- Bölüm
Gül, Ali’nin hizmetinden ve itaatinden o kadar memnun kalmıştı ki, artık onu sadece evde değil, dışarıda da küçük düşürmekten büyük zevk almaya başlamıştı. Ali’nin başkalarının yanında utanması, yüzünün kızarması, gözlerinin dolması, çaresizce “Efendim” diye mırıldanması… Bunlar Gül’ün içindeki dominant kadını daha da coşturuyordu. Ali’nin utancından zevk alıyordu; her seferinde daha ağır, daha görünür aşağılamalar planlıyordu.
Bir cumartesi öğleden sonrası, Muğla’nın merkezindeki kalabalık bir alışveriş caddesinde yürüyorlardı. Gül siyah dar bir elbise, diz üstü siyah çorap ve 10 cm ince topuklu siyah ayakkabılar giymişti. Ali arkasından yürüyordu, elinde Gül’ün alışveriş poşetleri. Gül birden durdu, bir kafe önüne geldiklerinde.
“Köle, yere diz çök. Ayakkabımın topuğunu sil. Tozlanmış.”
Ali etrafına baktı. Cadde kalabalıktı; insanlar geçiyor, kahve içenler, alışveriş yapanlar… Birkaç kişi dönüp bakmaya başladı.
“Efendim… burada mı?” diye fısıldadı titreyerek.
Gül kaşlarını kaldırdı, sesini yükseltti:
“Burada dedim. Diz çök. Herkes görsün kölem olduğunu.”
Ali’nin yüzü kıpkırmızı oldu. Dizleri titreyerek yere çöktü. Poşetleri yanına koydu, mendil çıkardı ve Gül’ün sağ topuğunu silmeye başladı. Topuk yere değdiğinde hafif bir “tık” sesi çıktı. Yan masadaki iki genç kız fısıldaşıp güldü. Bir adam telefonunu çıkarıp fotoğraf çekti. Gül gülümsedi, sesini daha da yükseltti:
“Daha hızlı sil köle. Toz kalmasın. Herkes baksın, senin işin bu.”
Ali’nin gözleri doldu. Utançtan kulakları yanıyordu. İnsanlar durup izliyordu. Gül’ün içinden büyük bir zevk dalgası geçti. Ali’nin çaresizliği, titreyen elleri, kızarmış yüzü… “Evet, tam böyle… utansın, ezilsin,” diye düşündü.
Sonra Gül eğildi, Ali’nin kulağına fısıldadı:
“Köle seni başka bir kadına kiralayıp para kazanmak istiyorum. Haftada bir gün başka bir Hanım’a göndereyim seni. Ayaklarını yalarsın, evini temizlersin, ben de para kazanırım. Ne dersin?”
Ali’nin gözleri faltaşı gibi açıldı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Diz çökmüş halde yalvarmaya başladı:
“Efendim… lütfen… yapmayın… Yalvarırım… Başka kadına göndermeyin… Ben sadece sizin kölenizim… Lütfen… Sizden başka kimsenin… Yalvarırım Efendim…”
Gül yukarıdan izledi, sesini alçaltmadı:
“Ağlama köle. Düşün bakalım. Başka bir kadının ayaklarını yalamak, burnunu kokusuna gömmek… Senin için utanç verici olurdu değil mi? Ama bana para kazandırır.”
Ali hıçkırarak başını salladı:
“Lütfen… göndermeyin… Ben sizinim… Sadece sizin…”
Gül bir süre sustu, sonra ayağını Ali’nin omzuna bastırdı.
“Tamam köle ağlama. Başka kadına göndermeyeceğim. Sen kölem de olsa kocamsın. Başka bir kadınla paylaşmak istemiyorum. Ama… kardeşim Merve’nin ayaklarını yalatabilirim sana. O kötü niyetli değil. Sadece eğlenir. O zaman utanırsın ama paylaşılmış olmazsın.”
Ali’nin gözyaşları durdu, başını eğdi.
“Emredersiniz Efendim…”
Gül gülümsedi. İçinden “Merve’yi bir kez daha davet edeyim…” diye düşündü.
Bir hafta sonra Merve tekrar geldi. Gül onu kapıda karşıladı, sarıldı. Ali içeride diz çökmüş bekliyordu.
Merve içeri girer girmez güldü:
“Abla… yine mi? Bakıyorum hâlâ aynı pozisyonda.”
Gül koltuğa oturdu, Merve yanına geçti. İkisi de rahat kıyafetler içindeydi; Gül siyah ince çorap ve topuklu, Merve ise çıplak ayakla.
