Bölüm 18: Sabahın Ödülü
Sabah olmuştu, kalktım. Cebimde duran Deniz'e ait çaldığım kirli babet çorabını iyice kokladım. Nemli, terli bir koku. Sabunun hafif aromasıyla karışık, yoğun ayak teri. Taze peynir gibi mayhoş, ama tatlı bir burukluk. Burnuma çektikçe başım dönüyor, sikim kaskatı kesiliyordu.
Sonra da kirli donunu kokladım. Am kokusu, idrar, ter ve hafif bir sabun kokusunun karışımı. Keskin, yoğun, tahrik edici. Sanki doğal bir afrodizyak.
Kokladıktan sonra telefonumu çıkardım. Hem çorabı hem de donu koklarken kendimi çektim, Deniz'e gönderdim. Kısaca kokularını yazdım: "Am kokun, ter kokun, sabun kokun... Hepsi bir arada. İçime işliyor kokuların."
Deniz'den cevap gecikmedi. "Turşusunu kur hırsız, ne ara çaldın?"
"Denizciğim," diye yazarak cevap verdim. "Seni bu kadar yakından koklamak harika bir şey."
"Donumla çorabımı getir bana Fatih."
"Gel, kendin al," diye dalga geçtiğim bir mesaj yazdım.
Sonra çorabının tekini ağzıma soktum ve bir resim daha çekip gönderdim.
Hiç cevap yazmadı, sanırım kızdı bana.
Bir saat geçti neredeyse, hala cevap yazmadı. Tam iki saat sonra kapı çaldı. Açtım, Deniz.
Deniz'e takılarak, "Demek almaya geldin," dedim.
Deniz içeri girdi. Eteğinin altından donunu çıkardı, sinirli gibiydi. "Al, bunu da al," diyerek donunu ağzıma sokuşturdu.
Sonra çoraplarını çıkarıp suratıma fırlattı. "Bunları da al!"
O an Deniz'i umursamadan ayaklarına bakıp, dalga geçer gibi, "Ayaklarının harika olduğunu, daha önce söyleyen oldu mu?" dedim.
Deniz güldü. "Manyak."
Geçtik oturduk mutfağa. "Kahve içersin, değil mi?" diye sordum.
"Yap, içerim."
Makineden kahve yaptım, bir Deniz'e bir de bana.
Oturduk sohbet ediyoruz, ama gözlerim ayaklarında. Deniz farkında ama bir şey demiyor.
Farkında olmadan ağzımdan kaçtı. "Kız, anan ayrı sen ayrı deli ediyorsunuz beni." Farkında değilim, pantolonumu açmışım, sikimi çıkarmış, sıvazlıyordum sakince, yavaştan.
Bir an ağzı sulanmış sikime baktığını fark ettim Deniz'in. Ve o an sikimi sıvazladığımın farkına vardım.
Boxer'ımı ve pantolonumu çıkarıp yere sırtüstü uzandım. Sikim tamamen sertleşmiş, karnıma kadar uzanıyordu. Deniz'e baktım ve sakin bir sesle, "Gel, üstüme çık."
Deniz biraz tereddüt etti, yüzü kızardı. Yavaşça yaklaştı ve bacaklarını iki yanımda açarak üstüme oturdu. Ama henüz ayağa kalkmamıştı.
"Hayır," dedim. "Oturarak değil. Ayağa kalk, ayaklarını sikimin üstüne koy."
Deniz şaşırarak ayağa kalktı. Bir an duraksadıktan sonra sağ ayağını yavaşça sikimin üzerine koydu. Çok hafif bastırıyordu.
"Daha sert bas," dedim. "Ama şöyle, arabada gaz pedalına basar gibi. Ayağının tabanıyla bastırıp bırak, bastırıp bırak, ritmik olsun."
Deniz yüzü kızarmış halde başını salladı. Sağ ayağını sikimin üzerine koydu ve tıpkı gaz pedalına basar gibi yavaş yavaş bastırıp bıraktı. Her bastırışında sikim ayak tabanının altında eziliyor, bırakınca tekrar yukarı kalkıyordu.
"İşte böyle, güzel. Şimdi diğer ayağını da getir. İki ayağınla birden pedala basar gibi oyna. Birini bastırırken diğerini hafif kaldır, sonra değiştir. Sanki araba kullanıyormuşsun gibi."
