben oldukça zor anlar yaşıyordum. Konuşmaya çalıştıkça boğazımdaki kemer genzimi acıtıyor, gözümden yaşlar akıyordu. Bunu gören Pelin Hanım kemeri gevşetip o güzel ayağını yüzüme dayadı. Ayak parmaklarıyla burnumu sıkıp ayağıyla da ağzımı tıkamaya çalıştı. Bunu yaparken de başıma büyük ölçüde ağırlığını verdiği için canım yanıyordu.
Sonunda üzerimden inip kemeri iyice gevşetti. Tasmamı İpek ve İlayda Hanımlara verip, "şimdi bu köpek ayağımı öpmek için yalvaracak, beğenirsem ayağımı öptüreceğim, tasma sizde kalsın kızlar" diyerek bir sandalye çekip oturdu.
Karşısında dört ayak bir şekilde yalvarmaya başlamıştım. "Pelin Hanım, yalvarıyorum izin verin ayağınızı öpmeme, sizin güzelliğinize, gücünüze hayranım, sizin sayenizde yaşıyorum, hayatımı bağışladınız teşekkür ederim, yalvarırım izin verin ayağınızı öpeyim." Bir yandan yalvarırken bir yandan da yere kapanmış bastığı parkeyi öpüyordum. ızinsiz ayağını öpmeme kızabilirdi.
"Bak köpek, ayağımı 5 kere arka arkaya öpebilirsin. Sonra cezalar bitecek. haydi dene bakalım"
Ben farkında olmadan bana ayak tanıma oyunları için hepsi tek tek cezalar vermişti. Üstlik gözüm kapalı hepsinin ayaklarını tatlarından ayırt edebilmiş olmama rağmen..
En acı vereni buydu diye düşünüyordum. İlayda Hanım'ın söylediği aklıma gelince ise içim tekrar cız etti. --Seni birkaç defa Shaft'da görmüştüm, çok da beğenmiştim, birkaç kez yanına gelip senden hoşlandığımı, hatta geceyi seninle geçirmek istediğimi söylemeye niyetlenmiştim-- İlayda Hanım sevgilim olabilirdi, onun yerine bir defalık kölesi olmuştum. Yıllarca beraber olabilir, sabahlara kadar sevişebilir, aynı zamanda ayaklarını öpebilirdim...
Pelin Hanım'ın sert ayak tokadı beni kendime getirmişti, "ayağımı öp köpek..."
Hesaba katmadığım şey tasmaydı. Pelin Hanım ayağını öpmemi emrederken tasmamın ucunu İlayda ve İpek Hanımlarıma teslim etmişti. Ne kadar uğraşsam da ikisi de tasmamı çok sıkı tutuyorlar ve ben ne kadar çabalasam da kemer gerildiği için nefes almam zorlaşıyordu. İpek Hanım tombul bir hatun olduğu için, momentum avantajını kullanıyor, iki ayağını birden popoma dayayıp oturduğu koltuktan İlayda Hanımla birlikte tasmamı geriyordu.
Bense Pelin Hanım'ın ayağına yaklaşıp öpmeye çalışıyordum.
İlk öpücüğü tabanına kondurdum, fakat kemer çok gerildiği için genzime bir darbe almış gibi acı çekiyordum.
Sonra ikinci, fakat Pelin Hanım o güzel ayağının tabanını her seferinde uzaklaştırıyordu.
Ben bir köpek gibi ileriye atılmaya çalıştıkça nefesim kesiliyor, her denememde acıdan gözlerim kapanıyor, gözümü her açtığımda bundan keyif aldığını gözlerinden okuduğum acımasız Pelin Hanım'ın o şirin tatlı gülümsemesini görüyordum.
Pelin Hanım ayağını bana yaklaştırıyor, ben ileri atıldıkça geri çekiyordu. Beni inanılmaz bir şekilde aşağılıyorlardı. Ben nefes alamaz hale gelinceye kadar devam ettirdiler.
Bu çabalarımdan birinde Pelin Hanım ayağının tabanıyla yüzümün ortasına sertçe vurdu, epey bi sersemleyip yere düştüm. Darbeyi karşıdan aldığım için sağ tarafıma doğru salınıp keyifle içkisini içen Ayça'nın uzandığı okuma kolduğunun dibine devrilmiştim.
Ayça'ya yalvarmaya başladım. "Ayça ne olur yardım et, benim hiç gücüm kalmadı, sana yalvarıyorum bana yardım et, hani sadece senindim, mahvediyorlar beni." Ayça'yı hiç bu kadar sert hareketler yaparken görmemiştim, bir anda ayağa kalktı, kızların canına okuyacak diye düşündüm. Sert bir ses tonuyla "hepiniz gelin buraya" diye emir verdi ve devam etti. "Bakın şuna benden merhamet diliyor. Bunu benden dilememesi gerektiğini öğretin şu böceğe" dedi ve gözlerimden akan yaşlardan ıslanmış yüzüme bakıp sanki ayağının altında bir böceği ezermiş gibi yüzüme ayağıyla bastırdı. Sadece burnuma basıyor canımın daha çok yanmasını sağlıyordu. O anda ayağını öpmeye çalışmanın aptalca olduğunu düşündüm ve hiçbir tepki vermeksizin bana ezieyet etmesini bekledim. Ayça diğer tüm kızlardan daha hiddetli cezalandırıyordu. Diğerlerinden çok ondan korkmuştum.
Ben daha çok ağlarken, Ayça ayağını kaldırıp yüzüme birkaç sert ayak tokadı daha patlattı ve sonra yeniden yerine oturup İlayda ve İpek'e dönerek "Ayağımın altı bu böceğin gözyaşlarıyla kirlendi kızlar" dedi. İpek ve İlayda tasmamı Pelin'e verip adeta yarışırcasına Ayça'nın ayaklarını temizlemeye koştular. Ayça ayaklarının altını kızlara yalatırken, Pelin'e dönüp devam etmesi gerektiğini söyledi.
Pelin Hanım kemeri kendisi tutup bir ayağını göğsüme, bir ayağını da yüzüme dayayarak ayağının altını öptürmeye devam ediyor, bir yandan da kemeri gererek canımı yakıyordu.
Ne kadar zaman geçtiğini artık kestiremiyordum ki kızlar Ayça'nın ayağını bırakıp tekrar kemeri aldılar ve aynı pozisyona geçtiler. Pelin Hanım ayağını uzatıp geri çekerek bana eziyet etmeye devam ediyordu.
Gözlerim kararmaya başlamıştı, başım dönüyor, gittikçe gücüm kesiliyordu. Dayanamayıp son bir gayretle Pelin Hanım'ın ayağını yakaladım, Pelin Hanım kahkalar atarak "köpek ayağıma kavuştu sonunda bırakın kızlar tasmasını" diyerek beni aşağılayan kahkahalarına devam etti.
Pelin Hanım'ın ayağının altına yapıştırdığım yüzümden süzülen yaşlar onun ayak parmaklarına akıyordu. Gördüğüm tek şey Pelin Hanım'ın tabanıydı parmak aralarından baktığımda ise o inanılmaz şirin gülümsemesi ve gamzeleriydi. Hem bu kadar şirin, hem bu kadar güzel, hem bu kadar acımasız nasıl olunabilirdi?
Pelin Hanım ayağıyla beni yere doğru itti. Yere yüzükoyun düşüp kalmıştım. Öksürüyordum ve yorgunluktan kıpırdayamıyordum.