“Köle, gel buraya. Merve Hanım’a da hizmet edeceksin. Önce benim ayaklarımı çıkar, sonra Merve Hanım’ınkileri.”
Ali emekleyerek yaklaştı. Önce Gül’ün topuklularını çıkardı, çoraplı ayaklarını öptü, yaladı. Sonra Merve’nin çıplak ayaklarına geçti. Merve’nin ayakları 38 numara, ince, bakımlı, tırnakları kırmızı ojeli. Ali burnunu tabanına gömdü, derin nefes aldı. Merve güldü:
“Abla… bak nasıl kokluyor. Gerçekten eğitmişsin.”
Gül bacak bacak üstüne attı.
“Şimdi ikimizi birden yala köle. Sırayla. Önce benim tabanımı, sonra Merve’nin parmaklarını.”
Ali önce Gül’ün çoraplı tabanını yaladı. İnce naylon dilinde kayıyordu, ayak kokusu başını döndürüyordu. Sonra Merve’nin çıplak ayaklarına geçti. Parmaklarını tek tek emdi, tabanını diliyle temizledi, topuk çukurunu yaladı. Merve ayak parmaklarını Ali’nin diline bastırdı.
“Derin em köle… ablamın kölesiymişsin gibi em.”
Ali inledi. İki kadının ayakları arasında gidip geliyordu. Gül ve Merve birbirlerine bakıp gülüyorlardı.
Merve: “Abla… bunu gerçekten seviyor mu? Bak gözleri nasıl parlıyor.”
Gül: “Seviyor tabii. Utansa da seviyor. Bak şimdi ikimizin ayaklarını aynı anda koklasın.”
Ali iki ayağı birden burnuna yaklaştırdı. Gül’ün çoraplı tabanı ve Merve’nin çıplak tabanı… Kokuları karıştı. Ali derin derin kokladı, gözleri kapandı.
Merve kahkaha attı:
Gül ayağını Ali’nin yanağına bastırdı.
“Yeter köle. Şimdi masaj yap ikimize de. 30 dakika.”
Ali diz çökmüş halde iki kadının ayaklarını ovuşturdu. Gül’ün çoraplı ayaklarını sıktı, Merve’nin çıplak parmaklarını açtı. İki kadın sohbet ediyor, arada Ali’ye “Daha sert ov”, “Parmak aralarını unutma” diyordu.
Ziyaret bitene kadar Ali iki kadına da hizmet etti: Kahve getirdi, ayaklarını yaladı, masaj yaptı. Merve giderken Gül’e sarıldı:
“Abla… çok eğlendim. Tekrar gelirim.”
Gül gülümsedi. “Gel tabii. Kölem hazır bekler.”
Kapı kapandığında Gül Ali’ye döndü:
“İyiydin köle. Utandın mı? Başka kadının ayaklarını yalarken?”
Ali başını eğdi, sesi titredi:
“Evet Efendim… Çok utandım… Ama sizin emrinizle…”
Gül saçlarını okşadı.
“Güzel. Utancın beni mutlu ediyor. Şimdi küçük odana git. Yarın yeni bir gün.”
On yedinci bölümde istediklerim
Gül aliyi yalvartmaktan çok zevk aldığını keşfetmişti. Ali yalvardıkça içindeki dominant ruhu da besleniyordu. Alinin yalvarmaları gülün komiğine gidiyor gülüyordu. gül aliye ayaklarını koklama yasağı vermişti. Sabah kahvaltı masasında kahvaltı ediyordu ali hemen ayaklarının dibinde yerdeydi. Gül bacak bacak üzerine atmıştı havadaki ayağı alinin burnuna birkaç cm mesafedeydi hatta gülün ayağının doğal ten kokusu alinin burnuna geliyordu. Gül özellikle öyle yapıyordu ali iyice azsın ama koklayamasın istiyordu. Gül yukardan seslendi aliye. Bana bak lan sanki ayağımı çaktırmadan koklamaya çalışıyor gibisin. Sen beni salak mı sanıyorsun lan. Hele bir kokla ağzına yüzüne sıçarım senin. Gül o gün bir arkadaşıyla buluşacaktı. Kahvaltısı bittikten sonra ayağa kalkıp gel ve hazırlanmama yardım et köle dedi. Giyineceği kıyafetleri aliye hazırlamasını emretti. Gri mini eteğini, krem rengi ipek bluzunu ve ten rengi ince çoraplarını giyecekti. İçine de beyaz sütyen ve beyaz tanga. Ali Gülün giyinmesine yardım