Deniz utangaç bir şekilde diğer ayağını da getirdi. Artık her iki ayağı da sikimin üzerindeydi. Bir ayağıyla bastırırken diğerini biraz kaldırıyor, sonra yer değiştiriyordu. Sikim ayaklarının altında ezilip kalkıyor, ezilip kalkıyordu.
Deniz'in durumu ise gittikçe daha karışık bir hale geliyordu. Yüzü kızarıklıktan parlıyordu. Alnında ince bir ter tabakası belirmişti. Gözleri yere, ayaklarının altına bakıyor, bana bakmaya cesaret edemiyordu. Dudaklarını arada bir ısırıyor, nefesini tutup bırakıyordu.
Her bastırışında bacaklarının arasındaki sıcaklık artıyordu. Bunu fark etmişti ama belli etmemek için çaba harcıyordu. Ayaklarıyla pedala basar gibi ritmik hareket ederken, sikimin altında ezilip kabardığını hissediyordu.
Tam o sırada, daha önce çıkarıp kenara bıraktığı külodunu fark ettim. Uzandım ve elimi uzatıp o külodu aldım. Yavaşça yüzüme yaklaştırdım, burnuma dayadım ve derin bir nefes çektim. Sonra da ağzıma alıp koklamaya başladım. Külodun iç kısmını dilimle yoklarken, Deniz'in ayakları hala sikimin üzerinde ritmik olarak basmaya devam ediyordu.
Deniz ayaklarıyla pedala basar gibi hareketine devam ederken, ben de külodu ağzımda tutup kokusunu içime çekiyordum. Her bastırışında sikim ayaklarının altında eziliyor, ben de külodun kokusuyla daha da sertleşiyordum.
Kokuyor, Deniz ayaklarıyla devam ediyordu. Fatih sınırdaydı, birden boşaldı. Kalın sıcak fışkırmalar peş peşe geldi. İlk fışkırma Deniz'in ayak tabanlarına ve parmak aralarına yapıştı. İkinci ve üçüncü fışkırmalar daha güçlü çıktı, döller ayaklarından taşarak bacaklarına, bileklerine ve hatta yere kadar sıçradı. Sikim hala ayaklarının altında seğirerek son damlaları da akıtıyordu. Ağzımdaki külodu sıkıca ısırırken boğuk inlemeler çıkarıyordum.
Deniz ayağını çekmedi. Aksine, boşaldığımı görünce bir an duraksadı ama hemen ardından yavaşça basmaya devam etti. Yüzü kıpkırmızıydı, nefesi hızlanmıştı. Gözleri ayaklarındaki sıcak döllere kaydı. Dudaklarını ısırdı. Bacaklarının arasındaki ıslaklık artmıştı. Bunu belli etmemeye çalışsa da, ayaklarını hafifçe kaydırarak dölleri tabanlarına yayması, gözlerindeki parlaklık ve istemsizce aralanan dudakları her şeyi ele veriyordu. Hoşuna gittiği açıktı. İçinden geçen utanç ve zevk karışımıyla biraz daha bastırdı, sanki o dölleri ayaklarıyla ezmek istiyormuş gibi.
Sikim hala seğirirken, Deniz'in ayak tabanları sıcak ve kaygan hale gelmişti. O da bunu fark etmişti ama ayaklarını çekmiyordu. Sadece nefes nefese, utangaç bir şekilde basmaya devam ediyordu.
Boşaldıktan sonra hala nefes nefese yerde uzanıyordum. Sikim yavaş yavaş sakinleşirken, Deniz'in ayakları hala döllerle kaplıydı. Ona baktım ve gülümseyerek, "Denizciğim, tüm merhemim ayaklarında. İstediğin oldu sanırım," dedim.
Deniz ayaklarına baktı, sonra bana. Yüzü hala kızarık olsa da hafifçe gülümsedi. Sesinde hem utangaçlık hem de hafif bir sitem vardı. "Merhemimi aldım da, sen zevkten dört köşe oldun, ama ben burada kaldım."
"Denizciğim, merak etme. Sen de ikinci postada bana merhemini verirsin birazdan. Hele soluklanalım."