Bölüm 56: Oyun
Nihayet eve vardım. Akşam olmuştu. Yorgundum. Bitiktim. Gün boyu bilgisayar ekranına bakmak gözlerimi yormuştu. Ağrıyorlardı. Başım ağrıyordu. Ağrı kesici aldım bir tane. Suyla içtim. Yatağa yatmak istiyordum. Keşke şimdi Selda veya Yonca çağırsa da aşağılansam, onların ayaklarını yalasam diye düşünüyordum. O an kapı çaldı.
Kalktım. Gittim. Açtım.
Ecenaz. Pembe pijamalarıyla. Saçları dağınık. Gülümsüyor. Elinde boş bir şişe var. Şarap şişesi gibi. Yeşil cam.
"Ne işin var," dedim. "Bu saatte burada? Yonca Hanım görecek. Panikleriz."
Kıkırdadı. Sakin bir tonla konuştu. "Sende ne korkak şeysin. Halam yok bugün. Dışarıda. Gece geç saatte gelecek. Elinde de boş bir şişe var. Gördün mü?" Kaldırdı. Gösterdi.
İçeri aldım. Kapıyı kapattım. Kilitledim. Ses yapmasın diye.
Ecenaz hemen odada yere oturdu. Halının üzerine. Elindeki şişeyi yere koydu. Ortaya. Bakarak. Gözlerime bakarak. "Gel," dedi. "Otur yanıma. Şişe çevirmece oynayalım. Eğlenceli olur."
"Üç kişiyle oynanır," dedim. "Biz iki kişiyiz. Olmaz."
Ama kıramadım onu. Karşı olan duygularım. Aşkım. Tutkum. Beni aptal bir aşığa dönüştürdü. Sanırım. Evet dedim. Oturdum yanına.
"Dedim ki, şişeye ne gerek var. Bir sen sor, bir ben sorayım. Doğruluk mu cesaret mi? Böyle oynayalım." Kabul etti. Baş salladı. Gülümsedi. İlk ben soracağım dedi. Sıra onda.
Doğruluğu seçtim. Cesaretim yoktu. Onun yanında. Utanıyordum.
Ecenaz sordu. Gözlerinin içine baktı. Ciddi. Meraklı. "Şu ana kadar," dedi. "En ayıp ve iğrenç fantezin neydi? Anlat. Her şeyi."
Anlattım. Utanarak. Yutkunarak. İğrenç denir mi bilmem ama köyde. Yonca Hanım'la. Arabada. Footjob yapmıştım. Ve ayaklarına boşalmıştım sonra yalayıp yutmuştum. Hepsini.
Ecenaz kıkırdadı. Yüksek sesle. "Ay," dedi. "Çok ayıp. Çok güzel. Devam et."
Sıra bendeydi. Ecenaz düşündü. Doğruluğu seçti. Ben sordum. Kalbim çarpıyordu. "Benden," dedim. "Hoşlanıyor musun?"
Ecenaz baktı. Gözlerime. Ciddi. "Bumu," dedi. "Anlamadın mı aptal? Tabii ki hoşlanıyorum. Çok hoşlanıyorum."
Oh be. O da benden hoşlanıyor. Mutluyum. Uçuyorum. Cesareti seçtim.
"Pipini," dedi. "Çıkarıp bana göster. Sünnetli mi değil mi?"
Şaşırdım. "Kızım," dedim. "Pipi deme şuna. Pipilik yaşı çoktan geçti. Tabii ki sünnetliyim. Erkeğim ben."
Ve çıkardım. Sikimi. Utanarak. Elimle tutup gösterdim. Sikim sertti. Damarları belliydi. Morarmıştı. Kaskatı. Elimde titriyordu.
Ecenaz kikirdeyemiyordu. Ağzı açık kalmıştı. Bakıyordu. Gözleri irileşmişti. "Büyük," dedi. Fısıldayarak. "Güzel."
Sıra ondaydı. Doğruluğu seçti yine.
Sordum. "Hayatında," dedim. "İlk ne zaman seviştin? Ve kiminle?"
"Londra'da," dedi. "Lisede. On altı yaşındayken. Sınıfımdaki bir çocukla. O da benimle aynı yaşlardaydı. İlk seferimdi. Acıdı. Ama güzeldi."
Ecenaz'ın azgınlığı hoşuma gidiyordu. Yine cesareti seçtim.
"Elimi tut," ve sikinin üzerine koy. Hareket ettirmeden. On beş saniye tutmanı istiyorum."
Yavaşça elini tuttum. Sıcaktı. Yumuşaktı. Götürdüm. Sikimin üzerine koydum. Kımıldasa boşalacak gibiydim. Çok az kaldı. Tutuyordum kendimi.
On beş saniye. Saydım. Bir. İki. Üç. Elini bile kıpırdatmadı. Ama hoşuna gitmişti. Biliyordum. Tut desem oynayacaktı. Oyna desem oynayacaktı. Ama durdu. Bekledi. On beş saniye. Sonra çekti elini.
Ve cesareti seçti. Bu sefer Ecenaz. Kendi istedi.
"Eline," dedim. "Tükürüp bana yalat. Sonra aferin köpek gibi. Aşağılayıcı şeyler söyle. Beni köpek gibi. Yalat. Söyle."
Yüzü düştü. Morali bozuldu. "Yine mi?" dedi. Mırıldandı. "Halam yeterince yapmıyor mu sanki? Ama tamam." Elini ağzına götürdü. Tükürdü. Sıcak tükürük. Elinde. Bana uzattı. Yaladım. Dilimle. Emiyorum. Sıcak. Tuzlu.
"Aferin," dedi. Sonradan. "Köpek. İti. Benim köpeğim."
Bu sefer yine cesaret dedim. Ama başka bir şey oynamak istediğini söyledi.
"Ne oynayalım?" dedim.
Elini tekrar sikime koydu. Sıktı. Hafifçe. "Beni sikerken," dedi. "Boşalmak istediğinde. Amımın içine mi boşalırsın?"
Bu kız beni öldürecek. Kalbim duracak. Nefesim kesilecek.
"Sen, nereye istersen. Gözlerine bakıp. İstediğin her yer dedim."
"Arkadan," dedi. "Sikmeyi sever misin? Beni domaltıp. Sikmek hoşuna gider mi?"
"Anal denemedim," dedim. "Hiç."
Hemen eşofmanını indirdi. Altında külot yoktu. Çıplak. Beyaz. Tıraşlı. Amı göründü. Pembe. Islak. Bekliyordu.