ederken elleri gülün tenine ve ayaklarına değince içi elektrik çarpmış gibi oluyordu. Akşam gül eve döndü ayakkabılarla salona geçip koltuğa oturdu. Bacak bacak üzerine attı. Bluzunun üst düğmelerini açtı, göğüs çatalı görünüyordu. Mini eteğini daha da sıyırdı bacaklarının çoğu görünüyordu. Amacı aliyi daha fazla çıldırtmaktı. Ali buraya gel dedi. Ali hemen gelip diz çöktü. Masaj yap ayaklarıma dedi. Ali ayakkabısını çıkarıp ayağı avuçları arasına aldı ama o bacaklar, göğüs çatalı…ali eriyordu. Avuçlarının içindeki ayaktan gelen koku aliyi büsbütün çıldırtmıştı üstelik. Gül bunu farketti ve içinden gülüyordu. Ali dayanamadı artık koklamak için yalvarmaya başladı. Gül düşündü, bir süre sessizlikten sonra pekala köle ama sadece iki nefes koklayacaksın üçüncüyü koklarsan ağzına sıçarım dedi ayağını burnuna yaklaştırdı. Ali derin derin iki nefes çekti ve ayağını geri çekti gül. Ali bu sefer boşalmak için yalvardı. Gül bir süre düşündü ve hayır köle bugün artık başka bir izin yok abartma. Ali lütfen Efendim diye ısrar edince gül kızdı. Lan bak beni daha fazla sinirlendirme pipini kökünden kesip alıveririm. Boşalma derdin de olmaz. İstermisin?
Ali: hayır Efendim lütfen kesmeyin
Gül: o zaman siktir ol git akşam yemeğimi hazırla
Ali: emredersiniz Efendim
- Bölüm
Gül, Ali’yi yalvartmaktan inanılmaz bir zevk aldığını fark etmişti. Ali ne kadar yalvarırsa, Gül’ün içindeki dominant ruh o kadar besleniyor, güçleniyordu. Ali’nin titreyen sesi, gözlerindeki çaresizlik, diz çökmüş halde yalvarışı… Gül’ün komiğine gidiyordu. Gülüyordu bazen, alaycı, küçümseyici bir kahkaha. “Ne kadar zavallısın köle… Yalvarıyorsun, değil mi?” diye içinden geçiriyordu.
Bir sabah kahvaltı masasında Gül oturuyordu. Kahve fincanı elinde, tostundan küçük ısırıklar alıyordu. Ali hemen ayaklarının dibinde yerdeydi, diz çökmüş, elleri dizlerinin üstünde. Gül bacak bacak üstüne atmıştı. Havada sallanan sağ ayağı Ali’nin burnuna sadece 3-4 cm mesafedeydi. Gül özellikle öyle yapıyordu – ayağını hafifçe öne uzatıyor, tabanını Ali’nin yüzüne doğru çeviriyor, doğal ten kokusunun (hafif sabun ve deri karışımı) Ali’nin burnuna ulaşmasını sağlıyordu. Ama yaklaştırmıyordu. Sadece kokunun ulaşacağı kadar yakın tutuyordu.
Ali’nin burun delikleri genişliyor, derin derin nefes almaya çalışıyor ama tam kokuya ulaşamıyordu. Gözleri faltaşı gibi açılmış, dudakları aralanmıştı. İçindeki ateş dayanılmaz hale gelmişti.
Gül yukardan seslendi, sesi sert ve alaycı:
“Bana bak lan. Sanki ayağımı çaktırmadan koklamaya çalışıyor gibisin. Sen beni salak mı sanıyorsun lan? Hele bir kokla, ağzına yüzüne sıçarım senin.”
Ali başını hemen yere eğdi, sesi titreyerek:
“Hayır Efendim… Koklamıyorum… Özür dilerim…”
Gül kahkaha attı, kısa ve keskin. Ayağını hafifçe Ali’nin yanağına değdirdi, topuğunu yanağına bastırdı.
Gül kahvaltısını bitirdi. Ayağa kalktı, masadan kalkarken ayağını Ali’nin omzuna koydu, dengesini sağladı.
“Gel ve hazırlanmama yardım et köle. Bugün arkadaşlarımla buluşacağım.”
Ali hemen peşinden yatak odasına gitti. Gül gardırobun önüne geçti.
“Gri mini eteğimi, krem rengi ipek bluzumu, ten rengi ince çoraplarımı hazırla. İçine de beyaz sütyen ve beyaz tanga.”
