Bölüm 46: Ecenaz
Beşinci kata vardım. Nefes nefese. Yorgun. İş günü. Ama heyecanlı. Yonca'yı görecektim.
Kapıyı çaldım. Ayak sesleri. Kapı açıldı. Yonca. Gülümsüyordu. Farklı. Daha neşeli.
"Adem," dedi. "Sen misin? Gel. İçeri. Bekliyordum."
Girdik. Salon. Kanepe. Sehpa. Ama... ama biri daha vardı.
Kız. Oturuyor. Benim yaşlarımda. Yirmi beş. Yirmi altı. Sarı saçlar. Uzun. Dalgalı. Mavi gözler. Beyaz ten. Güzel. Çok güzel. Alımlı. Bakımlı. Londra havası var. Kokusu farklı. Parfüm. Pahalı.
Baktım. Gözlerim gözlerine. Kalbim durdu. Sonra hızla çarptı. Aşk. İlk görüşte. Var mı bilmiyorum. Ama oldu. Oldu işte. Etkilendim. Kaptım. Aşık oldum.
"Adem," dedi Yonca. "Seni yeğenimle tanıştırayım. Ecenaz. Londra'dan geldi. Birkaç ay bende kalacak. Okuyor. Staj yapıyor."
Ecenaz kalktı. Gülümsedi. Dişleri beyaz. Düzgün. "Hala," dedi. "Bu o mu?"
Yonca cevap verdi. "Evet. Sana bahsettiğim Adem. Bu işte."
"Hoşgeldin," dedim. Ecenaz'a. Bakışlarımı çekemedim. Gözlerinden. Güzelliğinden.
Yonca'nın eli havada. Tokat. Sert. Yüzüme. Şok.
"Sen kim oluyorsun?" dedi. Sinirli. Gözleri alev. "Yeğenim Ecenaz'ın önünde yüz hizasındasın? Ayrıca ne bu samimiyet? Hoşgeldin mi? Hanımefendi demeyecek misin?"
Dondum. Utanç. Hemen. Dizlerimin üzerine çöktüm. Köpek gibi. Yerde. Başım önde.
"Özür dilerim," dedim. Yonca'ya. "Hanımefendi. Affedin."
Sonra döndüm. Ecenaz'a. Eğildim. Ayaklarına doğru. Yerden. Aşağıdan.
"Hoşgeldiniz," dedim. "Ecenaz Hanım."
Ecenaz kıkırdadı. Elini ağzına götürdü. Gülüyor. Hoşuna gitmişti. "Ay," dedi. "Bu çok tatlı. Çok şirin."
Ben şoktum. Hayatımda ilk defa. Böyle bir şey. Ve bunu Yonca'ya söyleyemezdim. Asla. Aşkımı. Ecenaz'a duyduğumu. Yasaktı. Ama hissediyordum. Kalbimde. Göğsümde.
Ecenaz sordu. Merakla. "Hala," dedi. "Bu Adem ne yapar?"
Yonca bana baktı. Gülümsedi. Kötü. "Her ne istersen," dedi. "Onu yapar. Değil mi Adem?"
"Yaparım," dedim. Sesim kısık. "Hanımefendi."
Ecenaz kıkırdadı. "Ay," dedi. "Bu çok şeker. Bişey. Ben bunu yerim hala."
Yonca bana baktı. Ciddi. "Adem," dedi. "Yeğenim onca saat uçakla geldi. Masa ol. Ayaklarını uzatsın. Dinlensin."
"Emredersiniz," dedim. "Hanımım."
Der demez. Ecenaz'ın önüne. Dört ayak. Masa oldum. Sırtım düz. Ellerim yerde. Dizlerim yerde.
Ecenaz kıkırdadı. "Hala," dedi. "Sen Mistress mi oldun?"
Yonca kızardı. "Hayır," dedi. "Adem'in sahibi oldum. Mistress de neyin nesi?"
Ecenaz şaşkın. "Hala," dedi. "Dalga geçme benle. Mistress olmuşsun. Yani sahibi."
Yonca söylendi. "Kızım," dedi. "Benimle İngilizce konuşma. Türkçe konuş. Anlamıyorum."
Ecenaz bacaklarını sırtımdan indirdi. Yere koydu. Bana baktı. Kıkırdadı. Gözleri parlıyordu. Hoşuna gitmişti.
Yonca kalktı. "Kalk Adem," dedi. "Yeğenimi yalnız bırak. Bizi. Çık dışarı. Bekle."
Kalktım. Ağrıyla. Kalbim kırık. Aşkım yasak. Ecenaz. Güzel Ecenaz. Ama gitmeliydim.
Çıktım. Kapı arkamdan kapandı. İçeride. Yonca ve Ecenaz. Konuşuyorlar. Ben dışarıda. Bekliyorum. Aşık. Ama köpek.