Yıldız, telefonun başında soğuk terler dökerken Gözde’nin şüphelenmesini engellemek için kurumsal soğukkanlılığını zorlayarak o yalan mesajı gönderdi:
Yıldız: Rica ederim Gözdecim, ne demek... Çağırdım bizim şirketin anlaştığı ajanstan birilerini, hemen hallediverdiler işte.
Gözde’nin cevabı gecikmedi, her zamanki gibi kısa ve yukarıdandı:
Ancak Gözde telefonu bıraktıktan sonra salonda çıplak ayakla yürürken içini garip bir huzursuzluk kapladı. Ev sadece temiz değil, adeta kutsanmış gibiydi. Çizim masasının üzerindeki milimetrik kalemlerin diziliminden, banyodaki havluların katlanış biçimine kadar her şey Elif’in o adanmışlık kokan tarzının bile ötesindeydi. Dışarıdan gelen, parasıyla çalışan hiçbir temizlikçi bir yabancının evine bu kadar büyük bir ruh, bu kadar muazzam bir özen koyamazdı.
Gözde bu şaşkınlıkla yirmi beş yıllık arkadaşı Yıldız’ı hafifçe iğnelemek ve Elif’e olan bağımlılığını tiye almak için tekrar yazdı:
Gözde: Yalnız elife gerek yokmuş valla, baya detaylı temizlemişler. Bana da numaralarını at bir ara, bunları tutalım.
Yıldız: Tamam canım, atarım bir ara.
Ev Kamerasındaki Sır
Gözde telefonu koltuğa bıraktıktan sonra salondaki kahve sehpasında duran kedi mamasını gördü. O an zihninde bir şimşek çaktı. Kedisi "Mırr" için salona ve antreye aylar önce kurduğu, telefonuna bağlı o gizli ev kamerasının kayıtları tamamen aklından çıkmıştı!
İçindeki o mimar merakı ve detaycılığı devreye girdi. "Kaç kişiymiş bunlar, nasıl çalışmışlar da Elif’ten daha temiz yapmışlar, bir bakayım şunların çalışma disiplinine," diyerek telefonundan kamera uygulamasını açtı. O günkü kayıtları geriye sardı, Gözde’nin evden çıktığı sabah saatlerine getirdi ve oynat tuşuna bastı.
Gözde, ekrana baktığı an ilk şokunu yaşadı.
Ekranda ne bir temizlik şirketi elemanı vardı ne de kalabalık bir ekip. Salonun ortasında, Gözde'nin en pahalı temizlik bezlerini kuşanmış, saçlarını arkadan alelade toplamış, üzerinde tasarım kıyafetleriyle Yıldız duruyordu. Yirmi beş yıllık o kibirli, her şeyi tiye alan, hayatta elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan Yıldız, dizlerinin üzerine çökmüş deli gibi yerleri ovuyordu. Gözde elini ağzına götürdü, gözleri faltaşı gibi açıldı. "Yıldız... Sen ne yapıyorsun?" diye fısıldadı. Arkadaşının kendisi için bu kadar küçülüp ev temizlemesine inanamıyordu.
Büyük Şok ve Mutlak Donakalış
Fakat Gözde henüz asıl büyük şoku, ruhunu sarsacak o muazzam kırılmayı yaşamamıştı. Gözleri ekrana kilitlenmiş bir şekilde, videoyu daha hızlı oynatarak son kısımlara, Yıldız’ın evden çıkmadan hemen önceki dakikalarına getirdi.
Gözde’nin nefesi tamamen kesildi, tüm vücudu buz kesti.
Kayıtlarda Yıldız, antrenin ortasında bezini yere bırakmıştı. Yüzünü, o pırıl pırıl parlattığı soğuk parkelere tamamen yapıştırmıştı. Gözde’nin sabah evden çıkarken topuklu ayakkabılarıyla bastığı her bir adımı, o asil kadının ayak izlerini tek tek, deli gibi, büyük bir huşu ve adanmışlıkla öpüyordu. Yıldız’ın yüzündeki o uysal, teslim olmuş, Gözde’nin aurası altında tamamen ezilmiş ifade kameranın gece görüş modunda bile netçe okunuyordu. Yerleri öpe öpe, Gözde'nin kokusunu içine çeke çeke antreden salona kadar sürünüyordu.
Gözde, elindeki telefonla koltuğun ortasında öylece donakaldı. Ne hissedeceğini, ne düşüneceğini bilemiyordu.
Elif’in aylardır önünde diz çökmesine, kendisine "Hanımım" demesine alışmıştı; ama şimdi, grubun diğer güçlü, akıllı ve her anlamda dengi olan kadını Yıldız da farkında olmadan Gözde’nin o muazzam, asil otoritesinin altında tamamen bükülmüş, onun bastığı yerleri öpecek kadar görünmez bir köleye dönüşmüştü. Gözde, elindeki telefon ekrana bakarken, evindeki o mutlak krallığın ve kendi asaletinin ne kadar korkunç ve çekici bir güce dönüştüğünü ilk kez bu kadar çıplak bir şekilde görüyordu.