Ali titreyen ellerle kıyafetleri çıkardı. Gül önce tangasını giydi – Ali’nin önünde, yavaş yavaş. Sonra sütyenini taktı. Ali’nin gözleri dolmuştu. Gül bluzunu giydi, üst düğmeleri açık bıraktı, göğüs çatalı hafifçe görünüyordu. Mini eteğini sıyırdı, kalçaları ortaya çıktı. Sonra ten rengi ince çoraplarını giydi – yavaş yavaş, ayak parmaklarından yukarı doğru çekti. Çorap bacaklarını sararken Ali’nin nefesi hızlandı.
Gül topuklu ayakkabılarını giydi, aynaya baktı.
“İyi görünüyor muyum köle?”
Ali yutkundu:
“Çok güzel Efendim… Muhteşemsiniz…”
Gül güldü, elini Ali’nin çenesine koydu, yukarı kaldırdı.
“Akşam döndüğümde ayaklarım yorulacak vitrin bakacağız, gezeceğiz. Hazır ol.”
Akşam 22:30 gibi Gül eve döndü. Ayakkabılarını çıkarmadan salona geçti, koltuğa oturdu. Bacak bacak üstüne attı. Bluzunun üst düğmelerini açtı, göğüs çatalı iyice ortaya çıktı. Mini eteğini daha da sıyırdı, bacaklarının çoğu görünüyordu. Amacı belliydi: Ali’yi daha fazla çıldırtmak.
“Buraya gel köle.”
Ali hemen diz çöktü, Gül’ün ayaklarının dibine.
“Masaj yap ayaklarıma. Ayakkabıları çıkar.”
Ali titreyen ellerle ayakkabıları çıkardı. Ten rengi ince çoraplı ayaklar ortaya çıktı. Gün boyu kapalı kalmış, hafif nemli ve sıcak. Ali avuçlarına aldı, ovuşturmaya başladı. Ama gözleri Gül’ün bacaklarına, göğüs çatalına kayıyordu. Erir gibiydi. Çoraplı ayaklardan gelen hafif koku burnuna doluyordu – deri, ter, Gül’ün teni… Üstelik chastity içindeki siki zonkluyordu.
Gül bunu fark etti. İçinden güldü. “Bak nasıl eriyor… Çıldırıyor.”
Ali dayanamadı. Ses titreyerek:
“Efendim… lütfen… ayaklarınızı koklamama izin verin… Yalvarırım… Dayanamıyorum… Kokusunu özledim… Lütfen…”
Gül bir süre sessiz kaldı. Düşünüyormuş gibi yaptı, ayağını hafifçe salladı.
“Pekâlâ köle… Ama sadece iki nefes koklayacaksın. Üçüncüyü koklarsan ağzına sıçarım.”
Ayağını Ali’nin burnuna yaklaştırdı – tam 2-3 cm mesafede tuttu.
Ali burun delikleri genişleyerek derin derin koklamaya çalıştı. Gözleri kapandı, inledi. İki güçlü nefes çekti. Kokuyu içine doldurmaya çalıştı. Üçüncü nefese uzanacağı anda Gül ayağını geri çekti.
“İki nefes bitti. Daha fazla yok.”
Ali inledi, yalvardı:
“Efendim… lütfen… bir nefes daha… Yalvarırım… Dayanamıyorum…”
Gül güldü, alaycı bir kahkaha.
“Hayır köle. Bugün başka izin yok. Abartma.”
Ali ısrar etti:
“Lütfen Efendim… Boşalmama izin verin… Yalvarırım… Pipim yanıyor… Lütfen…”
Gül birden kızdı, sesi sertleşti:
“Lan bak beni daha fazla sinirlendirme! Pipini kökünden kesip alıveririm. Boşalma derdin de olmaz. İster misin?”
Ali hemen başını salladı, korkuyla:
“Hayır Efendim… Lütfen kesmeyin… Özür dilerim…”
Gül ayağını Ali’nin yanağına bastırdı:
“O zaman siktir ol git akşam yemeğimi hazırla.”
Ali titreyerek:
“Emredersiniz Efendim…”
Kalktı, mutfağa gitti. Gül koltukta arkasından baktı, içinden gülümsedi:
“Yalvarışı… Çok tatlı. Daha çok yalvartacağım.”
- Bölüm
Gül, Ali’nin yalvarışlarından aldığı zevki artık gizlemiyordu. Her yalvarışta içindeki dominant ruh daha da kabarıyor, Ali’nin titreyen sesi, yaşlı gözleri, diz çökmüş hali Gül’ü kahkahalara boğuyordu. “Ne kadar komik… ne kadar acınası…” diye düşünüyordu. Yalvarışlar Gül’ün en büyük keyfi olmuştu.
O akşam salonda oturuyorlardı. Gül koltuğa yayılmış, bacak bacak üstüne atmış, ayaklarını hafifçe sallıyordu. Ali yerde diz çökmüş, başı öne eğikti.
Gül birden gülerek konuştu:
“Kölem… arkadaşlarımı çağırsam mı eve? Muğla’nın tanınmış sosyetik kadınları… Onların önünde seni aşağılasam? Diz çöktürsem, ayaklarımı öptürsem, belki çoraplarımı koklatsam… Ne dersin? Çok eğlenceli olurdu.”
Ali’nin yüzü bir anda bembeyaz oldu. Gözleri doldu, sesi titreyerek yalvardı:
“Hayır Efendim… Lütfen yapmayın… Yalvarırım… Çok utanırım… Başkalarının önünde… Lütfen… Yapmayın… Köleniz sadece sizin… Yalvarırım Efendim…”
Ali’nin sesi kırıldı, gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı. Gül bunu görünce kahkaha attı – yüksek, içten, alaycı bir kahkaha. Koltukta arkaya yaslandı, eliyle karnını tuttu.
“Aaah… bak nasıl yalvarıyor! Gözleri yaşlı, sesi titriyor… Çok komiksin köle! Sosyetik hanımların önünde diz çöksen, ayak öpsen… Utancından ölürdün değil mi? Hihihi…”
Ali başını iki yana salladı, hıçkırarak:
“Lütfen Efendim… Yapmayın… Ben sizin kölenizim… Başkalarına göstermeyin… Yalvarırım…”
Gül kahkahasını bastırdı, ayağını Ali’nin çenesine dayadı, yukarı kaldırdı.
“Tamam köle… Şimdilik çağırmıyorum. Ama yalvarışın çok hoşuma gitti. Daha çok yalvar bakalım.”
Ali’nin gözyaşları durmuyordu. Gül’ün kahkahası hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
O sırada Gül azmıştı. Koltuktan kalktı, yatak odasına geçti. Yatağa yüzüstü uzandı, elini şortunun içine soktu. Parmaklarını amına sürttü, klitorisini daireler çizerek ovuşturdu. Nefesi hızlandı, inledi. Ama birden durdu, parmağını çekti.
“Kölenin dili varken ben niye elimi yorayım ki?” diye düşündü gülümseyerek.
Yüksek sesle seslendi:
“Köle! Buraya gel!”
Ali hemen koşarak geldi, diz çöktü:
“Buyrun Efendim…”
Gül yüzüstü yatarken kalçalarını hafifçe yukarı kaldırdı. Şortunu ve tangasını sıyırdı, kalçaları tamamen açığa çıktı. Pürüzsüz, yuvarlak kalçalar, aralarında ıslak amı ve dar göt deliği görünüyordu.
“Oral seks istiyorum. Yala kıçımı ve amımı. Derin derin yala köle.”
Ali’nin içi gitti. Manzara karşısında nefesi kesildi. Gül’ün kalçaları, kokusu, ıslaklığı… Diz çöktü, başını eğdi.
Önce amını yalamaya başladı. Dili klitorisin etrafında döndü, dudaklarını emdi, dilini içeri soktu. Gül inledi:
“Ahh… evet… daha derin…”
Ali diliyle am deliğine girdi, ileri geri hareket ettirdi. Sonra yukarı çıktı, klitorisi emdi, dişleriyle hafifçe sıktı. Gül kalçalarını oynattı:
“Şimdi kıçımı yala… Göt deliğimi… Dilini sok.”
Ali diliyle göt deliğine geçti. Dairesel yaladı, dil ucunu içeri soktu, dışarı çıkardı. Gül’ün inlemeleri yükseldi:
“Ohh… evet köle… tam orası… daha hızlı…”
Ali hızlandı. Bir eliyle amını ovuşturuyor, diğer eliyle kalçayı ayırıyordu. Dili göt deliğinde gidip geliyor, amına dönüp klitorisi emiyordu. Gül’ün vücudu kasılmaya başladı.
“Ahh… yala… yala köle… ohh!”
Gül kalçalarını havaya kaldırdı, vücudu titredi. Amı Ali’nin dilinin etrafında kasıldı, sıvısı Ali’nin çenesine aktı. Uzun bir inlemeyle orgazm oldu. Vücudu sarsıldı, sonra yatağa yığıldı.
Nefes nefese:
“Aferin köle… Çok iyi yaladın…”
Ali başını Gül’ün kalçasına yasladı, nefes nefese:
“Teşekkür ederim Efendim… Köleniz mutlu…”
Gül gülümsedi, ayağını Ali’nin yanağına dayadı:
“Çık. Uzanacağım biraz.”